𝗕𝗮𝘀̧𝗹𝗮𝗻𝗴ı𝗰̧ 𝘁𝗮𝗿𝗶𝗵𝗶𝗻𝗶 𝘆𝗮𝘇𝗮𝗹ı𝗺 👈
𝗞𝗲𝘆𝗶𝗳𝗹𝗶 𝗼𝗸𝘂𝗺𝗮𝗹𝗮𝗿...
𝘽𝙪 𝙪̈𝙡𝙠𝙚𝙮𝙚 𝙗𝙚𝙡𝙡𝙞 𝙗𝙚𝙡𝙞𝙧𝙨𝙞𝙯 𝙘𝙖𝙣ı𝙣ı 𝙫𝙚𝙧𝙚𝙣, 𝙠𝙞𝙢𝙨𝙚𝙨𝙞𝙯𝙡𝙚𝙧 𝙢𝙚𝙯𝙖𝙧𝙡ı𝙜̆ı𝙣𝙖 𝙝𝙖𝙗𝙚𝙧 𝙤𝙡𝙪𝙣𝙢𝙖𝙙𝙖𝙣 𝙜𝙤̈𝙢𝙪̈𝙡𝙚𝙣 𝙠𝙖𝙣ı𝙣ı 𝙖𝙠ı𝙩𝙖𝙣 𝙗𝙪̈𝙩𝙪̈𝙣 𝙨̧𝙚𝙝𝙞𝙩𝙡𝙚𝙧𝙞𝙢𝙞𝙯𝙚 𝘼𝙡𝙡𝙖𝙝'𝙩𝙖𝙣 𝙧𝙖𝙝𝙢𝙚𝙩 𝙙𝙞𝙡𝙞𝙮𝙤𝙧𝙪𝙢...
Ben Şeyma. Yeşil Ova'da doğdum.Orta boylu,buğday tenli biriyim. Ağzımın sıkı olmasıyla, uzaktan soğuk görünüşümle tanınırım. Aslında tam tersi. Manipülatif karaktere sahibim ve karşımda ki bireyi kolayca kendime çekmek gibi becerikli bir huya sahibim. Uzaktan bakıldığında çekingen,sosyal anksiyetesi olan bir insan hissi veriyorum çoğu zaman. Fakat daha ziyade ortamın nabzını ölçüp hal ve tavırlarımı ona göre ayarlıyorum. Ailemin,(özellikle de babamın) yakın dostlarımın yanında daha sevecenim. Ancak yaşayacaklarımdan habersiz vehim bir duruma düştüğümü gördüğünüz zaman şaşırabilirsiniz. Hadi başlıyalım...
Kasım ayının sesleri yükseliyor, yağmur sessiz insanların anlatılan çığlıklarını haykırırcasına gürlüyerek yağıyordu. Sabah namazının alarmının ötmesiyle kendini kaldırdı yataktan. Kolları yanında omzu eğik, açılamayan gözleriyle bilincini uyandırmaya çalışıyordu. Tenine her değdirdiği su ayılmasını sağlıyordu. Yalnız,düşen damlalar kollarındaki düzleştiriciyle yakılmış derin yanık izlerine, hafif kesiklere ve morluklara değdikçe sızım sızım sızlıyordu. Kıvrana kıvrana zorla abdestini alıp namazını kıldı. Her gün hiçbir şey olmamış gibi davranmak onu iki katı zorluyordu. Bu nedenden ötürü okula gitmek istemiyordu. Ailesinin şüphe duymasını istemediğinden canını dişine takıp silkelenip hazırlanmaya başladı.Gülümsemesini takınıp kahvaltıya gitti. Ev ahalisi küçük prenses de dahil namaz kıla dursun annesine yardım etti. Her şey hazırdı. Kardeşi mert sucuklu yumurtaya ekmek alıp banacakken elinde sızlama hissetti. Annesi Hacer hanım gülümsemeyle parmağını kaldırdı: "Babanı bekle." "Aman tamam ya" deyip beklemeye koyuldu. Çok bekletmeden Haluk bey masaya geldi. Çocuklar ayağı kalktı. "Gününüz aydın olsun baba" "Sizinde çocuklar. Oturun hadi soğutmayın. Valla kokusu buraya kadar geldi. Şeyma kızım çayımı doldurur musun." "Tabi baba... Buyur" Bu atmosferi seviyordu. Birlikte geçirilen keyifli vakitler kadar ne değerli olabilirdi ki başka... Babasını hergün bu sofraya oturtan, yaşamasına izin veren Allah'a şükrediyordu. Gözlerine bakıp, sesini duymak bile bütün bıkkınlığını almaya yetiyordu. "En son kimin dersi başlıyor" Küçük bıdık: "Benim baba... Bugün beni parka götürecektin gidecek miyiz? " "Tabi ki hiç sözümü unutur muyum! " dedi ve kocaman gülümsedi.
"Baba bugün öğlen arası eczaneye gelebilir miyim yine" Kızının bu cümlesinden sonra şüphelendi tabi ki onu istemediğinden değil fakat kötü bir his seziyordu. İşin aslı Şeyma'nın oraya pansuman için malzeme almak için gitmeseydi. "Tabi gel ne oldu yoksa beni mi özlüyorsun he". Alaylı konuşarak nedenini öğrenmeye çalışıyordu yalnız söylemeyeceği belliydi. " Evet tam olarak sebebim bu" dedi ve güldü. Araya girdi hacer hanım: "Hepimiz babacı değil misiniz zaten" Mert:
"Sen bunlara bakma Hacer sultan ben senleyim." "Hahaha hem anne biz babacı olsak ne olur babam senin tarafındayken. " Sofranın havası daha da güzelleşir, anılar damla damla birikir. Çocuklar Şeyma'nın cümlesinden sonra ooo nidasıyla gülerler. "Bak burda haklılar" der Haluk Bey. Gülümser sevdiğine. Ağrıları artıyor, nefesi kesiliyordu. "Benim çıkmam lazım geç kalmıyim" "İyi dersler kızım" "Sağol baba" der. Oturduğu sandelyeden astığı çantasını alır pardesüsünü giyip kendini apartman dışına atar. Zemin katta merdiven boşluğunda beklemeye başlar. Kesmez,kendini apartmanın önünde bulur. "Ağğğ Allah'ım bu daha ne kadar sürecek. Daha fazla dayanamıyorum. Neyse okulda yaparım pansumanı."
***************
ČTEŠ
UMUT
DobrodružnéBir kız ve baba birbirlerine ne kadar düşkün olabilirler? Babanın aile üzerindeki etkisi... Geçmişteki hataları düzeltmeye hayat fırsat verebilir mi? Normal bir hayat yaşarken babasının hayatından aniden çıkışıyla çıldıran bir kız ve onu bırakmay...
