Nefret Edilenler

30 3 3
                                        


''Gösteririm ben şimdi sana!''

O pisliğin sesi kulaklarımı doldurduğunda telefondan başımı kaldırdım. Ona pislik diyordum çünkü adını ağzıma alamayacak kadar iğreniyordum. İnsan babasına böyle bir hitapta bulunur muydu? Malesefki o bulunduruyordu...

''Çayı dökmek ne demek gösteririm şimdi sana.''

''Hayır hayır hayır'' diyerek yataktan kalktım ve telefonu yastığın altına sakladım. Koşarak odamdan çıktım. Koridorda koşmaya başladım ''Lütfen lütfen lütfen Allahım yetişeyim lütfen.''

Küçüklüğümden beri enderin kardeşlerime bir fiske dahi vurmasına izin vermedim. Ben onların ablası olarak dayağımı hep yerdim ama onlara asla vurdurmazdım. Çünkü küçük onlar. Küçücükler. Ama ben alışkınım. Onlar alışmasın.

merdivenlerden inip tam karşımdaki kapıyı açtım. enderin eli havada. Tam karşısında Zeynep, gözlerini kapatıp başını eğmiş. Onun 3-4 adım arkasında ise Ali ve Melis birbirine sarılmış. Hepsinin başı bana çevrilmişti.

Gözüm hepsinden sonra tekrardan Zeynep'e yöneldi. Bir insanın gözleriyle herşeyi anlatırmıydı. O anlatmıştı ve ben her zamanki yaptığımı yapmak için derin bir nefes aldım ve endere doğru yürümeye başladım.

''Ne oldu yine?''

''Bu salak kardeşin çay tepsisini düşürdü.''

''Bu onu döveceğin anlamına gelmez babacığım. biraz sinirlisin bu gün sanki.'' bu onları bırak beni döv demenin başka bir şeyliydi. onlar bu hayatın kötü yanlarını öğrenmemesi için çabalıyordum her seferinde. ender ise bu çabamı her geçen gün daha çok eziyor, onlara daha çok yaklaşıyordu.

''Zeynep, Ali, Melis hadi ablacım odanıza geçin ben geliyorum.''

''Ama abla sen?'' Zeynep artık bir şeylerin farkına varıyordu. Görmese bile hissediyordu. 15 yaşında, artık çocuk değil.

Zeynep'e döndüm ve yürümeye başladım. Tam önünde durdum ve biraz eğildim. Biraz uzamış mı yoksa banamı öyle geldi? Zaman ne kadar hızlı geçiyor değil mi?

''Babamı sakinleştirmem gerekiyor birazdan geleceğim. Sinirliyken nasıl olduğunu biliyorsun.''

Sahte bir tebssüm. Gözleri gülüşüme takıldı, kaşlarını çattı. nefes aldı ve verdi ama o bana gülmedi. İlk defa. Hiçbir şey söylemeden Ali ve melisin ellerini tutup odadan çıktı.

Kapının kapanmasıyla yüzüme bir tokat inmesi bir oldu. Kafam sağa döndü. Yüzümü ona geri çevirdim.  

''Onlara dokunmayacağına söz vermiştin.''

Dudakları kıvrıldı ''Ben sözlerimi tutmam Dalya. Bunu en iyi sen biliyorsun.'' En acı yoldan öğrenmiştim.

Sustum. Başımı eğdim

O da sustu. Bu bir ''Cezama başlayabilirsin'' deme şeklimdi. konuşmamaktan nefret ederin bu yüzden.

Yüzüme sert bir tokat. Ama ben hissetmedim.

Saçımı çekti ve beni yere attı. Soğuk zeminlerden nefret ederim bu yüzden.

kafamı kaldırıp kahverenginin en koyu rengine sahip gözlerine baktım. Kalbi kadar siyahtı gözleri.

Başını eğdi ve bana baktı. Bağırıp çağırmamı bekledi. Her zamanki gibi. Sinirlendi, çünkü ben bağırmadım. Sinirlendi, çünkü ben ona yalvarmadım beni bırak diye. Sinirlendi çünkü tek bir acı belirtisi göstermedim.

Hızlı bir şekilde arkasını döndü ve duvarın köşesinde duran kırmızı sopayı eline aldı. Kırmızı renginden nefret ederim bu yüzden.

Sopa elinde bana döndü ve sert bir şekilde karnıma vurdu. Ama ben hissetmedim.

HissizWhere stories live. Discover now