Giriş bölümü olduğu için kısa yazdım. Yeni kurgu bu, umarım beğenirsiniz.
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
Bölüm Şarkısı;
🎶 Evanescence , Going Under
Keyifli Okumalar!
📷 ✨
"Saçlarına yazık olacak, konuşsan iyi olur." Dişlerinin arasından sinirle konuşan kadını baştan aşağı süzdüm, bakışlarımda alay vardı. Kadının üstündeki sade siyah kıyafet ona hiç yakışmamıştı bile.
Bizimle diyılsin.
Dudağımın kenarı hafifçe ve alayla yukarıya kıvrıldı ve alaylı gülüşümü ona sergilediğimde kadın yumruklarını sıkmaya başladı. Tamamıyla onu sinir etmek için çalışıyordum, insanları gülüşümle sinir etmek hoşuma gidiyordu. Ama severdim saçlarımı, uzatmak için de bir hayli çabalamıştım. Saçlarım belime kadar geliyordu ve gece gibi karanlıktı, kestirmek de içimden gelmiyordu.
"Beni neden burada tutuyorsunuz?" Dakikalar sonra dudaklarımı konuşmak için oynattım. Ama bu soruyu cevabını merak ettiğim için değil, zaman kazanmak için sormuştum; felaket gecikebilirdi.
"Bilmemezlikten geliyorsun," Kadın bir anda yüzüme yumruğunu geçirince gürledi. "Sen benle dalga mı geçiyorsun!" Nefes alışları hızlı ve sesli olduğu için sinirli sesini duymak hiç de zor gelmiyordu.
Ellerimden bağlandığım ahşap sandalyede başım sol tarafa eğilmişti. Hissettiğim acıyla birlikte attığım kahkaha tüm odayı doldurduğunda kadın sarı saçlarını yolmak istercesine çekiştirdi. Sinir hastasıydı sanırım, ya da ben fazlasıyla sinir bozucuydum. Bu huyumu seviyordum; ben katlanılmazdım.
Sol tarafıma eğilen başımı kaldırmak için çenemden sertçe tuttu. ve başımı yine ve yine sinirle yukarı kaldırdı. Göz göze geldik, ela gözleri mavi gözlerimi delecekmişçesine sinirle bana bakıyordu. "Bana bak," Kendini sakinleştirmek istercesine derin bir nefes aldı "Ben Atalay gibi sakin değilim, ki sırf bu yüzden seni benim ellerime bıraktı. Eğer biraz daha beni kızdırırsan seni konuşturma çabasına sokmadan tahtalı köye yollarım. Ama bu kolayca olmaz, sana acı çektiririm. Yavaş yavaş ölürsün. Gencecik yaşında görürsün ajanlığın sonuçlarını."
Dediklerinin hiçbiri umurumda değildi ve yeniden onu sinirlendirmek ve zaman kazanmak için dudaklarımı oynattım. Başımı kucağıma eğdim ve alayla gülerek iki yana salladım. Dilimi damağıma değdirince kadın beni öldürmek istercesine baktı.
"Felaketiniz geliyor hanımefendi, farkında değilsiniz." Sanırım dudağım kanıyordu, deli kadın dudağımı patlatmış olmalıydı.
Gözlerini devirdi. "Senin felaketin karşında duruyor, peki sen neden hâlâ benimle bu şekilde konuşuyorsun?"
Kadının benden yaşça büyük olduğu her haliyle belliydi. Sarıya boyattığı saçlarında fazla kırık vardı ve bakımsız görünüyorlardı. Alnındaki kırışıklıkların sebebi ise yaşından değil sinirinden ötürü olmalıydı. Çok fazla kaşlarını çatıyor, fevri hareketler gerçekleştiriyordu. Onu kolaylıkla kızdırarak parmağımda oynatabilirdim, istediğim zaman da dikkatini dağıtabilir; sinirini avantaja çevirebilirdim.
