Bölümlerde katil hakkıda birçok ipucu ve detay bulunmaktadır. Dikkatli okusanız gözünüzden kaçmayacağına eminim.😉
Hayat tek bir soluğa bağlıydı ve aldığımız her nefes son nefesimiz olabilirdi. Ciğerlerimize dolan hava tek kurşunla boşalabilirdi. Bir solukla son bulabilirdik ama biz buna rağmen yaşamayı seçtik. Ölüm hayatın gerçeğiydi ve biz bunu aslında yaşarken kabul ettik.
Yaşamak bile bir kumardı. Nefes almak ayrıcalıktı, mutluluk ise artık imkansızdı. Zihinlerimiz kirli anılarla kararmıştı. Gözlerimiz her gece, maruz kaldığımız acılarla kapanmıştı. Bedenlerimiz bir deri bir kemik kalmıştı ama biz atan kalbe şükrettik. Çünkü yaşamak bunu gerektirirdi. Çünkü insan olmak böyle bir şeydi.
...
Ölüm nasıl bir şeydi?
Ölmek neye benzerdi?
Solmuş bir gülün boynunu eğmesine mi? Sararmış bir yaprağın dökülmesine mi? Bir ağacın kesilmesine mi? Yoksa sevdiğinin gitmesine mi?
Son seçeneğin ne kadar can yaktığını bugün anlamıştım.
Bugünün cehennemim olacağını bende bilmiyordum...
Akşam olmuş, hava kararmıştı. Adliyedeydim. Odamda, masamda, bilgisayarımın başında oturmuş, baktığım bir dosya hakkında iddianamemi yazıyordum. Ben tam yazmaya odaklanmışken masanın üzerinde ters çevrili halde duran telefonumun sesiyle irkildim ve ellerimi bilgisayarımın klavyesinde anında çekip telefonu kavradım. Telefonu çevirip arayan kişinin olduğu yere baktım. Mert arıyordu.
Komiser olan Mert ile yakındık. Savcı, komiser ilişkisinden yana arkadaştık. Yoldaştık. Mert, iyi, cesur ve anlayışlı biriydi. Aynı zamanda da düzdü. İçi dışı birdi. Güvenilirdi. Adı gibi mertti. Birlikte çok çalışmış ,çok dosya çözmüştük.
Ekranı kaydırıp Mert'i çok bekletmeden aramayı cevapladım. Telefonu kulağıma getirip o klasik şeyi söyledim; "Alo?" Sesim sakin ve düzdü ama Mert'in ki öyle değildi. Genelde beni ya bir cinayeti yada olayı incelemeye gitmek için yada bir dosya hakkındaki gelişmeleri vermek için arardı ama bu seferki farklıydı.
İlk başta cevap vermedi. Sustu. Bende sustum ve konuşmasını bekledim.
Biraz sonra sesini bulup konuşmuştu. Sesi acılıydı. Ne olduğunu anlayamamıştım. Tekrar geri kaçmak için fırsat kollayan sesiyle konuştu.
"Savcım,"
Ve yine susmuştu. Kardeşim dememişti. Demek ki bir şey vardı. İyice meraklanmaya başlamıştım. Neden ne olduğunu söylemiyordu? Neden sesi böyleydi? Ne olmuştu?
Ardından cümlesine devam etti.
"Savcım, size bir şey söylemem gerekiyor. Ama önce sakin olun."
İçimdeki merak gittikçe büyürken kalp atışlarım hızlanmış, nabzım benden ayrı bir şekilde atmaya başlamıştı. Kötü bir şey olmuştu ve ben ne olduğunu bilmiyordum. Zihnime bir sürü kötü senaryo yığılırken ben kendimi onlardan soyutlayarak sordum
"Ne oldu Mert? Ne söyleyeceksen söyle artık!"
Mert'in iç çekişini duyar gibi oldum. Derin bir nefes aldı ve sonunda konuşmaya başladı. Bu seferki sesi hepsinden beterdi. Ben, Mert'i daha önce hiç bu sesle duymamıştım. Ağzından tek bir isim, tek bir kelime çıktı ve kalbime adeta bir ok gibi saplandı. Sonra deldi ve kanattı
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÖLÜM KALDI
ActionBu bir ölüm kalım meselesiydi, ölüm kaldı. O gün güneş doğdu, sabah oldu, umutlar yeşermek yerine soldu, kalbe ışık değil acı doldu. O gün tüm kulaklar sadece feryat duydu, tüm gözler gözyaşına boğuldu. O gün bir insan öldü, o bedeni sadece toprak b...
