Barla

107 11 6
                                        

   Sıcak bir ilkbahar günü... Serin havalar kendini sıcağa teslim ederken; sokakta dolaşan insanların kalın kıyafetleri de kendisini ince kıyafetlere bırakıyordu. Gün boyu en tepede parlayan güneş bile yavaş yavaş gözden kayboluyordu. Tıpkı o anda işinden, okulundan evine dönen yorgun insanlar gibi. Güneş yavaş yavaş batarken, gökyüzünün de içi buruklaşıyor ve neşe saçan masmavi hali kendisini kızıllığa bırakıyordu. Mavinin yerini alan kızılla beraber, aydınlıkla karanlık da yer değiştiriyordu. Sanki hepsi birbiriyle anlaşmış gibiydi. Biri giderken hemen ardından diğeri geliyordu. Hem de hiç beklemeden. Gün boyu en tepede parlayan güneş de gittiğinde hiç beklemeden yerini almıştı ay. Hem de en parlak haliyle. Dolunayla. Ayın en parlak hali olmasına rağmen güneş gibi aydınlatamıyordu yeryüzünü. Çünkü güneşin bir yansımasıydı o. İhanet edemezdi güneşine. Aydınlatamazdı yeryüzünü güneşten fazla. O sırada ayın bu sadakatini gören sokak lambaları koşuyordu ayın yardımına. Hava karardıkça hayat da kararıyordu sanki. Cıvıl cıvıl ötüşen kuşlar, oyun oynayan çocukların gülüşmeleri, arabaların gürültüleri... Ve daha niceleri. Hepsi bir anda kaybolup gitmişti. Kargaşa halindeki hayat bir anda durmuştu sanki. 

   Barla'da ise durum çok farklıydı. Hep donuktu hayat orada. Her zaman sessiz, huzurlu, olaylardan uzak şirin bir köydü Barla. Isparta'nın Eğirdir ilçesine bağlıydı. Aslında şehir merkezine de yakındı. İhtiyaç halinde merkeze çok rahat gidilebilmesi bu köyün değerini daha da arttırıyordu.

UMUT ÇİÇEĞİStories to obsess over. Discover now