Bugün benim ablamın doğum günü. Ona birşeyler alabilmek için dışarı gizlice çıkabilirim ama param yok. Ailemin parasının olmadığından değil, ben ve ablalarıma genellikle para verilmez. Hatta benim ismimi bana söylemezler. Benim iyiliğim içinmiş. Burada kadınların isimlerini uğursuzluk getirmesin diye kendilerine söylemezler
miş. Öylemi bilmiyorum ama bence benim bir sürü ismim var. Babam bana avrat der. Annem fahişe. Bunların ne demek olduklarını bilmiyorum ama bunlardan hoşlandığını söyleyemem. Ben de bir ismim olsun isterdim. Abilerim, annem yada babam gibi. İsmim kötü olsa bile isterdim.
Bazen dışarıya kaçtığımda bana çocuklar bana "İsimsiz" derler. Ben de onlara uğursuzluk getirmesin diye bana ismimi söylemediklerini anlatırım. Ama onlar bana inanmazlar, dalga geçmeye devam ederler.
Çoğu çocuk okula giderdi ama ben gidemezdim. Annem bana KADIN olduğumu ve KADINLARIN okula gitmediğini anlattı. Benim okula gidemediğim gibi ablalarım da okula gitmediler. Çoğu ben doğmadan evlenip ölmüşler. Şimdi iki tane ablam sekiz tane ağabeyim var. Ağabeylerim okula gidiyorlar ve düzenli olarak eğitimlerine devam ediyorlar. Ama ablalarım sanırım evlenecek oldukları için okula gönderilmezler.
Ben çoğu zaman evden kaçabilirim ama fazla uzaklaşamam. Yoksa yolumu kaybeder birdaha geri dönemem. Büyük ablamdan beni okula götürmesini istediğimde yüzüme vurdu ve hala acıyor. Küçük ablamdan istediğimde ise beni nazikçe reddetti. İşte bu yüzden küçük ablamı daha çok severim. Büyük ablam genellikle beni sevmediğini söyler ama şirinlik yapıp uslu durunca sever beni. En ufak bir yaramazlığımda bana vurmasa aslında onu da çok severim.
Kimse beni okula götürmeyince bir cesaret gitmeye karar verdim. Küçük ablama bizimkinlere uyuduğumu söylemesini istedim. Ve yürümeye başladım. Sadece camdan birazcık dersi dinleyip geri evime dönecektim.
Ama bir sıkıntı daha vardı, ağabeylerimin okul yolundan yürüyordum. Yakalanma ihtimalim yüksekti. Çok korkuyordum çünkü eli çok ağırdı ağabeylerimin.
O kadar çok gözüm korkmuştu ki kaçıp eve geri dönmeye karar verdim. Korkuyu iliklerime kadar hissedip koşmaya başladım.
Bir süre sonra eve geri dönmüştüm. Ablam beni kapıda bekliyordu. "Nerdesin
sen. Ne kadar çok korktum bir bilsen. Şimdi seni cevalandırmam gerekecek" dedi ve yüzüme sert bir tokat indirdi. Küçük ablam bana bazen vururdu ama bu seferki çok sertti.
"Polisler seni yakalasaydı bu yaptığımdan daha fazlasını yaparlardı sana. Bir daha dışarıya çıktığını görmiyeyim balım." Ablam gerçekten haklıydı. Polislerin elinde olan sopaların çok acıttığını duymuştum. Hele de yanımda bir erkek olmadan çıkmıştım dışarıya, nereye gittiğimi söylemiycem bile.
Kadınlar neden okula gidemiyor, dışarıya yanında bir erkek olmadan çıkamıyor, kafalarına başörtü takmaları gerekiyor, neden erken evlendiriliyordu?
Kadın olmak kötü bir şey miydi? Yoksa kadınlar daha üstün diye mi onlara kısıtlama getiriliyordu? Peki erkekleri kadınlardan ayıran özelli var mıydı? İnsanların düşündükleriyle mi hayatımızı şekillendirecektik?
Hayır. Benim gibi yuvarlasan on yaşında olan birinin fikirini kimse önemsemezdi, biliyorum. Ama kadınlar toplumun kölesi olmamalı. Ki bunu kimse dile getirmiyor.
İşte o gün yemin ettim, hayatımı kadınların toplum baskısı olmadan yaşamasını sağlıyacaktım. Kimse onlara el kaldırmıyacak, toplum baskısıyla zorlamıyacaklardı. Hayır bundan sonra olmayacaktı. Kendimi toplum baskısına göre yaşamıyacaktım.
Anlık bir gazla kafamdaki başörtüyü çıkarıp attım. Ablam bana şaşkınlıkla bakarken "Delirdin mi sen?" dedi.
"Delirdim, neden bu zımbırtıyı takmak zorundayız?" diye karşılık verdim ki bizde kendimizden büyük birine karşılık vermek kesinlikle yasaktı.
Ablam yine bana sıkı bir tokat indirdi. Ve ben de ablamın koluna vurdum. Ablam ilk önce gözlerini belertip bana baktı ve sonrasında bana sıkı bir dayak attı.
