🌼1. BÖLÜM🌼

190 20 29
                                        

Üzerime geçirdiğim beyaz elbisenin kollarına baktım. Yırtık pırtıktı . Aynı zamanda elbiseye beyaz demekte mümkün değildi. Oldukça kirli bir bejdi çünkü . Elbiseye de elbise demek mümkün değildi. Sanki üstüme koca bir yastık kılıfı geçiriyordum. İç geçirdim. Bu bir süre böyle devam edecekti.

Hizmetçi kıyafetine laf etmişim ama bu daha hiçbir şeydi. Bu krallıkta düzgün bir şey mi vardı sanki. Hani laf edilmeyecek güzel bir şey. Hayır sadece senden alt kişilere aşağılama ve kibirlilik. Ne yapalım? Onlar da böyleydi işte. Böylede kabul etmek gerekiyordu.

Ama hayır. Benim icin bu söz konusu bile degildi .Annem ne derdi "Kendini aşağılama, adaleti de sağla."
Ne kadar orijinal . En azından onunla ilgili bir sey hatırlıyordum. Onun ölümünün karanlık bir ormana doğru uçan bir kuzgun olduğu gibi . Sonda bir ışık vardı ve ben de kuzgunun peşinden gidiyordum . Ama asla ulaşamıyordum . Elim havada kalıyordu. Böylece rüya denen kabus bitiyordu.

On yıl boyunca aynı rüyayı görünce otomatikman annem söz konusu olduğunda bu kabusta aklıma geliyor. En son altı yaşında gördüğüm rüya annem öldüğünden beri peşimi bırakmayan bir şey oldu. Bir iç daha geçirdim. Eşyalarımı toparlıyordum . Ki bulunduğum oda benden küçüktü. Eski bir ranza ve küçük bir komodinden başka bir şey yoktu.Kisisel eşyalarımın bulunduğu bohcayi komodinin ikinci çekmecesine tıkıştırdım. Giysi yığınımı ise bana ayrılan yatağa yani alt ranzanın yastığına soktum.

Dünyanın en saçma töreni yani Hizmetçi Kabul Törenine yetişmem gerekiyordu. Üst yatak zaten kapılmıştı ve benle kalacak olan kız çoktan gitmişti bile. Ben odaya girerken kızıl saçlarıyla kısa bir selam vermiş ve oradan aceleyle uzaklaşmıştı. Onda da aynı yastık kılıfı yani elbise vardı. Bunları düşünerek pencereden bakmaya başladım. Sarı, mor ve pembe renkler gün doğuşunu şenlendirmisti . Uzakta ormanlar ve dağlar seçiliyordu. Şatonun diğer pencerelerinden ışık yansıyordu ve kahverengi duvarların solmuş sırlarını ortaya çıkartıyordu. Üçüncü bir iç daha geçirdim.
Kapının güm diye açılmasıyla yerimden sıçradım. Daldığımdan dolayi zamani tamamen unutmuştum .Sinirli bir görevli kafasını eski kapıdan uzatmıştı. "İç geçirmeyi bırakta hemen gel seni şapşal kız! Tören başlamak üzere!" Sonra hemen geri fırladı. Bende hızla onu izledim. Kızarmıştım.

🌼🌼🌼

Uzun ,karanlık yollardan geçirdi beni uşak. Soğuk zemin buharlaşan nefesimle birlesiyordu ve gerginliğin daha da artıyordu. Buraya geldiğimden beri beni birakmamisti bu his. Çünkü bir hizmetçi olmak için bile seni bir çeşit testlerden geçiriyorlardı ve aralarında prenses gibi kafada kitap tutarak yurukmekten garson gibi dört kocaman tepsiyi iki elle taşımak gibi saçma sapan şeyler vardı.

Kabul etmek gerekirse ikisinde de çok kötüydüm ama en azından yemekte kullanılan araç gereçlerle (yani bıçakla bir şey soymak gibi mesela) bir şeyle becerebilmistim ,ki yaptığım her hatamda bana eksi yazılıyordu ve eğer rakiplerim bu kadar kötü olmasaydı büyük ihtimal ya şatodan tekmeyle kovulur ya da krala suikast yapmaya calisan bir hain diye idam edilirdim. İkisi de çok kötüydü ama neyse ki hizmetçi olmaya çalışanlar benim gibi çocukluğundan beri hancerle kendini koruyan kızlar degildi. Alinmayanlara ne olduğunu da bilmiyordum .

Bana labirent gibi gelen penceresiz koridorlar boyunca sonunda törenin olacağı 5. taht odasına varmiştik . İçerisi kocamandi ve benim gibi köyde büyüyen insanlar ana taht odasını düşünemiyordu bile. İdam tahtası gibi duran standda dokuz korkmuş ve benim gibi gergin olan kız ve dört tane erkek görevli vardı. Erkekler kızlara göre daha rahattı ve yuzlerinde gerginlikten çok bir heyecanla etrafa bakiniyorlardi. Köşede ise iki uşak sinmişti. Perisanlardi. Yutkundum.

Gözüm hemen kızıl saçlı kızı gördü ve neden bilmiyorum ama canim ona Kızılcık demek istedi . Benim için Kızılcık 'ti artık . Benim açık kahverengi dalgalı saçlarımla tezat oluşturuyordu ve sağlıklı düz saçları omuzlarına dökülüyordu.

KRALLIĞA ULAŞMAKStories to obsess over. Discover now