Lirien Elowyn Sorell~
"Bazı anılar vardır, hatırlamazsın... ama bedenin unutmaz. Sesini, kokusunu, hatta kaç saniye sürdüğünü. Zihnin unutur çünkü unutmak bir savunmadır; ama ruh, asla affetmez"
İnsan büyüdükçe sessizlikle konuşmayı öğreniyor. Gürültünün değil, sessizliğin daha derin olduğunu... Çünkü en keskin çığlıklar, en çok sustuğun anda yankılanıyor zihninde. Ben bunu erken yaşta öğrenmiştim. Herkes bana güçlü olduğumu söylüyordu ama kimse neyi taşıdığımı bilmiyordu. Güç, bazen sadece ayakta kalabilmekti.
Benim dünyamda gerçekler birer kayıt gibiydi: bazen silik, bazen bozuk, bazen sonsuza dek suskun. Ama bir kez bir ses duyuldu mu-bir kez o yankı tekrar etti mi-artık geri dönüş yoktu.
Odanın içinde yankılanan boşluğun içinde tek başınaydım. Önümde bir kayıt cihazı, kulaklarımda yılların getirdiği yorgunluk... Parmaklarım mikrofonun metal gövdesini kavrarken, nnefesm sabit ama zihnim kaostaydı.
Bir ses teknisyeni olarak çalıştığım yıllar boyunca binlerce kayıt dinlemiştim. Fısıltılar, çığlıklar, mırıldanmalar... Ama bu gece, kendi sesimle baş başaydım.
"Test, bir iki üç..." dedim mikrofonun karşısında. Kendi sesimi duymak beni her defasında irkilten bir şeydi. Ne zaman kendi tonumla karşılaşsam, geçmişten bir gölge gibi çıkan o çocukluk anım belirirdi: soğuk, karanlık bir odada, annemin sesi yerine yalnızca bir yankı...
O anı hâlâ bilmiyordum aslında. Hatırlayamıyordum. Ama zihnimde yanan o sisli görüntü, yıllardır peşimi bırakmamıştı. Sanki biri sürekli o sahneyi başa sarıyor, ama görüntünün kendisini göstermek yerine sadece sesini oynatıyordu.
Kayıt cihazını durdurdum. Dosyayı kaydettim. Her şey normaldi. Belki bu gece uykusuz geçen onca geceden birine daha eklenirdi. Belki de bu kayıtla ilgili bir şey farklıydı.
Kulaklığımı çıkardım. Arkama yaslandım, o sırada kenara bıraktığım telefonum çalınca telefonumu elime aldım, Zevir Kael.
Telefonu açtım, hoparlöre aldım ve onun konuşmasını bekledim, bir süre sonra onun sesini duydum
"Naber kız, Mini Patron."
Lakap ile gözlerimi devirdim, Mini patron mu? Daha düzgün bir şey bulamadı mı?
Lakabı görmezden gelerek konuştum.
"Deliriyorum galiba." Konuşurken şakaklarımı ovdum, kafamı öne doğru eğdiğim için sarı saçlarım yüzüme önüme doğru döküldü.
Onun kıkırdamasını duydum."Ne oldu, yine sabahtan akşama kadar çalıştın mı? Böyle bir ortamın varken nasıl bu kadar çalışkan olduğunu anlamıyorum."
"Çalışkan değilim, yapmak zorundayım, bu ses kayıtlarının hepsi bu ay içinde bitmek zorunda."
"En azından biraz dinlenmeyi denesen? Her buluştuğumuzda uyumandan seninle sohbet edemiyoruz."
İç çektim, "Söz veriyorum bu ses kayıtları bittiğinde enerjik halimi tekrar göreceksiniz."
"Umuyorum ki ben senin o halini görene kadar yorgunluktan bir köşede sızmazsın."
Yorgun bir şekilde kıkırdadım, "Buna söz veremem."
"Her neyse, dikkatli ol, çok çalışma, ne yaptığını merak ettiğim için aramıştım, görüşürüz."
"Görüşürüz." Dedim ve telefonu kapattım.
İç çektim, tekrar ekrana baktım. Gözlerim ekrannda bir kısıma takılı kaldı. Sol üst köşede beliren küçük bir oynatma penceresi, kısa süreli bir dalgalanma göstermişti. Geri sardım. Tekrar oynattım. Bu sefer dikkatlice dinledim.
"...bir iki üç..."
Sonra sessizlik.
Ama bir saniyelik bir şey... Fısıltıya benzer... Net değildi. Geri sardım. Kulaklığını tekrar taktım. Tüm dikkatimi verdim. Sanki biri kelimeleri boğazına sıkıştırmış gibi, bastırılmış bir çığlıkla bir şey diyordu.
Dudaklarım kurudu. Ekrandaki ses dalgalarına yaklaştım. O anı tekrar oynattım.
"...Lirien..."
Sadece bir kelime. Ama kendi ismim... kendi sesimin içine karışmış, tanımadığım bir frekansta, bilinmeyen bir varlıktan çıkmış gibi. O an bir şey dondu içimde.
Ekrandaki ışıklar titredi. Oda hâlâ sessizdi. Ama benim içimde başlayan uğultu artık susturulamazdı.
Neydi bu? Bu ses benim başlangıcım mı olacaktı yoksa sonum mu?
Ve işte o an, her şey başladı...
YOU ARE READING
Yankı
Mystery / Thriller*"Bazı insanlar sırlarını susarak saklar... Lirien savaşarak sakladı."* Tek başına büyümüş, düşmemeyi öğrenmiş bir kadının geçmişi kadar karanlık bir gerçeğin peşine düşmesini konu alan bir hikâye. Lirien Elowyn Sorell, yıkıntıların arasında yürümey...
