Giriş

23 3 3
                                        

    Karanlığın içinde bir ışığı aramak gibiydi benim hayatım. Ne kadar ışığı ararsam bir o kadar'da karanlığa gömülüyordum. Kendimi o kadar karanlık hissediyorum ki bedenimde can bulmak isteyen çiçeğe ihanet ediyorum. Duygularım, bedenimin en ücra köşesinde kendini hatırlatıyor ama bir yardıma gerek bile duymuyordu. Çünkü toprağa bile sahip olmayan çiçek, köklerini sadece bir kalbe bağlayabileceğini düşünüyordu.

     Ben İzem Kırca bu hayatta tek sahip olduğum sevgiyi'de kendi ellerimle yok etmiştim. Beni seven ve bana ihtiyacı olan bir kalbi ölümle cezalandırmıştım. Bunun ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğuna sadece kendi içimdeki vicdan mahkemesi karar verebilirdi. Ellerim kan kokmuyor. Kalbim sızlamıyor. Ama içimdeki ses çığlık atıp kendini gün yüzüne çıkartmaya çalışıyor. Ben kendi sesinden bir o kadar acizken kulaklarım sadece ağzımdan çıkacak olan bir kaç cümleyle kendini onaylamak istiyor.

    Kalbim düzensiz atsada, aklım kendini kandırmaya devam ederek bunların sadece bir kabustan ibaret olduğunu ve yakın bir zamanda son bulacağına inanıyordu. Belki bu kabustan uyanış benim için yeni bir ölüme imza atmam demekti. İçimdeki öldürme hissi gittikçe derinleşiyor ama kendi içimdeki savaşı birazda olsa susturabiliyordum.

    Ben kendi sesine muhtaç birisiyim. Kulaklarım ve kalbim dudaklarımdan çıkan iki söze umut bağlıyor ama kendimde o gücü bulamıyorum. Kelebek misali bir gün öleceğimi düşünmeden yaşamak istiyorum ama olmuyor, durmuyor içimdeki kör fırtına. Kendimi her gün yeni bir bataklığa saplıyor ama kurtulmaya çalışmıyorum. Çünkü ben o bataklıktan sağ çıksam bile asla arınamayacağım.

    Bu benim sürükleniş hikayem. Kalemimde mürekkep görevi gören kan, sadece beyaz defteri kirletiyor ve asla çıkmayacak olan yeni izler yaratıyor. Bazen yaşamak ölmek demekti. Yaşamak için öldürmek bir kurtuluş biletiydi ve ben o bileti kendi ellerimle yaratmış ama yola düşmeye korkuyordum...

Ölümlü Kalpler Stories to obsess over. Discover now