" Kore genel kuvvetleri son 50 yılın en büyük faciasının sorumlusu olan Hwan kardeşlerden 4 yıl sonra yeniden bir iz yakaladı. Basından gelen bu önemli haberle faciada canı yanan her bir insan Kore'nin dört bir yanından sokaklara döküldü. 2 hafta süren protestolar azalmaksızın artarak hala devam ediyor. Bu süre içinde halkı sakinleştirmek isteyen 14 polis hayatını kaybetti. Son olarak yakınlarını kaybeden insanlara baş sağlığı diliyoruz ve programımızı sonlandırıyoruz."
Radyodan yayılan hafif cızırtılı ses kesilince gerçekliğe döndüğümü hissettim. Saatime bakınca nasıl geçtiğini anlamadığım bir şekilde saat 14:56 ya gelmişti bile. Oturduğum deri koltuktan kalkarak binanın uzun koridorunda yürümeye başladım. Oradan buraya koşuşturan polisler halkın protestolarından yaralanıyor, Binanın etrafını çevrelemiş güvenlikler ise halkı kontrol altına alabilmek için uğraşıyordu.
"Ah, hâlâ buradasın demek...Sonunda vazgeçtiğini düşünmüştüm Chris."
Peki, bunu düşünüp eve dönmeye kalkışmış olabilirim ama bu olay fazlasıyla çekmeye başladı.
"Maalesef Hyung-nim, hem artık bir davaya ihtiyacım var. Bırakta bu kararı kurul versin ha?"
Karşımdaki adamın sinirden titreyen gözleri dudaklarımın yukarı kıvrılmasına neden oluyordu.
"Bu dava seni aşar Christopher!" Adamın haddinden fazla çıkan sesiyle binanın içindeki güvenliklerin tereddütte kalmış bir şekilde bana baktıklarını fark ettim. Bir sorun olup olmadığını soruyorlardı. Hala yüzümdeki sırıtışımla onlara birer bakış attığımda sorun olmadığını anlayan her biri işine dönmüştü. Bakışlarımı tekrar karşımdaki adama döndürdüğümde ona doğru birkaç adım atarak aramızdaki mesafeyi kapattım.
Bir elim adamın bozuk duran kravatına giderken korkmuş gözlerine keyifle bakıyordum.
"Son zamanlarda sizi fazla dalgın görüyorum Hyung-nim.
Karşınızdakinin kim olduğunu bilerek konuşmalısınız."
Sertçe tuttuğum yakasını dolayan kravatı birkaç kere çekiştirip bırakmıştım. "İzninizle, almam gereken bir dava var."
Adamı arkamda bırakarak kurulun içeride tam 7 saattir bir davaya konmaya çalıştığı odanın kapısının önündeki sandalyelere oturdum. Uzun süredir buradaydım çünkü toplantı saati haberim olmadan ertelenmişti! Sonuç olarak 7 saat süren bu toplantı hayatımdan 11 saatimi çalmıştı.
"Ne davaymış bu da amına koyayım konuş konuş bitmedi." Oturduğum sandalyeye rahatsızca yayılırken gözlerimi kapatıp başımı geriye yasladım. Etrafta koşuşturan polisler yüzlerindeki endişeyle karışık heyecanlı ifadeleriyle birbirlerine dışarıdaki kargaşanın hala dinmediğini anlatıyordu.
İki hafta sonra unutulacak bir dava sonuçta. Her seferinde böyle olmadı mı? Kıyameti koparıp masumların canını aldıktan sonra vicdanlarını rahatlatmak için yalandan hastaglar açıp iki gün sonra davanın üzerini kapadılar diyerek hafızalarından sildiler.
Her defasında ellerine geçen tek şey aptallıklarının kanıtı olan onlarca kaybedilen can oldu.
Ama onlar uslanmadılar ve uslanmayacaklar.
Hele ki böyle bir davada.
(...)
"Öyle demeyin seonbaenim, bu seferki dava diğerlerine benzemiyor." Bugün belkide milyonuncu kez duyduğum şeyle araladığım gözlerimi bıkkınlıkla geri kapadım.
"14 yıl önceki dev banka soygununu hatırlıyordundur seonbae,
Patlamadan sonra içinde 34 den fazla ceset ve birçok uzuv bulundu."
Geriye attığım başımla onu onaylarken kapalı gözlerimin önüne serilen dehşet verici görüntüler bana o hissi tekrar tattırıyordu.
Gerçek dehşeti o gün öğrendim ben.
Henüz çaylakken acil olarak gönderildiğim şehirdeki patlamayla harabeye dönmüş her bir bina, şehiri saran yardım çığlıkları, ve...
Ve yüzü olmayan yüzlerce ceset.
आप पढ़ रहे हैं
FALLEN STAR // Minsung
FanfictionO gün, Kore'de son 50 yılın en büyük suçu işlendi. Sadece katliamla kalmayıp, Başta Industrial Bank of Korea olmak üzere önemli bankaların ve en güvendiğimiz hapishanelerimizden bazılarının güvenlik sistemleri ustalıkla kırıldı ve hapishanelerden ka...
