25.12.1998
Soğuk en çok kimsesizleri acıtır.
Çünkü onlar kendilerini hep eksik hisseder. Yetemediklerini hissederler. Yetersizlik hissi insanı yiyip bitiren kanser gibidir. Çünkü onlar kendi eksikliklerini yok sayarlar. Böylelerinin yüzüne soğuk bir tokat gibi çarpar.
O gün soğuk en çok kısa saçlı minik bir kızı acıtmıştı.
Annesi kısa saçlı kızın elinden tutarken etrafa tedirgin bakışlar atıyordu. Kalabalık bir meydandaydılar. Hava soğuktu, kar atıştırıyordu. Küçük kızın burnu soğuktan kıpkırmızı olmuştu. Annesi ona kestane alacağı için hem heyecanlı hemde mutluydu. Çok severdi kestaneyi. Ve ileride böyle hatırlamak istemezdi yüksek ihtimalle.
Çekiştirilmekten acıyan kolu yeniden öne doğru gitti. Annesi çok hızlı yürüyordu. Ve çok gergindi. Yeşil gözleri sürekli etrafı kolaçan ediyor, tedirgin bakışlar atıyordu. Küçük kız üşümüş bir şekilde annesine döndü.
"Anne çok üşüyorum."
Annesi sinirli bir şekilde ona döndü. Annesi kolay kolay sinirlenmezdi aslında.
"Nergis sana gidene kadar konuşmayacaksın dedim! Sesini çıkarma bende üşüyorum." Annesinin fısıltısı bir bağırış gibiydi. Küçük kız ürktü. Elleri soğuktan iğneleniyordu.
Hızla yürürken bir anda durdu genç kadın. Etraflarındaki insanlar hızla yanlarından geçip gidiyordu. Etrafa tekrar baktı ve kızına döndü. Soğuk İstanbul akşamında, istiklal caddesinin ortasında öylece duruyorlardı.
Yavaşça eğildi küçük kıza doğru. Böylece boyları eşitlendi.
"Nergis benim iki dakika işim var sen sakın burdan ayrılma ben geleceğim tamam mı annecim?" dedi titreyen bir sesle.
Küçük kız masumdu. Saftı. Henüz hayatın onu kirletmeyeceği kadar küçüktü. Soğuktan buz kesen ellerini annesinin yanaklarına koydu.
"Ne oldu ki" dedi.
" Ufak bir işim var sen beni burada bekle. Sakın bir yere ayrılma Nergis" dedi. Genç kadın. Ardından doğruldu ve üzerini düzeltti. Gayet pahalı üstüne yakışır bir şekilde yakasındaki broşu da düzeltti. Bu bir Nergis çiçeği broşuydu.
Kız başını aşağı yukarı sallayarak onay verdi annesine. Masumdu. Küçüktü.
Kadın minik kızın elini bıraktı ve arkasını dönerek geldiği yolu yürümeye başladı. Kar yağışı iyice artmıştı. Kadın dönüp bir kere bile arkasına bakmadı. Bakamazdı da zaten. Küçük kızla göz göze gelirse vazgeçeceğini biliyordu çünkü. Bir çift yeşil göz onu vazgeçirecek kadar güçlüydü.
Aradan biraz zaman geçti. Kadın yürümeye, küçük kız durmaya devam etti. Kız iki elini önünde birleştirmiş ürkek bakışlarla etrafa bakıyordu. Bir sürü insan vardı geçip giden.
O gün İstanbul bir kızın daha kimsesiz kalışına şahit olmuştu.
Saatler sonra vakit gece yarısına ulaşınca bir polis görevlisi kızın yanına yaklaştı.
"Ne yapıyorsun burada küçük? Annen baban nerede?" dedi genç polis.
"Annemi bekliyorum abi, sakın biryere ayrılma geleceğim dedi." dedi.
Polis anlamsız bakışlar attı ilk önce. Sonradan idrak etti durumu. Bu kız terk edilmişti.
"Tamam benimle gel o zaman birlikte polis merkezinde bekleyelim anneni, bu saatte küçük kızların burada durması çok tehlikeli." dedi babacan bir tavırla.
"Olmaz annem kızar." dedi ve genç adama arkasını döndü küçük kız.
"Hadi ama hava çok soğuk zaten hasta olursun." dedi polis.
" Yok sen git iyi akşamlar." dedi küçük kız. 4 veya 5 yaşındaydı daha çok küçüktü.
Ardından genç adam arkasını dönerek onu köşede bekleyen görev arkadaşlarına eliyle işaret verdi. İki kişi yaklaşmaya başladı onlara doğru. Genç adam küçük kıza döndü fakat kızın sırtı hala ona dönüktü.
"İsmin ne idi küçük?" dedi.
"Nergis." dedi kız soğuk bir tavırla.
Polisler geldi ve kızı kucağına alarak polis arabasına doğru götürmeye başladılar. Kız ilk başta ne olduğunu anlamamıştı. Anladığında ise tepinmeye başlamıştı zaten.
"Ya ne yapıyorsunuz annemi bekliyorum diyorum! Ya bıraksana beni! Annem beni göremezse çok kızar. Bırak beni!"diye bağırdı kız. O kadar güçlü bağırıp çığlık atıyordu ki gören birisi kızın kaçırıldığını düşünürdü.
Kısa saçlı kız çocuğunun çığlıkları istiklal caddesinde yakılandı o gece. Bir çocuk daha kimsesiz kaldı. O gün bir çocuk daha tanıştı bu hislerle. İlk değildi ve son olmayacaktı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sadem
Genç Kurgu"Nergisler solduğunda zaman durur, insan kururmuş.." 16 yaşında en yakın arkadaşının ölmesiyle hayatının yıkımını yaşayan Pera, annesinin yanına Fransa'ya gider. 1,5 yılını orada geçiren kız Türkiye'ye döner ve hayatına kaldığı yerden devam etmeye...