Bir anda eli boynuma asılı duran mini fotoğraf makineme gitti. Hemen boynumdan çekip çıkardı. "Bu ne, sen bir de fotoğraf mı çekiyorsun? Hangi bloğun gizli fotoğraflarını çektin sen?" Eliyle kameramı incelediğinde cevabını vermeyeceğim soruları sıralamaya devam etti. "Nasıl çalışıyor bu?" Bana baktı, sinsi bir gülümsemeyle. "Belki de bir daha çalışmaz," Gözlerimi kocaman açarak ona baktım. Ne yapacağını anlamıştım.
Bir anda kamerayı sertçe yere attığında sinirle dişlerimi sıktım. Bu kadın haddini aşıyordu, fotoğraf makinemi kırmıştı.
İç çekerek yerdeki kameramın parçalarına bakarken lanet olası ağzını yeniden açtı ve iğrenç sesini bir daha duymak zorunda kaldım.
"Saçlarını da kesmem hiç zor değil, küçük hanım." Küçük hanım.
Saçlarım umurumda değildi, en değerlim -fotoğraf makinem- kırılmıştı, o deli kadın fotoğraf makinemi kırmıştı!
Gülümsedim, bu sefer bu gülümsemede alaydan çok öfke vardı. "Bu bilgiler için saçtan ve fotoğraf makinesinden daha önemli şeyleri feda ettim, saç önemli değil, makine de aynı şekilde." İkinci söylediğimde yalan söylemiştim.
"İsterseniz kolumu kesebilirsiniz, o benim için daha önemli mesela." Hızımı alamadan konuşmaya devam ettim. Gerçekten sinirlendiğimde saçma sapan konuşabiliyordum. "Bakın arkanızda," kapının yan tarafını gösterdim. "Beyzbol sopası var, onunla da vurabilirsiniz. Kaybedecek hiçbir şeyim yok."
Kadın şaşkınlıkla bana baktığında fotoğraf makinesine bu kadar değer verdiğimi beklemiyor olmalıydı, fevriliğim yüzünden onun için açık hedef göstermiştim.
"Seni öldürürüm." dedi bir anda.
Kadına iyilik de yaramıyor!
Kapının yan tarafına yöneldi ve beyzbol sopasına uzandı. Sopayı eline aldığında bana baktı, birkaç adım atarak karanlık odada tam karşımda durduğunda sopayı elinde çevirdi. Sonunda bir dediğimi yapacaktı.
Odada pencere bile yoktu ve söylediğimiz her söz odanın içinde yankı yapıyordu. Her yer betondandı ve odanın içi buz gibiydi. Ben ise bir tişört bir eşofmanla olmama rağmen aldığım eğitimler sayesinde üşümüyordum.
Tek eliyle beyzbol sopasını tutarken diğer eliyle sinirden yumruğunu sıkıyordu. Tek elinde sopayı çevirdi ve yüzüne şeytani bir gülümseme yerleşti. Bütün sinirini sopadan ve benden çıkaracağına emindim. Saf öfkeden meydana gelen ela gözlerini gözlerimden ayırmadan öylece baktı. Gözleri bile ateş saçıyordu. Sopa elinde hafif bir oyuncak gibi dönerken bir anda yumruk yaptığı elini açtı ve iki eliyle birden beyzbol sopasının sapını tuttu; bu sopayı daha güçlü tutmasına yardımcı olacaktı.
"Ya söyle, ya da gör felaketi."
Kadının bu sözlerinden sonra bir anda dışarıdan silah sesi duyuldu. Kadın şaşkınlıkla yüzünü kapıya çevirdi, tabii ki felaket dediğim zaman beni ciddiye almamıştı. Ama felaket sadece silah sesiyle sınırlı değildi. Onun için gelen felaket sayesinde fevri davranışlarımın sonucundan kurtulmuştum.
Kapı bir anda kırılarak açıldığında ise keyifle dudaklarımı oynattım, felaketin geleceğini biliyordum, ya da bu sadece doğru bir tahmindi.
"Sizin felaketiniz, benim ise kurtuluşum geldi hanımefendi. Teşekkür etmeyecek misiniz?"
. . .
Bölümler kafamda oturmaya başladıkça sizinle de paylaşacağım, görüşmek üzere!
💙
