'Sonunda yalnızdım ve artık asla yalnız olmayacaktım. /Stefan Zweig’
Henüz küçük bir kız çocuğu iken kalbinin ağrıdığını hissederdi. Hissettiği ağrılı duygunun adını bile bilmezken büyüdükçe anladı; adı yalnızlık ve sebebi kimsesizlikti.
Bunu anladığı bir gün, kendisi gibi küçük bir kız çocuğu olan arkadaşına yalnız hissettiğini söyledi. Yan ranzasında uykuya dalmak üzere olan arkadaşı ise ‘O ne demek ki?’ diye sordu, henüz duyguları tam anlayamayan saf bir kalbi vardı.
Arkadaşına bunu nasıl tanımlayacağını bilememiş, ufak dudakları birkaç kez konuşmak için aralansa da ses çıkarmadan geri kapanmıştı. Arkadaşı uykuya dalarken o da yatağından kalkıp küçük adımlarla aynanın karşısına geçmişti. Anlatamıyordu ama hissediyordu işte, tam elini koyduğu sol göğsünün altında. O an geç de olsa arkadaşının sorusunu cevapladı sessizce: Koy elini kaburgama, hisset, bu ağrının adı; yalnızlık.
Gözlerimi, perdenin kapatamadığı pencerenin kenarından sızan gün ışıkları yüzünden araladım. Geç uyumuş ve erkenden uyanmıştım. Eski evimde kullandığım perdeler bu evdeki pencereye küçük gelmişti.
Gözlerim komodinin üzerinde duran saate kaydıktan sonra bugün pencereyi tam kapatabilecek bir perde almaya kararlı bir şekilde yataktan kalktım.
Banyoya gidip sabah rutinimi hallettikten sonra mutfağa geçtim. Kahvaltıdan önce kahve içenlerdendim. Hayır, ayılmak için değil. O kadar çok kahve sever ve içerdim ki artık ayıltmıyordu. Vücudum alışmış olmalı.
Soğuk parkelere basarken bugün yapmam gereken şeyleri düşündüm.
İlk iş kesinlikle bir perde alınacak.
Kahve makinesine kahveyi ve kağıdını koyarken ikinci işi de belirlemiştim.
Filtre kahve kâğıdı alınacak.
Kahve bir yanda pişerken saçlarımı kaşıyarak bir süre neredeyse boşalmış buzdolabının içine baktım.
Duş alınacak ve markete gidilecek.
Bir kâseye biraz granola ve süt koyarken kahvem de olmuştu. Masaya oturdum ve telefonumdan herhangi bir video açıp yemeğim bitene kadar izledim. Bir şeyler izlemeden yemek yiyemezdim. Sanırım biz yalnız insanların ortak alışkanlıkları buydu. Ben de uzun bir süredir o kervandayım, başta mecburi olsa da bir süre sonra tercih meselesi olmuştu.
Gerçi bir süredir aldığım anonim notlar tamamen yalnız hissetmemi engelliyordu. Ne kadar hoşuma gitmese de bu durum sanırım alışmıştım. Üzerimde bir çift gözün varlığını hissediyordum. Ya da sadece deliriyorum.
Eminim şu an dışarıda okunmayı bekleyen bir not kâğıdı vardır. Eh birazdan öğrenirim ne de olsa.
Kahvaltım bittikten sonra hızlıca duş aldım, saçlarım ne yazık ki hızlı yağlanırdı.
Saçlarımın fazla ıslaklığından arınmasını beklerken bilgisayarımı açıp maillerimi kontrol ettim. Çalıştığım şirketlerinden gelen mailleri cevapladım. Grafik tasarımcısı ve video editörüyüm. Evet, çoğu gencin hayali olan bir işe sahibim. Evden çalışıyor ve çalışacağım saatleri kendim belirliyorum.
Norveç’te yer alan şirketin kendi çalışanlarına göndereceği yeni yıl mesajı ve kutlaması için broşür hazırlamam gerekiyordu. Eh, en az üç günümü buna ayırmam gerekecekti. Normalde bir günde bitebilecek bir işi üç güne yaymıştım çünkü mükemmeliyetçi biriydim ve yaptığım her işin şimdiye kadar yaptıklarımın en iyisi olması gerekiyordu.
Yeni yıla az kaldığından diğer şirketlerden gelen işleri sonraya erteledim. Her şeyin kontrolüm altında olmasını severdim. Benim için her şey bir düzen ve sıra içerisinde olmalıydı.
Yalnızca dipleri nemli kalan saçlarımın üzerine bir bere geçirdim.
Kafamda yaptığım listeyi tekrar ederken kabanımı da üzerime giydim. Yanıma bez çantamı da aldığımda geriye evden çıkmadan önce yaptığım rutin kalmıştı.
Telefon?
Yanımda.
Cüzdan?
Yanımda.
Anahtar?
Anahtar…Anahtar yok.
YOU ARE READING
TARUMAR
RomanceLaila, freelance iş yapan gezgin ruhlu genç bir kızdır. Kendi halinde ilerleyen hayatı bir gün aldığı gizemli notlarla değişmeye başlar. Notlarda yalnızca şiirler yazmaktadır. Başlarda bunu şaka olarak algılayıp umursamasa da bu notlar devamlılığ...
