Bir Khaneriahlı olarak Kaeya'nın laneti buydu işte: Sahip olduğu tek kişi tarafından nefret edilmek. Onun için ajanlığı dahi bırakmasına rağmen hayatının onun yüzünden kâbusa dönüşmesini izlemek ve ona engel olmamaktı.
ぁ ぁ...
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
°•⤫⤬⤫⤬•°
Bitirdiği son kadehi de sertçe masaya koyduğunda meyhanedeki tüm sesler kafasında yankılanıyor, seslerin kafasının içinde yaptığı dalgalanma hafifçe sallanan vücudu sağ olsun dışarıdan kolaylıkla görülebiliyordu. Omuzlarındaki ağırlık dışında hissizleşmişti, başını dik tutmakta zorlandığı belliydi. İçinden gelen ani hıçkırma hissi neredeyse kusmasına sebep oluyordu. Gözleri karardı, uzun zaman sonra ilk defa bu kadar içmişti.
"Hey, bugünlük bu kadar yeter, Kaeya..." Rosaria'nın kısık fakat sert sesi bile yetiyordu başının karıncalanmasına. Yüzü alev alevdi, hafif aralık gözlerinin arasından baktığı şeyin ne olduğunu bilmiyordu, renkler birbirine girmişti. Görüntüyü algılamak aklıyla beraber midesini de bulandırmıştı, mecburen gözlerini kapattı ve yanıbaşında duran belli belirsiz hissettiği duvarın serinliğine yaslandı.
"Derdin ne bilmiyorum ama hiç böyle içmezdin, iddia falan mı kaybettin yoksa?" Rosaria da en az onun kadar içmiş olmasına rağmen kesinlikle ondan daha iyi haldeydi, hala konuşabiliyor ve nerede olduğunu biliyordu. Çok salak hissetti, aptal gibi onun boş laflarına dalmış sınırını aşmıştı. Şimdi kendisi bile eve zar zor gidebilecekken uğraşması gereken bir de bu ayyaş vardı.
Alnını avcuna yasladığında derince iç geçirdi, başı zonkluyordu.
Tezgahın arkasındaki kapı yavaşça fakat gürültüyle açılınca ayılabilen tek kişiydi Rosaria. Gözlerinin ışığa alışması ve bulanık renkleri ayırt edip tezgâhın arkasındaki kişiye odaklayabilmesi tahmin ettiğinden daha uzun sürmüştü. Sonunda odakladığında meyhanenin sahibinin uzun bir yele misali kızıl saçlarını görmüştü.
"Bu aptala uymaman konusunda uyarmıştm, Rosaria. Denge bozmada üstüne yoktur kendisinin." Arkası dönüktü, kuru bir havluyla bir bir aldığı temiz bardakları silip raftaki yerlerine diziyordu. Bardakların gıcırtısı, gözlerini olmasa bile, körelmiş algılarını biraz olsun açabilmesine yardım etti göz bantlının.
"Bugün bir istisna olsun, birkaç haftadır ihtiyacı var gibi duruyordu. Buna ben dahil değilim ama bilirsin, birkaç bardağa daha hayır diyemem." Boş bardakları tezgahta yavaşça öne kaydırdı, parmaklarındaki metal aksesuarlar camla temaslarında keskin sesler çıkarmışlardı.
Bir süre boyunca duydukları tek ses silinen bardakların ve meyhane sahibinin eldivenlerinin gıcırtısıydı.
"Benden bu kadar, bu aptala bakmak zorunda kaldığın için üzgünüm fakat kendimi zor taşıyorum." Masanın üstüne bir yüzlük bıraktı ve kızıl saçlının cevabını beklemeden çoktan sızmış olan göz bantlının yanından kalktı. O çoktan boşalmış meyhanede ikisini yalnız başlarına bıraktığında Diluc'un hareketleri zamanla yavaşladı ve bir süre sonra durdu. Elindeki havlu ve bardakla yalnızca arkası dönük bekledi.