Bu kez kalbinizi ısıtacak yeni bir kitabın ilk sayfasından herkese merhaba!
ATEŞPARE'den tanıdığımız Tunç'u ve aşağıdaki satırlarda tanışacağınız Açelya'yı çok seveceğinize eminim.
Lütfen yıldıza basmayı ve yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın.
Sevgiler...
Başladığınız tarihi yazabilirsiniz.
****
'İnsan sahip olduklarının nankörü, sahip olmak istediklerinin kölesi, sahip olamadıklarının ise delisidir.' demiş eskiler. Karşımda tıbbi terimlerle dolu bir konuşma yapan doktoru dinlerken bir anda bu sözün kanlı canlı kanıtına dönüşmüştüm. Doğru ve yanlış bildiklerim küçük bir hamle sonucu devrilen jenga taşları gibi birbirine girerken beynim acil durum butonuna çoktan basmıştı.
"Dediğim gibi Açelya Hanım, eğer doğal yollarla gebe kalmak istiyorsanız elinizi çabuk tutmanız gerek. Ya da yumurtalarınızı dondurma seçeneğini değerlendirebilirsiniz ancak bu yöntemin başarı oranının %30-60 aralığında değiştiğini söylemem gerek."
Elimi hafifçe kaldırarak doktorun konuşmasını yarıda kestim. Biri herhangi bir konuda elimi çabuk tutmamı söylerken oturup diğer ayrıntıları dinleyebilecek kadar sabırlı ve sakin bir insan değildim ne yazık ki. Bir an önce harekete geçmeli, daha açık ancak kaba bir tabirle bir an önce üremeliydim... Tabii tüm bunlardan önce halletmem gereken küçük bir pürüz vardı: Evlenmek.
Her ne kadar kendimce evlilik dışı çocuk sahibi olmayı kötü karşılamasam da ailemin bu konuda benim gibi düşünmeyeceğinden emindim. Hem bir çocuğun gelişimi için aile faktörünün önemi de su götürmez bir gerçekti.
"Bu kadar yeterli, en kısa zamanda görüşmek üzere." deyip sehpadaki çantamı alıp kendimi odadan dışarı attım. Hastanenin otoparkındaki onlarca sıkıcı arabanın arasında ışıl ışıl parlayan kırmızı vosvosuma doğru ilerlerken zihnim şu ana kadar tanıştığım tüm erkekleri belirli kriterlere göre değerlendirmeye başlamıştı bile. Sonuçta dünyanın dört bir yanına dağılmış onlarca erkeği boşuna tanımamıştım ya, elbet içlerinden 31 yıllık bekarlığımı bitirmeye ve bir bebek dünyaya getirmeye değecek birilerini bulabilirdim.
Galerinin yanındaki restoranın sahibi Ali: Yakışıklı, şefkatli ancak zengin züppe. Elendi!
Rus piyanist Pavel: Sevimli, fazlasıyla zeki ancak alkolik. Elendi!
Animelerden fırlamış gibi duran Ji-Min: Çekici, eğlenceli ama gay. İhtimal dahilinde bile değil!
İtalyan şef Leonardo: Yatakta en iyisi, yetenekli ve romantik...
Evet, evet... Leonardo kesinlikle bu iş için biçilmiş kaftandı. İyi bir eş ve daha da önemlisi harika bir baba olabilirdi. Sabahları ben uyurken hazırladığı kahvaltıyı yatağa getirip beşiğinde uyuyan oğlumuzun başına küçük bir öpücük kondurduğunu ve kaslı kollarıyla onu nazikçe kucakladığını gözümün önünde canlandırabiliyordum...
Tüm bu hayaller son derece tatlıydı ama çok iyi bildiğim bir şey daha vardı. Leo'nun bana takacağı boynuzlar boyumdan uzun olurdu. Annemin deyimiyle 'eli ekmek tutan, eli yüzü düzgün, helal süt emmiş, saygılı ve sevgili' bir adam lazımdı bana. Neyse ki o adamı bulmamda bana yardımcı olacak kişileri yakından tanıyordum.
Kontağı çalıştırıp yola çıkar çıkmaz rehberimin en üstündeki isme tıkladım. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
"Alo?" dedi bir şeylerle uğraştığını belli eden, biraz umursamaz bir sesle.
YOU ARE READING
MAHPARE
Teen FictionBir parça mutluluk umuduyla yıllar önce verilmiş bir sözün peşinden koşan, biri yaz, biri kış; biri ak, biri kara olan iki yüreğin hikayesi. Bu hikayede bahsi geçen her şey hayal ürünüdür. Başlangıç tarihi: 09.06.2023
