1

8 0 0
                                        

Huzursuz kalp sendromu yaşamaya başladığımda nihilist naraları dölleyebilirim diye düşünüyorum. Zira edebiyat istiyorsanız insanları mutsuz etmelisiniz.

Bugün bıyık altından okuduğumuz bu insan yaşamı, birilerinin acılarının, birilerinin de mutluluklarının harman olup iç içe geçtiği absürt bir yer. Şu an bulunduğum mekanda bedenimde tazeliğini koruyan hiçbir acıyı hissedemiyorum o yüzden. Adına yaşam dediğimiz tanrı, tecrübe etmediğimiz duyguları öyle yaşatıyor ki, bir zaman sonra varlığınla içkinleşiyor. O artık sana ait ebedi partner. Zamanın hakikatine kafa tutmak yersiz de diyebiliriz buna. Kendini potansiyel dışsal ataklara karşı koruma mekanizmana öylesine güvenirsin ki, yaşamın muzip yaklaşımıyla gardın iner, hep böyle olur çünkü, o da gelir bütün maneviyatını giyotinle tırpanlar.

İnsana dair neye güvenirsin ki? emeğin bir yerlerde sadece semt adından ibaret olduğunu kavrayabilmek için, hantallaşmış vücuduyla kavruk bir ihtiyara dönmeye lüzum da yok. Tekrar tekrar insanlara ve hayata şans vermekten imtina etmeyenlerin enerjiyi nereden bulabildiklerine hayret etmemekte elde değil. Kişisel gelişim kitaplarından aparma metoda benzer cinsten; "Hep denedin. Hep yenildin. Olsun. Yine dene. Yine yenil. Daha iyi yenil", gibisinden boş özgüven pompalamalarına vadedilmiş toprakları arayan israiloğulları dahi bu denli itibar etmemiştir. Eh, ne denir ki? ağıran duygularınla hayatın anlamsızlığını boş boş tavanı seyredip sorgulamaktansa, avuntularla örülü oksimoron topağına çevrilmeyi yeğlemek saf insanoğluna yakışır.

Böylesi laçka hissedişimizin ve çabuk kanan bir tür olmamızın kökeni öykü dinleyici olmamızda saklı olsa gerek. Önce gül bahçeleri  bize anlatılacak, hayal edeceğiz, imreneceğiz ki, sonrasında talan edebilelim. Bir şeyi kafamızda ne kadar kurup canlandırırsak gerçek değerinden arınıp büyüyüp duruyor. Heybetini  de anlamını da artık sadece hayal gücümüzdeki o erişilmez kıvamından alır hâle geliyor. Sahip olduğumuzdaysa, bize anlattıkları kadar da güzel değilmiş, hayal ettiğim gibi de eşsiz değilmiş deriz. Kuruntunun gözlerimiz, ellerimiz gibi içimize işlemiş uzuz görevi görmesi gerçekten acı bir deneyim. Her neyse bunlar gündelik übermensch sancıları..

Son günlerimde şiddetini artırarak seyreden yabancılaşma rekortmeni sıfatına büründüm. Yine  bir çift anlam'ın kırıntısına talim edebilseydim, bütün bedenimi istila eden acıdan arınabilirdim. Biliyorum ki, benden çok ötede uzamda adını koyamadığım, zaman zaman cılız köhne tonuyla zaman zaman da kükreyen sarkastik hitabıyla "mutsuzluk" sinsiliğini benden esirgemeyecek. Bir süre boyunca vakıf olduğum güzel yaşantım, şu an bulunduğumun odanın duvarlarını bana nasıl da cennet ezgisi gibi göstermiş şaşırıyorum. Oysa şimdi? dibine kadar avam kokuyor sanki. Leş gibi bir tat mukozadan içeri giriyor. Ben onun ebedi yoldaşıyım


Has llegado al final de las partes publicadas.

⏰ Última actualización: Feb 04, 2024 ⏰

¡Añade esta historia a tu Biblioteca para recibir notificaciones sobre nuevas partes!

Varoluş GünlükleriHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora