Aynadaki görüntüme bakınca yüzümün buruşmasına engel olamadım.Kendimle ve yüzümü kaplayan çillerimle hiçbir zaman barışık biri olamamıştım. Beni güzel bulanların aksine tek güzel yerimin mavi gözlerim olduğunu düşünüyordum. Gözlerim annemden bana kalan tek hatıraydı. Babam onu hatırlatan her şeyi tüm itirazlarıma rağmen acı çektirdiğini söyleyerek hayatımızdan çıkarmıştı. Annem altı yıl önce çok güzel bir tatilin ardından eve dönerken geçirdiğimiz kazada ölmüştü. Daha on iki yaşındaydım. Ama sanki dün olmuş gibi hatıralarım capcanlıydı. Okulun önünde beni almaya gelecek diye bekleyişlerim, geri döner diye kapının önünde sabahlayışlarım... sanki onu beklediğimi bilirse geri geleceğini düşünürdüm. Onun ölmesini kabullenememiştim. Gerçi şimdi de pek kabullenmiş sayılmazdım aslında. Sadece... alışmıştım galiba. O zamandan sonra babamla koca malikanede ikimiz yaşamaya başlamıştık. Tabi her yer annemin hatırasıyken bu pek de kolay olmadı. Bir yıl öncesine kadar... bir yıl önce babam artık dayanamadığını, ona her baktığımda annemi hatırlattığımı ve daha fazla acı çekemeyeceğini yazan bir mektupla beni yapayalnız bırakıp gitmişti. O sadece ona baktığımda gördüğü gözlerimden kaçmıştı. Ama ben hala o gözlere bakarak yaşıyor ve acıyı kalbimin en derinlerinde hissediyordum. Haksızlık değil miydi bu, o kaçabilmişti benden peki ya ben nasıl kaçacaktım kendimden? Aynaya her baktığımda annemi görmekten... derin bir iç çekip buğulanan gözlerimi kırpıştırdım. Artık benim evim kaldığım bu yurt, ailem de Merve idi.
" Arminaağğ" diye anıran Merveye bakıp gülümsedim. Bu kız beni tüm sıkıntılarımdan arındırabilen tek kişiydi. Beni baştan aşağı süzmesiyle gaza gelip podyumdaymış gibi yürüyüp kendi etrafımda döndüm ve saçlarımı arkaya atarak yorumlarını bekleyen gözlerimi ona diktim. Islık çalıp kahverengi gözlerini kısarak bana baktı.
" Orda da böyle kıvırtarak yürürsen ömrümün sonuna kadar hapishanelerde çürürüm. Ya da... birileri senin için kavga eder ve katliam olur."deyip tuvaletin tezgahına tek sıçrayışta oturdu.
Soran gözlerle ona baktım. Lafı dolandırmasını sevmiyordum.
"Yani güzel olmuşum?" Dedim ürkekçe.
Kafasını sağa sola salladığında yüzümü ellerimin arasına gömdüm. O kadar mı kötüydü? Şimdi nasıl hazırlanacaktım. Bütün gün böyle çirkin olmak için mi hazırlanmıştım yani?
" Hayır" diye düşüncelerimi doğruladı Merve
"Güzel olmamışsın...mükemmel olmuşsun salak"
Ellerimi yüzümden çekip homurdandım.
" Yüreğime iniyordu Merve. Sana kaç defa dedim lafı dolandırma diye? Ölüm sebebim olacaktın."
Kıkırdayıp yanıma geldi ve koluma girerek beni kapıya doğru süreklemeye başladı. İtiraz etmeden ona eşlik ettim. Bunun trafiği var daha. Yine de içimdeki burukluk bir an olsun beni bırakmıyordu. İlk defa Mervesiz bir yere gidiyordum. Onun bizim okulda olmaması çok üzücüydü. Şimdi gülebiliyorken bir saat sonra somurtmaktan başka bir şey yapamayacağımı bilmek karnımın ağrımasına neden oluyordu. Somurtup yan gözle Merveye baktım. O da bana ' yine ne var' bakışı atıyordu.
"Keşke sen de gelebilseydin" dedim titremediğini umduğum bir sesle. Şimdi o da somurtuyordu. Buz tutmuş ellerimi tutup güven verircesine sıktı ve gülümsedi.
"Ben orda olmayabilirim. Ama bu senin daha az eğleneceğin anlamına gelmez."
İkna olup olmadığıma baktıktan sonra olmadığımda karar kılmış olacak ki -olmamıştım da- devam etti.
"Bugün onlara gerçek Armina kimmiş göster. Zaten onları bugünden sonra bir daha görmeyeceksin. Bugünün tadını çıkartmaya bak sen."
