KIRMIZI

33 7 4
                                        

Odasında tek başına oturuyordu genç kız. Sıcaktan bunalmış üstünde lacivert yıldızlı bir tişört altında şort pijaması vardı.Kulağında birkaç gündür keşfettiği şarkının dönüp durduğu kulaklık dışarıdan gelen araba seslerini, evin ince duvarları yüzünden diğer odalardan gelen televizyon ve maç seslerini kesiyor yarı uzanır yarı oturur şekilde koyu kırmızı ojeyi parmaklarına sürüyordu.

Sürmeye çalışıyordu

Eskidiği için koyu kıvam almış oje sürekli taşıyor sinirini bozuyordu. Bir iki parmaktan sonra son sürmeye çalıştığı da sağa sola bulaşınca sinirler fırçayı geri koydu. Kulağındaki kulaklığı bir çırpıda çıkartıp yatağa çarpar gibi bıraktı. Son zamanlarda böyle ufak şeylere dahi sinirleri zıplar olmuştu.

Yatağının karşısındaki çalışma masasına geçti. Raftaki asetonu pamuğa basıp tırnaklarını silmeye başladı. Çok durmadığı için kolay çıkıyordu. Dönen sandalyenin üstünde tek dizini kırıp gövdesine çekmiş eline odaklanmışken bir saniye durdu.

Çıt çıkmıyordu.

Az önce alışmış olduğu için arka tarafta dönen araba sesleri, sokaktan geçen insanların konuşmaları, yan odalardan gelen televizyon sesleri hepsi birden kesilmişti.Her yer sessizleşmişti.Kendi kalp atışını duyacak kadar.Başını elinden kaldırdı. Ayağını indirip dikleşti. Kafasını çevirip kapıya baktı. Seslenip seslenmemek arasında kaldı, seslenmemeyi seçti.
Elektrikler kesilmiş olsa kendi odasınınki de kesilirdi.Herhangi bir anormallik olsa anne babası onlara seslenirdi. Yan odada erkek kardeşi yatıyordu. Anne babasını odası ve oturma odası evin diğer tarafındaydı.

Biran panik yapacak oldu fakat soğukkanlı kalmayı başardı. İzlediği bilim kurgu ve korku filmlerinden kafasında birçok senaryo kurtardı. Belki de kendisi abartıyordu sadece anne babası televizyonu kapatmıştı. Ama dışardaki insanların ve arabaların aynı anda susmasına bir şey bulamadı. Belki de uyuya kalmıştı. Zaten yatağında vakit geçirdiği için bu olmasıydı.

Eline çimdik attı. Elinin sızısını hissetti. Gerçekti. Uyumuyordu. Nefes alışverişi yavaşladı. Etraf ne kadar sessizse kendi sesini de azalttı. Belki bir şeyler duyardı.
Kalbi güm güm atıyordu. Nefesleri hızlı değildi evde bir ses duymayı bekledi. En ufak bir fısıldama dahi duysa bunu ona yapılacak bir sürprize yoracak ve rahatlayacaktı. Ufak adımlarla kapıya yaklaştı. Kulağını kapıya dayandı. Hiçbir ses yoktu en ufak bir adım sesi bile.

Eli kulpa gitti. Yavaş yavaş çevirdi yuvarlak tokmağı. Kapı kafasının geçeceği kadar aralandığında uzattı başını dışarı doğru. Sesler gittiği gibi olmayan ışıktan bir şey görmedi. Gözleri biraz alışınca sadece dışarıdan gelen ay ışığıyla aydınlanan koridoru gördü. Karanlıktan nefret ederdi nefesi sıklaşmaya başladı. Kapıyı biraz daha aralayıp omzunu da çıkardı. Yan taraftaki kardeşinin odasının kapısına baktı. Alt taraftan bile ışık sızmıyordu. Normalde seslenmesi gerekirken dili lal olmuş ağzı gitmiyordu. Yinede fısıltı şeklinde çıktı sesi

"Efe..efe?!.. kapıyı aç, neler oluyor?"

Kafası kardeşinin odasına dönük seslenirken oturma odasının kapısı yavaşça aralandı. Kapıdan çıkan gıcırtı kulağına geldi. Tüyleri diken diken olmuştu. Anne babası korkacağını bilerek böyle sessiz davranmazdı.Zaten ablasıyla vakit geçirmeyi seven kardeşi de seslenmesine bu kadar cevapsız kalmazdı. Bir şeylerin ters gittiğine emin oldu. Kafasını yavaşça koridora döndü. Karanlığa iyice alışmış gözleri kapının sonuna kadar aralandığını seçebildi. Nefesleri iyice hızlanmış göğsü inip inip kalkıyordu. Odaya dönmeyi düşündü fakat dönse bir daha çıkamayıp korka korka birilerinin gelmesini bekleyeceğini biliyordu.

O kapana kısılma duygusunu yaşamak yerine ilerlemeyi seçti. Kalbi göğsünü dönüyor sessiz olması gereken yerde daha da çıldırıyordu. Bir kaç adımda koridorun ortasına geldi. Etraf o kadar sessizdi ki kendi kalp atışları kulaklarını uğuldatıyordu. Bir adım daha atmadan seslenmeye karar verdi.

