KANLI KAR

105 8 12
                                        

Soğuk hava damarlarımda akan kanı acımasızca ısırıyor, beni tanrının huzuruna çıkarmak için ruhumu çekiştiriyordu. Karı delercesine eriten kanıma bakıyordum. Acınası güzelliği içimde belli belirsiz yaşayan çocuğu karanlık köşesine çekmeye yetmişti.

En masum yaşlarım da böyle ölmüştü beyaz bir örtünün üzerinde. Kaçınılmaz bir sondu bu. Tanrının karması.
Gözlerim karanlığın içindeki ışığı arıyordu. Bu benim için bir umuttu. Tıpkı herkes gibi ben de umudumu arıyordum. Ama gözlerim, içimdeki çocuktan çalınan hayallere karışmış, soluk tenimden akan kana kilitlenmişti.

Avuçlarımda başarısızlığın izleri, alaycı bir sessizlikle üzerime çökmüştü. Kazanmak için girdiğim savaşta ilk kez yenilmiştim. Kalkmaya çalıştıkça acı içimi daha da kemiriyordu. Vücuduma saplanan bıçağın tiz acısı hâlâ yaralarımın üzerindeki yerini terk etmemişti.

Boğazımdan dilime yapışan metal tadı, dudağımın kenarında soluk bir tebessüm bırakmıştı. Ölüyordum. Kanı kanla örterken karın şiddeti de artıyordu. Yığılmış bedenime düşen her kar tanesi beyaza bürüyordu beni. Kefenim bir bez parçasından önce Ankara'nın keskin karı olmuştu.
Bilincim sarsılmış, huzur için yalvarıyordu yaralarıma. Acı biraz daha işkence etmek için beni ayakta tutmaya yeminliydi. Fakat savaşı karanlığım kazanmıştı.

Gözlerim kanlı karın gösterisine veda ederken kar beni içine çekmiş üzerindeki sıcak kanı da ustalıkla temizlemişti.

Ben kara gömülürken üzerime vuran ışığın sıcaklığı gözlerime ulaşamamıştı. Kulağıma gelen kesik sesler beni karın bataklığından kurtarmaya yetmemişti. Ta ki bir çift ele kadar.

Grinin içinde bir el kolumdan tutup beni karın beyaz cehenneminden çekti. Acı hâlâ benimleydi. Belki de ben acının ta kendisiydim, emin değilim. Kulaklarımdan tırmanan sesler bilincime yerleşiyordu.

"Vera! Aç gözlerini güzelim. Edis çok kan var.. Vera ben geldim güzelim hadi aç gözlerini gitme, gitme benimle kal"
Hafızamı yokladım. İçine düştüğüm gri sanki tüm bildiklerimi çalmıştı o gün dışında.

"Edis gidiyor.. Vera gidiyor bir şey yap yalvarırım!"

Urasın olduğunu yeni yeni idrak ediyordum. Sesindeki telaşla bütünleşen çaresizlik onu yabancılaştırmıştı.
Sarsılmaz görüntüsü sesine yansıyordu her zaman. Yüzündeki o acı dolu ifade içimdeki merakı uyandırmıştı. Onu bu denli sarsacak ne olmuş olabilirdi. Nasıl bir durumdayım kim bilir?

Yanağıma düşen sıvı bende şok etkisi yaratmıştı. Gözlerimi açmak ve onun acı dolu ifadesini görmek istemiştim. Kirpiklerimdeki kristaller kelepçe misali iç içe geçmiş, onu görmemi yasaklamıştı adeta.

Tüm gücümü topladım. Sonunda gözlerim açılmış içinde bulunduğum bulanıklık zihnimin aynası haline gelmişti.

Buz mavisi gözlerim Urasın siyah gözlerine değdiğinde ruhum daha da donmuştu. Pişmanlık mıydı yoksa boşluğun miras bıraktığı hissizlik mi çözemedim. Bildiğim tek şey kırılmıştım. Uras mutlulukla gülümsedi. başımı göğsüne bastırıken dua edercesine gökyüzüne kaldırdı kafasını. Bakışları gözlerimi bulduğunda kirpiklerim tekrar kenetlendi.

Saniyeleri sayıyordum. Acı, öfke, kin, pişmanlık ve çaresizlik birer siluete dönüşmüş ve benimle birlikte son saniyelerimi sayıyordu. Duyguların içindeki kötülüktüm ben de. Tıpkı onların içimizde dönüştüğü kötülük gibi.

Zemheri: ZARWhere stories live. Discover now