1. Longwood'a Yolculuk

74 3 5
                                        

Fynn oturduğu koltukta rahatsızca hareketlendi, yaklaşık iki saattir toprak yolda hantal ve eski bir arabayla zar zor ilerliyorlardı. Alplerin eteklerinde, yokuşlarla dolu yollarda her an arızalanacak ve içindekileri yolda bırakacakmış gibi olan bu hurda kamyonetin sesi Fynn'e dayanılmaz bir baş ağrısı veriyordu. Yol yorgunluğunun yanında bir de yol arkadaşının korkunç gevezeliğini çekmek zorundaydı.

Gideceği kasaba şehirden oldukça uzak bir bölgedeydi, buraya giden ne bir taksi ne de bir otobüs bulunabilirdi. Bundan olacak ki Walter, Fynn'i havaalanından alması için kasabadan bir araç göndermişti. Kendisi oldukça yaşlı olduğundan yolculuk etmek onun için çok zordu. İşi için sık sık şehre inen balıkçı Henry'den parasını vermek şartıyla Fynn'i karşılamasını istemişti.

Fynn camını kapattı, yoldan kalkan tüm toz toprak içeri giriyordu ve gözleri kaşınmaya başlamıştı. Boğazına bir yumru oturmuştu, ne kadar öksürse de bundan kurtulmak nafileydi. Bir an önce Walter'ın yanına varmayı diledi, güzel bir uyku çekmek için can atıyordu.

İlerde bir göl göründü, araba ağır ağır virajı aldı, birkaç saniye sonra kasabanın adının yazılı olduğu tabelayı geçtiler. Henry'nin bir eli direksiyondaydı, bir eli de candan dışarı sarkmıştı. Beyaz ve seyrek saçlarını örten kahverengi kasketi ve aynı renk ince, yıpranmış bir gömleği vardı, oldukça kirli duran bir kot pantolon giyiyordu. Batmak üzere olan güneşin son ışıkları kısık ela gözlerini yeşile çeviriyordu. Yüzü yaşlılığın ve uzun süre güneş altında kalmanın bir sonucu olan güneş lekeleriyle kaplıydı. Alnındaki kırışıklıklar pek belirgindi ve ona kızgın bir ifade katıyordu.

"Az daha dayan, geldik sayılır." dedi Henry, Fynn bir kez daha öksürünce. "Şehir çocuğusun ne de olsa, şaşırmamak lazım. Sen ölürsün iki güne burada." diye devam etti gülerek.

Fynn cevap vermeyince "Aman dikkat et, kutlar iner akşamları buraya." diyerek şakasını sürdürdü. Fynn'in gülmesi veya ona cevap vermesi umurunda değildi, zaten tüm yol boyunca kendi kendine konuşup durmuştu.

Fynn kızaran gözlerini şaşkınlıkla açmış yol kenarındaki eşsiz manzarayı seyrediyordu. Göl dağ boyunca uzanıyor, uçsuz bucaksız görünüyordu. Tüm kasaba bu gölün çevresine yerleşmişti. Gölün, dağın ve ormanın bir arada olduğu bu bölge yerleşim için harika bir yerdi. Fynn kasabanın nasıl böyle gelişemeden kalmış olduğuna hayret etti.

Yaklaşık on dakika sonra kasabanın içine girmişlerdi. Ahşap, tek katlı evler yol boyunca yan yana sıralanıyorlardı. Evlerinin veya dükkanlarının önüne oturmuş laflayan insanlar, kamyonet önlerinden geçtiğinde kafalarını çevirip kim olduğuna bakıyorlar ve tanıdık olduğunu gördüklerinde sohbetlerine geri dönüyorlardı. Yol ortasında oynayan çocuklar kamyonet geçerken bağrışarak yol kenarına kaçışıyorlardı. Bunlar kasabanın içinden çıkana kadar tekrar etmiş, Fynn'e bitmek bilmez gibi gelen bir tepeyi çıktıktan sonra ise sona ermişti.

