Sabah gözlerimi bağırış sesleriyle açtım. Bu artık benim klasiğim haline gelmişti. Son iki senedir her günüm böyle başlıyordu. O uğursuz geceden beri. Pembe gözlüklerimin kırıldığı, annemin babamın telefonunu karıştırmaya karar verdiği o gece. İlk başta derin bir sessizlik, ardından gelen o bardak kırılma sesi. Annemin gözlerinde ilk anda gördüğüm hayal kırıklığının yerini alan öfke, babamın bana sevgiyle bakmasına alışkın olduğum gözlerinin anneme olan küstah ve kibirli bakışları. Ne olduğunu anlamayışım, kavganın ilerlemesi ve annemin kulaklarımdan hala gitmeyen o can alıcı sorusu: "Bu sefer kim?"
Duyduğum şeylere inanmakta zorluk çekiyordum. Hangi kadın, neyden bahsediyorlardı? Başım dönmeye, kulaklarım çınlamaya, midem bulanmaya başlamıştı. Bunların bir kabustan ibaret olmasını dileyerek arkamı döndüm, yavaş ve sessiz adımlarla odama ilerlemeye başladım. Bu esnada, hala aklımdan çıkmayan o sözler döküldü babamın dudaklarından: "Hazmedemiyorsan kapı orada."
Çalan alarmımın sesiyle düşüncelerimden uzaklaştım. Hemen hazırlanmam gerekiyordu ki fark edilmeden evden çıkabileyim. Üstümü giydim, çantamı aldım ve kendimi dışarı attım. Eylülde olduğumuzdan havalar hala güzeldi, kuş sesleri ve diğer insanlar bir nebze de olsa beni kendime getirdi. Kaldırımda yürürken hafiften sararmaya başlamış yaprakları izlemek okul yolunu katlanılabilir kılıyordu. Dün akşam atıştıran yağmur renklerini daha da canlı kılmıştı. Bir anda savrulan yapraklar ve pantolonuma sıçrayan suyla gözlerimi yanımdan hızla geçen arabaya çevirdim. Lacivert bir spor arabaydı. İnsanlar nasıl bu kadar umursamaz olabilirdi? Söylenerek adımlarımı hızlandırdım. Ders başlamadan üzerimi temizlemem gerekiyordu.
Okul bahçesine adım attığım anda park edilmiş araba gözüme çarptı. Az önce üzerime su sıçratan arabaydı. Peki burada ne işi vardı bunun? Zil çalınca koşarak sınıfa gitmek zorunda kaldım. Üstümü bile temizleyememiştim, harika!
Sınıfa girer girmez gözlerim Bade'yi aradı. Benden önce gelip bize yer tutmuştu. Göz göze geldiğimizde hışımla yanına oturdum.
"Ne oldu? Daha dün akşam yoktu bir şeyin, niye suratın asık?" diye sorduğunda ona döndüm. Ama hoca ve hocanın ardından tanımadığım birinin de sınıfa girmesiyle anlatamadan dikkatimi kapıya yönelttim.
"Günaydın herkese. Derse başlamadan önce size yeni sınıf arkadaşınızı tanıtmak istiyorum. Devrim Ata bu sene bizimle olacak. Atacığım boş yerlerden birine oturabilirsin."
"Devrim."
"Efendim?"
"Adım diyorum, Devrim."
Sesinin soğukluğuyla ürperdiğim çocuğun yüzüne baktığımda ifadesiz bir suratla karşılaştım. Gözlerimi kaçırmak istesem de tuhaf bir şekilde bakmaktan kendimi alıkoyamıyordum. O da bunu hissetmiş olmalı ki arkamızdaki boş sıraya geçerken bir anlığına bakışlarımız birbirine değdi.
"Bildiğiniz üzere bu seneki müfredat çok yoğun, o yüzden bir an önce derse geçelim istiyorum. Logaritmik fonksiyonlarla başlayalım..." Tahtaya dönüp yazmaya başladı. Yazılanları defterime geçirirken hocanın sesi bir anda kesilip bu tarafa baktığını fark ettim.
"Devrimciğim, biliyorum ilk günün ama benim dersimde not alman gerekiyor."
"Getirmedim." Düşünmeden defterimden bir yaprak koparıp yedek kalemimle arkama döndüm.
"Benden alabilirsin." dedim gülümseyerek. Yüzüme bakmadan elimdekileri aldı ve soğuk bir sesle teşekkür etti.
"Sağ ol."
"Tamam, bunu da hallettiğimize göre derse devam edelim."
-
Sonunda öğle arası geldiğinde Bade ile birlikte yemeğe indik. Kahvaltı yapmadığım için çok acıkmıştım. Hızlıca yemeğimi yedikten sonra Bade'nin tuvalete gitmesiyle sınıfa tek döndüm. Yerime geçerken Devrim Ata'nın yalnız oturduğunu fark edip onun sırasına yürüdüm. Enerjik bir sesle konuşmaya başladım.
"Selam. Ben Işık." Kafasını telefonundan kaldırıp bir an yüzüme baktıktan sonra başını hafifçe eğdi.
"Merhaba."
"Hangi okuldan geçtin buraya?"
"Zaten buradaydım." demesiyle yüzümdeki şaşkınlığı gizleyemedim.
"Nasıl yani? Farklı şubede miydin? Ama ben seni gördüğümü hiç hatırlamıyorum."
"Ara vermiştim." Buz gibi sesiyle cevap verdiğinde daha fazla sorgulamamam gereken bir konu olduğunu hissettim ama meraklanmaktan kendimi alıkoyamadım. Bir soru daha sorup sormamak arasındayken Bade'nin gelişiyle son bir kez hafifçe gülümseyerek yanından kalktım.
Bade'nin ne olduğunu anlamaz bakışları altında kendi sırama geçtim.
"Neden orada oturuyordun?" dediğinde şu an değil dercesine kafamı iki yana salladım.
"Üstüne de ne olduğunu hala söylemedin. Zaten sabah da sinirliydin."
"Yolda gelirken arabanın teki üstüme su sıçrattı. Pantolonum mahvoldu ama daha da kötüleşmesin diye dokunmadım."
"Anladım. Kötü olmuş. O zaman sana bir şeyler anlatayım. Bak dün akşam..."
-
Son zilin çalmasıyla çantamı kaptım ve okul bahçesine çıktım. Şoför daha gelmemişti, onu beklemek için dış kapıya yönelirken servise binen Bade'ye el salladım. Sıkılmış bir biçimde etrafa bakarken sabah gördüğüm lacivert araba gözüme ilişti. Kilidi açılan arabaya yürüyen Devrim Ata'dan başkası değildi. Ne yani, üzerime su sıçratan o umursamaz kişi, o muydu? Ona baktığımı fark edince başıyla selam verdi ama karşılık vermek istemeyecek kadar sinirliydim. Çalınan kornayla arabaya bindim ve eve doğru yola çıktık.
Eve geldiğimde koşarcasına odama çıktım, annemle karşılaşmak istemiyordum. Onunla geçirdiğim her an boğulduğumu hissediyordum. Yemekten önce biraz dinlenmek istediğim için kendimi yatağıma attığımda gözlerimin önünde bir anda onun yüzü canlandı. Devrim Ata'nın. Garip bir şekilde bilmek istiyordum, neden okula ara vermişti, neden bu kadar soğuktu? Neden henüz bugün tanıştığım halde onu bu kadar merak ediyordum? Aklımdaki binlerce soruyla uykuya daldım.
