Etraf sessiz, odaya rutubetli bir hava hakim. Dışarda çiçeklere yağmur yağmakta. Ay tüm hüznüyle bulutların arkasına saklanmış, ışığıyla karanlık geceyi aydınlatmıyor bu sefer.
Beyaz saçlı, ahşap sandalyeye oturmuş bir zamanlar "bir ve tek" olanından geriye kalanlara bakıyor. 24 Aralık 2017. Biricik sevdiceğini son kez gördüğü, sesini son kez duyduğu tarih. Ellerine dokunduğunda hissettiği soğukluk hala aklında.
Sesini unutmaya başlamış yavaş yavaş. Yüzünü unutmasını engelleyen tek şeyin ise onca anı ve yaşanmışlıktan geriye kalan bu fotoğraflar olduğunun farkındalığıyla ağlıyor usulca.
Kimse duymuyor ağlamalarını, belki de ay bu yüzden saklanıyor diye düşünüyor. Kimsesi kalmamış şimdi. Bir başına.
Elinden tek gelen gündüz hiçbir şey olmamış gibi dolaşmaktı. Oysa gece olunca ne kadar kızıyordu o zamanlar kendine.
Hiçbir şey olmamış mı? Asla. Tüm o olanları nasıl unutsun? Peki ya gülüşmelerin, sevinç çığlıklarının havada uçuştuğu o zamanları?
En sonunda fotoğrafları masasının çekmecesine kaldırıyor. Kendinde ayağa kalkacak gücü bulunca yavaşça odada bulunan tek cama doğru ilerliyor. Yağmur damlalarının pencereye hücumunu seyrediyor.
Nerede hata yapmıştı? Bir ve tek olanının ellerinden kaymasını engelleyebilir miydi bir şekilde? Gençken onu bir kez kaybetmiş ve bunun yükünü uzun yıllar omuzlarında hissetmişti.
Peki şimdi. Şimdi onu ikinci kez kaybetmiş olmasının hüznü şöyle dursun onu sonsuza dek kaybetmişti. Bunu nasıl aşacaktı?
Her gece onun fotoğraflarına bakmak, yüzünü en ince ayrıntısına kadar incelemek... O tıpkı bir sanat eseri gibiydi beyazlı için.
Ünlü bir ressamın ince telli fırçalarıyla ustaca çizdiği bir resim, profesyonel bir fotoğrafçının ışığı ve netliği iyice ayarlayıp mükemmel anda çektiği bir fotoğraf, herkes tarafından bilinen bir heykeltraşın uzun zahmetler sonunda ortaya çıkardığı bir heykel.
O bunların hepsinden daha güzel ve özeldi.
Siyah gözlerindeki sonsuzluk, siyah ipeksi saçları. Pürüzsüz teni...
O zamanlar onun ne kadar muhteşem olduğunu düşünmekten asıl sorunu görememişti beyaz saçlı. Gözlerinin her geçen gün daha da boş göründüğünü, göz altı torbalarının gitgide daha da derinleştiğini görememişti.
Şuan öyle pişmandı ki. Bir şeyleri geç olunca fark etseniz bile gelmekte olanı durduramazsınız. Gelince de yapabileceğiniz tek şey değer verdiğinizin gitmesini izlemek olacaktır.
Beyaz saçlı da yalnızca izleyebilmişti işte. Şimdi düşündükçe içi sızlıyordu. Keşke diyordu. Keşke onun bu durumunu birazcık olsun daha erken farkedebilseydi.
"Suguru, sen kilo mu verdin?"
"Hayır, neyden bahsediyorsun sen böyle?"
Tek bir cümle. Baştan aşağı yalandan ibaret tek bir cümle. Ya o zaman ona doğruyu söyleseydi? Ya da beyazlı onun yalan söylediğini bir şekilde anlayabilse ve yardım etmek isteseydi?
Suguru, seni aptal. Sadece bana söylemeliydin. Birlikte bir şekilde üstesinden gelirdik, hep öyle yapmıyor muyduk zaten? Ahh, şimdi beni tek bıraktın işte. Bir başıma kaldım, ne yapacağım ben.
Beyaz saçlı yere çökmüş kendi kendine konuşmaya başlamıştı. Deliriyor sonunda. Yalnızlık delirtmişti onu. Yaklaşık bir saate yakın bir süre de konuşmaya devam ediyor...
En sonunda da kendini yatakta tavana bakarken buluyor. Bir süre tavanı izledikten sonra göz kapakları ağırlaşmaya başlıyor. Ne kadar çabalarsa çabalasın bu ağırlığa yenik düşüyor.
Yavaşça kapanıyor gözleri. Uykuya dalması da uzun sürmüyor. Oda artık tamamen sessiz. Sadece beyaz saçlının nefes alış verişi duyuluyor.
Bir anda nefes sesi yavaşlıyor. Gözünden bir damla gözyaşı yanağına doğru sessizce süzülüyor. Belli, belki gerçek hayatta vedalaşamadılar ama unutmamış o. Sevdiceği şimdi tam karşısında rüyasını süslüyor.
Yavaşça beyaz saçlıya yürüyor. Ellerini tutuyor, buz gibiler. Kısık sesle bir şeyler fısıldıyor. Sonra kafasını kaldırıp son bir kez gözlerinin buluşmasına izin veriyor.
Geri adımlarla geri gidiyor, bir süre sonra ise beyaz saçlı tekrar yalnız kalıyor. Ağlamaya başlıyor, bu sefer olanca gücüyle. Herkes duysun istiyor. Herkes görsün onu ne kadar sevdiğini.
Yanağına doğru süzülen ikinci damlayla birlikte geceye veda ediyor. Oda tekrar tempolu nefes seslerinden oluşan bir sessizliğe gömülüyor. Yağmur damlaları bile bozamaz şimdi bu huzuru.
Kafasının içinde şimdi sadece sevdiceğinin sözleri yankılanıyor:
"Satoru, üzgünüm. Lütfen bana kızma, eğer öteki hayat diye bir şey varsa emin ol seni bekleyeceğim. Ve geldiğinde de tekrar mutlu olacağız. Söz veriyorum."
____________________________________________________________________
AYAYAY SELAMM.
aslında bu tarz hikayeler yazmayı bırakmıştım ama bunu tekrar paylaşıyorum çünkü bir zamanlar gecemi gündüzüme katıp yazdığım bir şeydi. her ne kadar basit görünse de.
Umarım beğenirsiniz!!!
OY VE YORUM ATMAYI İHMAL ETMEYİN💘💘
