Tereddüt eder bir süre. Elini gezindirir sandığın işlemesinde. İnce sarmaşığa dolanmış zambak işlemesinin herbir zerresinde gezdirir parmağını. Hayal etmeye çalışır.
Bölük pörçüktür her şey.
Gözünü kaçırır sandıktan.
Nerden çıkmıştı karşısına.
Nerden ve nasıl ?..
Bunun bir işe yaramadığını kanaat getirmiş olucak ki baş ve işaret parmağıyla burun kemerini sıkar.
Sigarasından bir nefes çekip sandığın üstündeki aynı işlemeye sahip deftere odaklanır. Aynı işçilikle yapılan desenler de hayal eder.
Kenarlarında sarmaşık deseni dışında hiçbir şey bulunmayan düz kara kapaklı , diye düşünür.
Sandığın aksine kapaktaki belli belirsiz belli olan çınar ağacı işlemesinde oyalanır bakışları.
Kitabın alt tarafında fark etmediği bir şey ilişir gözüne.
Siyah bir kese...
Keseyi açtığında ise iki siyah metal gözüne çarpar.
Eline aldığında bunların bir fener olduğunu anlar.
Kırmızı metal feneri alıp inceler.
Yanındaki metal ağır düğmeye basar ve nereye tutması gerektiğini anlamaya çalışır.
Kitabın kapağını. sağ tarafına tutar bir farklılık yoktur.
Aklına gelen şeyle sol tarafına tutar.
O çınar işlemesi yarısı tamamlanmış yapboz misali belirir.
Sağ tarafını aydınlatmaya ise henüz cesareti yoktur.
Kapakta çınar yoktur artık.
Aydınlanan tarafta yüzünün sadece sağ tarafı olan maskeli bir silüet belirmiştir.
Eliyle silüeti inceler.
Silüetin elindeki kızıl olması gereken yerde siyah olan ateş zambağında oyalanır bakışları. Dokunmaya cesareti yoktur henüz.
Bakışları zambağın herbir zerresinde oyalanır.
Feneri sertçe kapatır ve keseye bırakır.
Titreyen parmağı aydınlatmamasına rağmen ne göreceğini bilen iç güdüyle kapağın sağ tarafını okşar.
Bir iz bulma umuduyla burnuna yaklaştırır ve içine çeker.
İstediği kokuyu alamamanın verdiği acıyla, napıyorum ben der sinirle ve kitabı sertçe burnundan çeker ama masaya yumuşak bırakır.
Sonra da bunu yaptığı için kendine kızar.
Kitabın gelişi güzel bir sayfasını açar.
Karakalemle resmedilen bir yüzük...
Çizimi incelediğinde yüzüğün ortasındaki resmedilen zambağı görür. Beyazdan zifiri siyaha dönen
o zambağı... Bunun anlamını bilmemeyi çok isterdi.
Altında ise el yazısıyla not düşülmüş birkaç satır yer alıyordu.
Okumadan hızla başka bir sayfayı açtığında sayfanın arasında bir poster gözüne ilişir.
Kaşları çatılırken sararmış posteri eline alır. Yılların eskittiği poster artık pürüzsüz değil pütürlü bir yapıdadır.
Lana del rey'in yaung and beatiful posteriydi bu.
Posterin üstündeki zamanın bile eskitemediği gözyaşı lekeleri dikkatini çekmişti. Kalbine çöken bir sızıyla posterden kurtulmak istercesine yerine katlayıp koyar. Çıkan herbir hışırtısıyla o günü onun gözünden tekrar tekrar görür.
Yine de kendine engel olamayıp diğer sayfayı çevirir.
Sayfanın arasına girmiş ve yok olmaya yüz tutmuş, kurumuş çiçek parçalarından birini eline alır.
Bu bir papatyaydı.
Aldığı yere bırakır papatyadan geriye kalan o parçayı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
RUH KAPANI
FantasyGeçmiş mi geleceği etkiliyor yoksa gelecek geçmişin şimdiki anından mı ibaret ?..
