Şehir karanlığa gömülmüş, herkes evinde son haberleri inceliyordu. İki gün önce ülkemize giren virüs şehirlere dağılmaya başlamıştı sıradaki konumu İstanbul'du. Virus İstanbul'a geliyordu. Babam haberin sesini yükseltip bize sessiz olmamızı söyledi. Hür dikkat haberi dinliyordu. Almamız gereken önlemlerden biride dışarı çıkmamaktı. Çünkü virüs insanlarda sarhoş etkisi yaratarak, kişinin kendini kaybetmesini sağlıyordu. Babam bana yönelerek, buse! Pencereler! Pencereleri kapatın! Kapıları kilitleyin! Koşarak açık pencereleri kapattım. Ve kapıyı kilitledim. Şehrimizde bu virüs yaygınlaşmamalıydı. Bir daha dışarıya çıkmamalıydık!
2 HAFTA SONRA~
Virüs etkisinde olan insanlar evlere zorla girmeye çalışıyordu. Babam çok endişeliydi. Bir odada hayatımızı sürdürüyorduk. Televizyon, tüp, buzdolabı, fırın, yataklarımız, hepsini bir odada toplamış camları ikişerli kalın tahtalarla kapatmıştık. Aynı şekilde kapımızı da gün ışığını artık görememek çok kötüydü şehrimizi izleyememek...
Sadece haber izliyor, yemek yiyorduk. Uyumuyorduk. Son haberle yaşamak için ümidimizi kestik. Haberler İstanbul'un virüsle kaplandığını, yaşayanların alttaki numara ile kendilerine ulaşmasını istiyordu.
Babam eline telefonunu alıp yazmaya başladı.
678 890 56 70
Numaraları aynen telefona yazdık ve mesajı gönderdik. "3 kişiyiz kızım, ben ve eşim adres: barsu mahallesi 405.sokak , burhan apartmanı no 4/9
Gönder*
Tuşuna bastıktan sonra rahatladık.bizi kurtaracaklardı!
Beklemeye başladık. 2 saat sonra numara bize ulaştı. Helikopter ile bizi yukarı çekeceklerini söylediler. Biraz zaman sonra helikopterin sesi duyuldu. Sesi duyar duymaz Çatıya çıktık helikopterden 3 kişi indi. İyi gözükmüyorlardı. Babam beni ve annemi arkasına aldı. ve 3 kişiye yönelerek
HEY VİRÜSMÜ KAPTINIZ? Dedi.
Adamlar tepki vermeksizin üstümüze geldiler. Babam 3 adım geriye gitti. Helikopterde bir kişi daha vardı. Kafası iyi haldeydi. Zar zor yürüyerek üstümüze büyük bir ağ attı. Refleks bir hareketle geri çekildim annem ile babam ağ'a haps oldular. Ben ise çatıya çıktığımız kapıya doğru koşup aşağı indim. Zor zaman çantam zaten hazırdı evden onu sırtladım. Maskemi takıp,apartmandan çıktım. Soluksuz koşuyordum. Koşmaktan ağrıyan göğüs kafesim beni durdurdu. Derin derin nefes aldım. Boğazım ağrımaya başlamıştı. Etrafa bakındım, ve yürümeye başladım biraz ilerde sadece kafası gözüken iki kişi olduğunu fark ettim. Virüs kapmışlarmı diye test etmek için yerde bulduğum bir taşı attım. Eğer virüslülerse taşı canlı sanıp üstüne atlarlardı. Hiçbir tepki vermemişlerdi, Sadece irkildiler! Bu sefer seslendim hey virüslümüsünüz. Duvarın arkasındaki iki kişi hayır değiliz! Diye bağırdı. Yanınıza geliyorum diyerek, bulundukları duvarın arkasına koştum.
İyimisiniz aileniz ne durumda? ikiside titriyordu. Bizim ailemiz yokki biz ikimiz yaşıyorduk bu binada ama binamızı yağmaladılar.
İkisiylede yaşıttım birinin ismi burçe idi. Dalgalı uzun kahverengi saçları,kahverengi çekik gözleri vardı.
diğerinin ismi yalındı, yalın kumral kısa dalgalı saçlı ve kahverengi gözlüydü.
Sıra bana gelmişti. Ben buse, saçlarım wolf cut ve kahverengiydi, gözlerim ise çekik ve kahverengi.
Birbirimizle tanıştıktan sonra güvenli bir yer aramaya koyulduk 3 kişilik bir ekip olmuştuk. Benim yeterince erzağım vardı. Onlarlada paylaşabilirdim.
YOU ARE READING
ölümle konuş
Teen FictionŞehri saran virüsten kaçmaya çalışan 5 kişi. Aileleri kurtulacak mı?İYİ SEYİRLER♥
