Güneşin gözlerimi ve anlımı yakmasıyla elimi kafama siper ettim ve gözlerimi kıstım. Iki dakika önce klimalı arabadan çıkmanın etkisiyle sıcaktan bir anda çarpılmıştım. Uzun bir caddede aradığım apartmanı bulma umuduyla gözlerimle etrafa baktım. Sonunda çaba göstermeden tanıdım eski apartmanı.
5 katlı çift daireli bahçeli ev yıllara rağmen karşımda duruyordu. Kentsel dönüşüme uğramış demek ki buralar. Eve doğru bavulumu sürüdüm. Paslanmış bahçe kapısını elimle iktirdim.
Íçeri girdikten sonra gölgenin verdiği huzurla biraz orada dinlenmaye karar verdim.
Temmuzun ortasında olduğumuzdan dolayı havalar sıcaktı. Burası ise evimizden daha sıcak bir yerdi. Son zamanlarda sıkça ateşlenip havale geçirdiğimi düşünürsek iyi bir yer tercihi sayılmazdı. Ama annaneme gelmek ve kalmak benim kararım değildi. Ailemin zorlamasıyla buraya gelmeyi kabul etmiştim.
Son iki aydır aileme bir şeyler olmuştu. Sürekli endişeli bir halleri vardı. Üniversite sınavı olabilirdi . Bu sene çok zor sınava hazırlanmıştım. Sonucum istediğim gibi değildi.
Degil denizli, ege bölgesinde hiç bir yer için puanım yeterli değildi. Tekrar hazırlanmak istiyordum. Bu sürecide olumlu olarak karşılıyordu herkes. Çünkü doğru dürüst çalışacak zamanım olmamış sürekli hastanelerdeydim. Havale geçirip duruyordum. Sürekli burnum ve kulağımdan kan geliyordu. En kötüsü de rüyalarımdı. Sürekli bir şeyler görüyor hatırlamıyordum ve sabahları aşırı yorgundum.
Bunu fırsat bilip annem tatil için annaneme kalmaya Aydın'a gelmemi söyledi. Bense bunun kötü fikir olduğuna emindim. Çünkü annanem çok normal biri değildi. Özellikle bu normallikten son zamanlarda uzaklaşmıştı. Ailenin delisi olarak bilinirdi.
Takıntılı ve obsesifti. Ben eminim onunla anlaşamazdım. Babamın da desteğiyle annem 5 dk önce beni burada bırakıp kaçmıştı. Kaçtı insan annesinde kaçar mıydı? Benim annem yapardı.
Çünkü annaneme eskiden beri süren kavgaları vardı. Birbirlerinden nefret ediyorlardı. İkiside birbirine benziyordu bana kalırsa. Neyse dedim ikiden tek manyak daha iyidir.
Bavulumu annanemin kapısına kadar sürdüm. 4 numaranın zilini çaldım. Açan olmayınca bir daha bastım. Sonunda megafon sesi geldi.
" Kimsin?" dedi annanem.
" Benim annane torunun Şule " dedim.
Sıcaktan dolayı tekrar üfledim. Elimi yelpaze yaptım.
"Şarkıyı söyle" dedi sertçe.
Gözlerimi devirdim sonuçta o benim obsesif 65 yaşındaki annanemdi. Benden tabiki o lanet şarkıyı söylememi isteyecekti. Hatırladığım kadarıyla mırıldandım.
" Açılır alevlerimin ateşiyle tüm kapılar. Sarar bedenimden her yere.
Sonra ruhumdan bir parça yanar
Bu benim istediğimdende öte.
Alevlerin içinde yanmaya,
yücelerin şehri Tosyaya." Dedim
Bu bizim annanemle özel şarkımızdı. Eski bir hikaye kitabında geçiyordu. Büyücülerin savaşçıların ve koruyucuların ülkesiydi. Buradan geçmek için bu şarkıyı söylemeliydi.
Megofon biraz daha cızırdadı.
"Altosya Tosya değil " dedi.
Kapı aniden açıldı.
Neyse aynı şey değilmi? Altosya oldun bakalım.
Asansöre gittim. ikinci katın düğmesine bastım. İçerinin serinliğiyle kendime gelirken asansörde ki ter kokusu bunaltmıştı bu sefer. Nefesimi tutmaya başladım. Tişörtü burnuma dayadım. Kata gelir gelmez dışarı attım kendimi.
Sağa doğru yöneldiği de annanem kapıyı açmıştı.
Kimse yoktu. Ayakkabılarımı dışarıda bırakıp bavulu kaldırıp içeri soktum. Evde bir müzik sesi hakimdi. Ajda Pekkanın eski albümünden diye düşündüm. Oturma odasına yöneldiğimde kimse yoktu. Yatak odası ve mutfağa girdim ama hala kimse bulamayınca arkadaki son odaya gittim. Bir yatak bir karyola birde eski bilgisar masalı kitaplıklar dışında hiç bir şey yoktu. Ev eskisi gibiydi. Hiç değişmemiş dedim. Dayımın odasıydı burası.
Annanem odaya bağlı küçük balkondaydı. Bir kaç saksıya su döküyordu. Kısık sesle bir şeyler söylüyordu.
"Annane " dedim. Ona yaklaştım. Arkasını döndü beni görünce irkildi.
Bana doğru yaklaştı. Soğuk ifadesi değişti. Gülmeye başladı. Onun tavırlarına bende irkildim. Geriye doğru gitmeye başladım. Oda üstüme gelmeye başladı. Halıya takılıp yere sertçe düştüm. Bunu görünce durdu. Sağına soluna bakındı. Aklına bir şey gelmişti.
" İlaçlar ilaçlarımı unuttum " dedi. İçereye doğru koştu. Tekrar geri gelir diye düşündüm.
Onu görmeyeli ne kadar zaman geçmişti. 5 yıl olmuştur dedim. En son 13 yaşındayken görmüştüm. Onun hakkında duyduklarım doğru olmadığını düşünmek istiyordum. Dayım biraz onun aklını kaybettiğini söylemişti. Haklı mıydı?
Beş yıl önce diğer dayımı kaybetmiştik. Annanem bunu kaldıramamıştı muhtemelen. Ondan sonra kötüleşti dedi dayımlar. Bizim yaptığımız ise cenazesine bile gidememek olmuştu. O dönem annem ve annanem çok kavga ediyorlardı.Niye gelemedik hala hatırlamıyorum. Annem kardeşini çok severdi.Belki mezarına giderim diye düşündüm
Yavaşça kalktım. Annanemi bulmaya içeri gittim. Yoksa babam gibi kaçsamıydım diye tekrar düşünmedim değil. Ama onun bana ihtiyacı vardı.
"Annane nerdesin" dedim.
YOU ARE READING
Element
FantasyDünyadan altosyaya uzanan bir macera. Elementlerin gizli yaşamına değinilen bu evrende Şule istemeden altosyaya kısılı kalıyor. Dünyaya gitmek için zamanı yenmesi gerek. Şulenin kendi benliği ve dünyasıyla barışma hikayesi... Açılır alevlerimin ate...
