Kurgunun gerçek kurumlarla veya kişilerle bir alakası yoktur. Kurgu tamamen hayal ürünüdür.
---------------------
Hayat bazen acılara rağmen gurur duymaktı. Yaşanan iç savaşlara rağmen gurur duymak... Gölgesine sığındığın bayrağın gururu. Öyle kudretli bir şeydi ki insanı sorgusuz her şeyi yaptırırdı.
Yüzüme dökülen buz gibi suyla gözlerimi araladım. Yaklaşık iki gündür saat başı yapıyorlardı bunu. Suyun içindeki buzlar yüzüme değince yaralarımı acıtıyordu ama bunu umursamadım. Yine ne saçmalayacak diye düşünerek kaldırdım kafamı.
Karşımda öfkesini gizlemeye çalışan bir gülüşle duruyordu. Bakımsız saçları ve sakalları birbirine karışmıştı. Puşisini boynuna sarmıştı. Kirden görünmeyen yüzüne yaralar da eklemiştim. Bu biraz da olsa beni rahatlatıyordu.
Yüzüm ne haldeydi bilmiyordum ama kan ve yaradan zor göründüğüne emindim. Karnımda bir bıçak yarası vardı ve iki gündür benimleydi. Çok kan kaybetmiştim. Gözlerim kayıyordu ama bilincimi açık tutmak için kendimi zorladım.
"Savciii! Beni özledin?"dedi bozuk Türkçesiyle. Konuşurken tükürük saçıyordu pislik.
"Çok özledim. Dedim nerede kaldı bu pislik bir posta daha dayak atsın."dedim ve yüzüne odaklandım. Ne yaptığımı ya da yapacağımı asla tahmin edemiyordu. O yüzden güldü kahkahalarla. "Çok istiyorsun sen dövülmek."dedi ve gülmeye devam etti. Pis yüzüne tükürmek istedim.
"Cık cık cık. Ayıp. Lafın sonunu dinlemeden konuşmaya başlanmaz."dedim ve daha da dikleştim. Ayaktaydım ve ellerim başımın üzerinde bir demire bağlıydı. Şöyle küçük bir detay vardı ki ben ellerimi yaklaşık on dakika önce çözmüştüm. Ama bu pislik o kadar dikkatsizdi ki bileklerimdeki bol halatı görmemişti bile.
"Bak savci. Sen onu serbest bıraktıracaksın, biz de seni rahat bırakacağız. Ama eğer ki bıraktırmazsan,"dedi ve elindeki silahı yarama bastırdı. Dişlerimi sıkmaktan çenem ağrımaya başlamıştı. " külahları değişiriz değil savci?"dedi ve yüzüme baktı.
"Az önce lafımı dinleseydin bunları söylemezdin emin ol. Ayrıca üç gündür bıkmadınız söylemekten. Ama olsun ben sabırlı insanım. Ama şu an değilim. Neden biliyor musun?"dedim ve ellerimi hızla indirip o pis yüzüne sert bir yumruğu geçirdim. O geriye sendelerken üzerine yürüdüm ama bana silah doğrultan üç kişi vardı. "Yerinizde olsam bana silah doğrultmazdım."dedim ama birinin parmağı tetiğe gittiği an önümdeki şerefsizin yakasından tuttuğum gibi kendime siper ettim. Bana sıkılan kurşun onun sırtına girmişti.
En yakınımdaki adamın silahına tekmeyi atıp yere düşmesini sağladım. Diğer yanıma dönüp bana yine sıkacak adamın çevik bir şekilde yanına geçerek silahını kavradım ve karşıdaki iki adama ateş etmesini sağladım. Yanımdaki pislik titriyordu.
Korkma ya seni daha az döveriz. Acıdım. Ama bir iki saniye falan! Senin de ecelin olacağız.
Silahın arkasını yüzünün tam ortasına geçirdim. Acıdan yere düştüğünde yerde kan gölünün ortasında yatan adama baktım. Adı neydi bunun? Hatırlamıyordum. Önemli de değildi zaten. Yere düşen adam kendini toparlamadan yerdeki silahı aldım ve göğsüne bir kurşun sıktım.
Yerdeki isimsiz şerefsize dönüp yanına eğildim. Gözleri açıktı ve bana bakıyordu.
"Bana her şeyi sordun,cevap alamadın orası ayrı ama bir soruyu atladın. Kim olduğumu sormadın."dediğimde sormak için ağzını aralamıştı ki kanlar akmaya başladı. O karşımda kan kusarken sakince izledim.
YOU ARE READING
GÜNEŞ DOĞANA KADAR
General FictionKaderler yazılmış, zarlar atılmış. Hayatına bakan ve başarı için savaşan bedenler... Karşılaşır mı bilinmez. Bu bir vatanına aşkını eken insanların hikayesi. Benimle olmaya var mısın?
