ARÎ | KÜL

491 20 27
                                        

Koşuyordu, çıplak ayaklarına aldırmadan, durmaksızın koşuyordu genç kız

Ops! Esta imagem não segue nossas diretrizes de conteúdo. Para continuar a publicação, tente removê-la ou carregar outra.

Koşuyordu, çıplak ayaklarına aldırmadan, durmaksızın koşuyordu genç kız. Yüzünü ıslatan damlalar yağmur muydu? İyi de yağmurun bir rengi yoktu ve şeffaftı. Şu an yüzüne vuran damlaların yağmur olup olmadığını ayırt edemeyecek kadar korkuyordu.  Peki, bu yüzüne yağan yağmursa neden rengi koyuydu? Etrafın çok karanlık olmasına rağmen üzerindeki beyaz elbisenin koyu bir renge büründüğünü çok net ayırt edebiliyordu. 

Korkuyordu. Korkuyordu ve karanlık bir yolda koşuyordu. Şimdi kulağına dolan fısıltılar; daha da ürkmesine sebep oluyordu.

"Koş."

"Daha hızlı koşmalısın yetişecekler sana. Bak! Her yerin bulandı o renge."

"Nereye kadar koşabilirsin ki bu yolun sonu yok, bu yolun sonu seni bir yere götürmez."

"Kaderinden kaçamazsın. O seni bulur, sana yazılandan fazlası yok, yaşamak zorundasın, yaşayıp görmek zorundasın. "

"Bak oradalar seni bekliyorlar. Gitme... Gitme onlara. Sonlarını kendi ellerinle yazma. Ayaklarınla gitme onlara, yeter koşma daha fazla. Dur, durmak zorundasın!"

Bu cümleler daha önce duyduğu bir sese ait değildi. Lakin duyduğu her cümleden sonra daha fazla koşmaya başladı. Ona gitme deniliyordu ama o bir ışık bulabilirim umuduyla koşuyordu. Duyduğu fısıltılar; aynı cümleleri tekrar ediyordu ve yağmur hala yağıyordu. Dudağına bir damla düştü, hemen yaladı diliyle. O an metalik bir tat yayıldı ağzına. Bu onu çok daha fazla korkuttu. Buna rağmen durmadı, koşmaya devam etti bir umutla.

Gözüne bir sokak lambası ilişti. Asfalt yolda sokak lambasının ne işi vardı? Umursamadı çok fazla, hemen ışığın altına koşmaya başladı. Yakınlaşınca adımları yavaşladı ve yürümeye başladı. 

Duyduğu sesler bu defa tek bir cümle haykırıyordu gecenin zifiri karanlığına:

"Ayaklarınla gittin. Tek sorumlusu sensin yaşanacakların."

Çoktan ışığın altına gelmişti ve duyduğu cümle ile adımları bıçak gibi kesildi. Kesilen şey adımlarıydı fakat, neden ayağı bıçak batmış gibi sızlıyordu. Bakışları çıplak ayaklarına düştü, tertemizdi. Sanki dakikalardır koşmuyormuş gibi bembeyazdı ayakları. İşte o an ayaklarına düşen damlalar ile afalladı. Hemen kafasını kaldırıp üzerine baktı, bulunduğu zaman dilimindeyken anladı ki üzerine yağmur olarak yağan damlalar kandı buz gibi kandamlaları. Sanki vücuduna sayısız iğne aynı anda batıyordu, çoktan titremeye başlamıştı. Neyin nesiydi bütün bunlar? Yüzünde hissettiği sıcaklık ile ellerini yüzüne götürdü. Şaşırdı. Kandamlalarından daha çok şaşırdı. Tuhaftı, çok tuhaftı. Çünkü ağlıyordu. Bunun üzerine tekrar fısıltılar duymaya başladı;

KARANLIK GECENİN YILDIZIHistórias para pegar e não largar. Descubra agora