Walter'ın evi kasabanın yukarısında kalıyordu. Tepe oldukça dikti ve yolların kötü oluşu buraya çıkmayı zor kılıyordu, bundan olacak ki burada Walter'ın evinden başka ev yoktu.

Hurdadan beter durumda olan aracın tepeyi çıkışı Fynn'i on yıl yaşlandırmıştı sanki. Araba durur durmaz kendini dışarı attı. Kamyonetin sesini duyup kapının önüne çıkmış olan ihtiyar, Fynn'i görür görmez ufak bir sevinç nidası atmıştı.

"Oh, Tanrım! Gözüm yollarda kaldı." dedi Walter verandada bastonundan destek almış dururken. Walter merdivenden inmeye yeltendiğinde Fynn, Walter'ın inmesine gerek kalmasın diye büyük adımlarla hızlıca yanına gitti. Yıllardır görmediği bu yaşlı adamın zaman içerisindeki değişimi onu çok şaşırtmıştı. Walter son yıllarda oldukça güçten düşmüş, yaşlılığa yenilmişti. Fynn'in hatırladığı o dinç adamın yerinde yeller esiyordu.

"Vay be! Koca delikanlı olmuşsun." dedi Walter kolunu kocaman açarken. Fynn sıkıca sarıldı onun için baba figürü olan bu adama ve bir süre öyle kaldılar. Fynn ani bir duygu boşalması içindeydi, yorgun olduğuna yordu bu durumu. Çok mutlu ve huzurlu hissediyor olsa da kızarmış gözlerinden yaşlar düşmeye başlamıştı. Walter omzunda hissettiği ıslaklıkla Fynn'den ayrıldı, omzuna birkaç kez yumuşakça vurdu. "Hadi sen geç içeriye."

Henry Fynn'in bavulunu kamyonetin arka kısmından indirmiş getiriyordu, verandaya çıkardı ve açık kapıdan içeriye koydu. Walter "Sağ olasın Henry." dedi. Elini cebine attı ve ince, ufak bir cüzdan çıkardı. Fynn'i kasabaya getirmesi karşılığında ona öncesinde anlaştıkları miktardaki parayı verdi.

Parayı aldığı anda Henry'nin yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı, parayı cebine attı. "Ne demek, yeter ki para olsun." dedi her zamanki gevşekliğiyle. Başını hoşça kal anlamında salladıktan sonra kamyonetine atladı ve tepeden aşağı inerek gözden kayboldu.

Walter içeri girdiğinde koltuğa yığılıp kalmış Fynn'i gördü. Gözlerini ovalıyormuş gibi yapsa da Walter, onun gözyaşlarını sildiğinin farkındaydı. "Yolculuk nasıl geçti?" diye sordu gülümseyerek.

Fynn "Hayatımın en zor yolculuğuydu." dedi burnunu çekerek. "Uçak neyse de Henry ilginç bir adamdı."

"Çok üzgünüm, o herifi hiç sevmem ama kasabadan çıkan araç sayısı bir elin parmağını geçmez. Başka adam bulamadım." dedi Walter mahcup bir şekilde.

"Anlıyorum, gerçekten hiç sorun değil. Hem kötü anlamda dememiştim, değişik biri yani." diye panikledi Fynn, Walter'ın mahcup hissetmesini istemiyordu.

Walter kıkırdadı ve bastonundan destek alarak mutfağa doğru ilerlemeye başladı. "Öyleyse hadi git bir yüzünü yıka, sonra yemeğe gel dedi." Fynn "Çok aç değilim, zahmet etmeyin." gibi şeyler zırvalasa da Walter otoriter bir ihtiyarın sesiyle "Haydi dedim." diye seslendi mutfaktan.

Fynn tüm evi sarmış olan güzel yemek kokularının farkına o anda vardı. Yoksa bu *Saftgulasch kokusu muydu?



*Saftgulasch: Dana etinden ve sebzelerden yapılan bir tür yemek.

Kutsal Ester'ın İzleriHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora