GİRİŞ:
İnancın Yansıması
Anstrean'e bağlı olan Veltinas şehrinin sokakları dardı ve yılların ağırlığını taşıyan gecekondu evleriyle beraber taş döşeli yollarla doluydu. Sokakların etrafına serpilmiş gecekondu evlerinin bazıları ahşaptan yapılırken bazıları taştan yapılmıştı. Farklı yapı malzemelerine rağmen, aşınmış ahşap kapılar, yılların izlerini taşıyan duvarlar ve renkli pencerelere asılmış çamaşırlar tüm gecekondu evlerinde bulunan ortak yapıtlardı.
Veltinas tabii ki bunlarla sınırlı değildi. Ticaretin en önemli noktası olan zanaatkâr dükkânları ve tavernaların bazıları gecekondu mahallelerinin arasında yer alırken, bazıları şehrin göz bebeği olan pazar noktasında yer alıyordu. Bu pazar noktası şehrin en sağ köşesinde bulunur ve her pazar günü açılırdı. Bundan dolayı pazar günleri şehrin yerlileri ve turistleri şehrin bu ticaret noktasına akın ederdi. Baharatlar, ipek kumaşlar, el yapımı takılar, demirciler tarafından üretilmiş aletler ve taze meyve sebzeler tezgahlarda sıralanır, satıcılar eşyalarını satmak için boğazları yırtılıncaya kadar bağırdığı için tüm pazar yerine kaos hakim olurdu.
Tabii ki Veltinas'ın sokaklarında asaleti temsil eden soylular da görmek mümkündü. Şehirdeki görkemli malikâneler ve büyük evler, soyluların yaşadığı zengin semtlerde yer alırdı. Bu evler, yüksek taş duvarları ve zarif bahçeleriyle etkileyici bir görüntü sergilerken, kapılarının önünde bekleyen atlı hizmetkârlar Anstrean'in asil atmosferini tamamlardı.
On altı yıldır Veltinas'da bulunan genç bu şehrin Tanrı'nın bir nimeti olduğunu düşünürdü. Çünkü Veltinas sadece içten değil dışarıdan da güzeldi. Şehir düzlük bir alandaydı ve çevresine nehirler serpiştirilmişti. En önemlisi de şehrin dört bir yanı geçilmesi imkansıza yakın surlar sarmıştı.
"Yarın resmi olarak ikimizde Tapınak Şövalyesi olacağız." Ray'in dikkatini on senesini beraber geçirdiği Loona dağıttı.
Ray, yanında bulunan yaşıt arkadaşı Loona ile görünüş ve kişilik olarak tam bir zıtlık sergiliyordu. Ray'in sarı kısa saçları varken, Loona'nın siyah saçları kalçalarına kadar geliyordu. Ray'in yüz hatları net ve belirgindi, Loona ise biraz daha tombul yüz hatlarına sahipti -bu durum Loona'yı daha sevimli kılıyordu. Ray soğukkanlı ve sakin bir yapısıyla öne çıkarken, Loona ise sıcakkanlı ve enerjik bir kişiliğe sahipti. Boy olarak da Ray bir yetmiş civarındayken, Loona ise bir altmış iki civarındaydı.
Yüzünü şehrin atmosferinden Loona'ya çevirdi, kız gülümsüyordu. "Evet, öyle oldu." Sesi gizemli bir tondaydı ve yüzünde Loona'nın aksine herhangi bir duygu belirtisi barındırmıyordu. Sanki on senesini geçirdiği bu katedral onu etkilememiş gibiydi. Dışarıdan bu izlenimi verse de katedraldeki her bir yetkili biliyordu ki Ray, buradaki herkesten daha çok Tanrı'ya inanıyordu. Her gün Tanrı'ya herkesten daha çok dua ediyor, Tanrı hakkında kitaplar okuyor ve Tanrı'nın ismini taşıyabilecek güce layık olmak için çalışıyordu.
Loona, tekrar gülümsedi. "Her zamanki gibi soğuksun." Ağzından çıkan her bir kelimeyi insanın içini ısıtan bir ağırlıkla söylüyordu. Evet, belki Ray gibi meleği andırmıyordu ama her bir kelimesi insanın içine işliyordu.
Ray, tavrını korumaya devam etti fakat içten içe mutluydu. On yıldır, evet gerçekten on yıldır bu anı bekliyordu: Yarın Tanrı'yla konuşacaktı ve kendisine Tanrı tarafından bir vahiy indirilecekti. Sırf bunun için on yıldır çabalıyordu, Tanrı'nın yüce adamı olmak için. Evet, belki yarın piskopos gibi önemli bir rütbeye erişemeyecekti ama onun için önemli olan bu değildi zaten. Sıradan bir Tapınak şövalyesi bile olmak Ray için yeterliydi. Tek istediği Tanrı'yla konuşmaktı; onun yüceliğini hissetmekti, sesinin güven vermesini istemekti.
Her bir din adamı gibi Ray'de katedralde doğmuş ve büyümüştü. Dışarıya daha önceki tüm din adamları gibi adımını atmamış, sadece katedralin çatısından bakmakla yetinmek zorunda kalmıştı. Dışarıdan bakıldığında saçma bir kural gibi dursa da alsın da pek öyle değildi. Din adamlarının dışarı çıktığında yozlaşabileceklerini düşündükleri için Tanrı böyle bir kural koymuştu.
"Hey, Ray..." Loona, etraftaki sessizliği dağıttı ve yüzüne ciddi bir ifade yerleştirdi. Ray ise ne diyeceğini duymak için sessizliğini korudu.
"Yarın hangi rütbelere atanırsak atanalım, sonsuza kadar birlikte olacağız değil mi?" Sesinde hüzünlü bir ton vardı. Sanki yarın tüm hayatını geçirdiği arkadaşı ile ayrılacaklarmış gibi hissediyordu ve bu kalbini paramparça ediyordu.
Ray, hafifçe sırttı. Loona'nin ciddi ifadesini yüzünden anlamıştı ancak o an içinde gizli bir heyecan hissediyordu. Sırıtmamak için dudaklarını hafifçe ısırdı. Yavaşça, sanki karşısındaki kırılgan bir çiçekmiş gibi, titizlikle Loona'nın elini tuttu. Gözlerinin içine dalarak, gözlerinde kaybolmaya hazırlandı. O an, zaman durdu ve dünya etrafında dönüyormuş gibi hissetti. Ray'in bakışları, Loona'nin kalbine dokunuyordu. Ardından Ray kafasını hafifçe sallayarak onayladı.
"Tüm canlılar yozlaşınca, büyük doğal felaketler baş gösterince, lanet toprakları ele geçirince, ben ölünce ve ejderha yeryüzünü kül edinceye kadar..."
Üstteki cümleler sıradan bir insan için pek bir anlam ifade etmeyebilirdi fakat Ray burada tüm benliğiyle "seni kıyamet vaktine kadar seveceğim" demek istiyordu.
STAI LEGGENDO
KUTSAL YALANLARIN GÖLGESİNDE
Fantasy"Tanrı'nın yüzü, güzellik ve huzurun simgesi olan ışıltılı bir gülümsemeyle aydınlanmıştı. Saçları altından bir şelale gibi akarak, etrafına huzur ve mutluluk saçan bir enerji yaratıyordu. Sevgi dolu dokunuşlarıyla acıyı hafifletiyor ve yaraları iyi...
