Bir varmış bir yokmuş... Yıllar yıllar önce karların her yerini kaplamış olduğu bu krallıkta bir matem günüymüş. Kral bu dünyadan göçmüş ve ardında büyük bir krallık ile çok daha büyük bir servet ve yas bırakmış. O bu zamana kadar krallığa gelen en merhametli ve en güçlü kralmış. Kralın bir de yirmili yaşlarında Egan adlı bir oğlu varmış.
Oğlu, çok daha yapılı ve ketummuş. Hep çatık kaşlarla gezermiş ama içinde babasından kalma bir şey daha varmış. Sevgi... Zaten bu yüzden güçlüymüş kral ama artık o yokmuş. Fakat göz ardı edilen bir şey varmış; kralın tahtı bir kehanetmiş. Her kim on üçüncü kraldan sonra tahta oturursa, aklı kara bir aşkla bulanır ve ilk üç günde krallığı etkileyecek bir hataya sapar. Kehanet buymuş ve yası tutulan kral, krallığın on üçüncü kralıymış.
Yeni kralın taç giyme töreni için bir gün beklenmiş...
Gün ağarmış, çoktan sabah olmuştu. Kış güneşi halkı selamlarken, krallık için hem acı hem de sevinç bir aradaymış artık. Yıllarca hüküm süren, merhametli krallarının ölümü ile sarsılan halk, acısının yanında aynı zamanda yeni kralın gelişiyle de seviniyordu; bu duygu karmaşası herkes için zordu.
Bütün saray halkı yeni kralın taç giyme töreni için toplanmıştı. Kralın tacını taşımak için eski kralın seçmiş olduğu yeni kralın sarayda ki yardımcısı; yer yer sarı işlemeye sahip olan fakat onun haricinde tamamen kırmızı olan saten ve iki avuç büyüklüğünde olan bir yastık taşıyordu. Ancak yastık tabii ki boş değildi. Saten yastığın üzerinde bulunan etrafı değerli mücevherlerle sarmalanmış, yedi küçük tepeye ve altın görünüme sahip olan kral tacının üzerinde mücevher ustaları tarafından tekrardan işlenmiş olan bu krallığın sembolü vardı.
Yeni kralın yardımcısı götürdüğü taç ile birlikte yavaşça krala yaklaştı. Burada uzun zamandır görev yapmış olsa da bu kadar kutsal bir şeye hizmet etmesi yardımcısı için bir ilkti. Kralın yardımcısı elleri titreye titreye fakat nazik dokunuşlar ile tacı krala götürdü. Ve ardından ihtişamlı tacı krala taktı. Devasa büyüklükteki salonun içerisine alkış ve ıslıklar hâkim oldu lakin bu çok kısa sürdü. Tam o esnada yeni kral Egan, yardımcısı olan kıza doğru başını kaldırdı ardından "Sen kimsin ve adın ne?" diye sormuş. Kız hemen elinde bulunan işlemeli yastığı kralın başvezirine vermiş, ellerini önünde birleştirmiş ve istemsizce başını aşağıya, yere doğru eğik tutan kız nihayet konuşmaya başlamış. "Beni kralımız seçmişti efendim... Yardımcınız olarak görev almaktayım. İsmim Eliza, efendim sizin ile tanışmaktan ve yardımcınız olarak görev almaktan şeref duyarım." Diz kapakları üzerinde eğildi ve başını yerden kaldırmadan doğruldu Eliza.
O sırada kral vezire taht hakkında bir şeyler söyledi ve ardından bir şövalyeye dışarı gitmesini anlatmak için elini salladı. Şövalye kralın eline gördüğü gibi "Emredersiniz," diyerek dışarı çıktı, döndüğünde ise beş kişilerdi. Yanlarında krallığın en yaşlı üyelerinden biri olan Nefra adlı büyük ve kehanet okuyucu bilge bir adam da vardı. Beş şövalye zorlukta tahtı kralın tam yanına taşıyıp sözü Nefra'ya bıraktı. Nefra, kehanetle ve yeni kral Egan'ın halkla ilişkileri hakkında bir konuşma gerçekleştirdi ardından Egan halka kısa ama etkileyici bir konuşma yaptıktan sonra halkın güvenini iki katına çıkardı.
Daha babası yani eski kralın yasını tutamadan tahta oturması... İşte bu düzeni hiç sevmeyecekti. Çünkü yanlış kararlar alabilirdi ve o hata yapmayı sevmezdi.
İşte tam da bu huyu ona kehanete giden yolda eşlik edecekti...