Söylediklerini kafamda tarttıktan sonra haklı olduğuna kanaat getirdim. Bu gün onlara gerçekte kim olduğumu gösterebilirdim. Merve haklıydı. Gülümseyerek kafamı salladım ve kollarımı boynuna doladım.
" İyiki varsın" diye fısıldadığımda hızla benden ayrılıp olmayan gözyaşlarını sildi.
"Ağlatıcaksın beni şapşal hadi git artık" deyip beni dışarı itekledi. Ne ara kapıya ulaştığımızı bile anlamamıştım. Kapı tok bir sesle yüzüme kapanınca Merve'nin duyacağını bildiğim bir sesle
"Ayı kırdın kırdın" dedim.
"Ben de seni seviyorum aşkısıı" diye bağıran Merveyi arkamda bırakıp kendimi yurttan dışarı attım. Yüzüme çarpan soğukla titreyip kollarımı kendime doladım.
"Hadi bakalım Armina bu gece senin gecen" diye mırıldanıp taksiye durması için el yaptım. Bugün çok uzun bir gece olacaktı.
* * *
Müzik sesi kafamı şişirirken nefesimi dışarı verdim. Tek başıma ayakta durmaktan sıkılmıştım. Yan masadaki gruptan gelen gülüşme sesleriyle onlara baktım. Hepsi benden tarafa bakarak gülüyordu. Biri hariç. Buz mavisi gözlerini bana dikmiş siyah saçlı çocuk... hiçbir mimiği oynamıyordu. Sanki bana değilde duvara bakıyor gibiydi. Histerik bir kahkaha atıp önüme döndüm. Tabi duvara bakar gibi bakacaktı ne sanıyordum ki? Gerçekten güzelliğimden etkileneceğini falan mı? Anca kitaplarda olur böyle şeyler. Onları takmamaya çalışarak önümdeki içecekle ilgilenmeye karar verdim. Iki saattir içiyordum ama içindekileri tam olarak çözememiştim. Daha çok mutfakta ne varsa katmışlar gibiydi.
" Armina?"
Kafamı sesin geldiği yöne çevirdiğimde sarı kıvırcık saçlı çocuğu fark ettim. Kaşlarımı çatıp bakınca gülümsemesi yüzüne yayıldı.
"Kaç yıllık arkadaşını unuttun mu çilli kız?" deyip eliyle yanağımı okşadı.
"u-uğur" deyip kollarımı boynuna doladım. Onun kolları da belimdeki yerini almıştı. Uğur annemin bir arkadaşının oğluydu. Küçükken çillerimle dalga geçmeyen tek kişiydi. Hatta birisi onun yanında çillerimle dalga geçtiğinde çocuğu dövmeye kalkmıştı. Sonra çocuğun abisi gelince topukları yağlamıştık o ayrı. Ne? daha sekiz yaşındaydık.
Kollarımı biraz gevşetip yüzüne baktım. Onu tanımadığım için kendimden utanmalıydım hiç değişmemişti.
"Bugünkü güzelliğini neye borçluyuz çilli kız?"
Kafamı yere eğip ayakkabılarına bakmaya başladım. Tamam biraz utanmış olabilirim. Yanaklarım da kızarmış olabilir. Birazcık. Neyse
"Ne güzelliği Uğur çarpılırsın yalan söyleme" deyip ondan ayrıldım ve çok uzak kaldığım tanımlanamayan içeceğime geri döndüm. Bu arada Uğur'un güldüğünü duymuştum. Neyse. Kızarma, kızarma... Ben bardağın otopsisini yaparken bardağım bir darbeyle yeri boylayınca "hiiiih" sesinin benden çıktığını anlayıp elimle ağzımı kapattım. Arkama dönüp bardağa vuran kişiye baktım. Daha doğrusu mavinin koyulaşmış haline bakakaldım.
"S-sen naptığını sanıyorsun?" deyip çok yakınımda olan çocuktan etkilenmemek için büyük bir çaba sarf ettim.
"yürü gidiyoruz" deyip bileğime yapışan ellere baktım. elleri.benim.bileğimde. tamam sakinim. Hızla bileğimi çektim. Gözlerimden nefretin fışkırdığına emin olduğum anda ona baktım. tamam aynı bakışlarla karşılaşmayı beklemiyordum.
"Sen kim oluyorsun da bana emir veriyorsun?" deyip benimki gibi nefret fışkıran gözlere baktım. Hayır madem nefret ediyorsun o zaman neden çekiştiriyorsun beni dimi? Yüzüne yapmacık bir gülümseme yerleştirip bana doğru bir adım attı.
"Gelecekteki kocan olarak...çilli"