"Anne..baba..bu bir şakaysa gerçekten komik değil. Korkmaya başlıyorum çıkar mısınız artık?! Hiç komik değil gerçekten."

Sitemli konuşsa da çok yükseltememişti sesini. Kulakları uğuldatacak kadar olan sessizlik onu ürkütüyordu. Sol ayağını kaldırıp bir adım daha attı açılmış kapıya doğru. Tam o an kapının arkasında oturma odasının ortasında bir kırmızılık gördü. Hayır iki. İki kırmızı nokta. Biraz daha dikkatli baktığında onun biraz gerisinde ve biraz daha yükseğinde iki çift daha. Ne olduğunu anlayamadı. Televizyonun kırmızı ışıkları bu kadar büyük değildi.

Bir adım daha attı kapıya daha dikkatli baktı.

Tam o anda kırmızı noktaların biraz altında dişleri gördü. Beyaz uzun sivri dişler. Koskocaman bir ağıza dizilmiş insan dişine benzemeyen dişler. Çığlık bile atamadı, ağzı dili tutulmuştu. O kırmızı gözler yavaş yavaş yaklaşmaya başlayınca panikle arkasına döndü. Döndüğü gibi gözün kardeşinin odası takıldı. Kapısı açılmış önünde aynı gözler ve ağız duruyordu. Kardeşinin boyunda gözlerinin beyaz yeri bile kırmızı dolmuş geniş ve sivri dişli normalden daha büyük ağza sahip karanlık bir varlıktı. Elleri panikle havalandı. Bir arkasına bir önüne dönüyor ne yapacağını şaşırmıştı. Odaya koşsa kapana kısılırdı. Koridorun ortasındaki kapıya uzandı ve kendini evin dışına attı. Yanıp sönen lamba dahi yanmıyordu. Acele merdivenleri inmeye başladı. İçinden yalvarıyordu biran önce uyanmak için.

Çünkü bu bir kabus olmalıydı. En mantıklı açıklama buydu. Kabus olması için yalvardı.

Merdivenleri bitirip demir kapının kulbuna tutundu. Yukarıdan sesler geliyordu. Peşinden geldiklerini anladı kulpa asılıp kendini dışarı attı. Sokak kapkaranlık değildi. Aydan gelen beyaz ışık önünü göreceği kadar aydınlık veriyordu. Caddeye doğru koşmaya başladı. Ne ne olduğuna akıl sır erdirebiliyordu ne de ne yaptığına. Kimden yardım isteyecekti kimse gözükmüyordu. Sokak ortasında bırakılmış arabalar, karanlığa gömülmüş market ve evler..
Caddeye dönen dörtlü yol ağzına geldiğinde durdu. Nasıl kimse olmazdı?

Kıyamet kopmuştu da bir onun mu haberi olmamıştı.

Derken evde yaşadığını sokakta da yaşamaya başladı. Dört bir yandaf kırmızı noktalar yanmaya başladı. Nokta değil. Gözler. Sivri dişli koca ağızlar vahşi şekilde gülümsüyordu. Kafasını bir sağa bir sola çeviriyor dönüp duruyor bir boşluk bulsa aradan kaçacaktı ama etrafı sarılmıştı. Yavaşça ona yaklaşıyorlardı. Çığlık atmaya başladı. Kolları savruluyor onları engellemeye çalışıyordu ama geri adım atmıyorlardı. Birkaçının arasından sıyrılıp geçmeye çalıştı, geçemedi. Uzun sivri eller izin vermedi.Ortada kıstırılmıştı. Yere çöküp ellerini başına sardı. Çember daraldı aralarından en irisi sivri dişlerini ona saplamak için saldırdı. Sivri dişler omzuna geçtiği an adını duydu.

"Ecrin"

Bir panik kafasını kaldırdı. Annesinin sesi geldi kulağına. Gözleri bir kabustan uyanır gibi açıldı sırtı doğruldu hemen. Odasındaydı. Annesi uyansın diye omzunu dürtüyordu.

"İki büklüm uyumuşsun yine. Yatağa da oje dökülmüş. Nasıl çıkartacağım ben şimdi onu?! Kalk bir suya tut hemen kurumadan. Ya da kurusun öyle daha kolay çıkar"

Annesinin konuşması arka tarafta döndü durdu. Kalbi hala yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. O kadar gerçekçiydi ki kabus uzun süre etkisi kalacak gibiydi. Uyandığı için rahat bir nefes aldı.

"Tamam anne ben hallederim. İyi ki uyandırdın kabus görüyordum. Uyandırmasan sabaha kadar sürerdi galiba çok korkunçtu."

Annesi kapıdan çıkmadan bir duraksadı. Kafasını omzunun üstünden çevirip kızına döndü.

"Hep o izlediğin şeylerden oluyor. Kaç kere dedim sana korku filmi izleme diye."

"Bu gecedec sonra izlemem zor gibi zaten" dedi.

Kapıdan çıkan annesine çevirdi gözlerini. Eli kulpta çıkarken kapatmadan son anda göz göze geldi.

Annesinin içi kıpkırmızı parlayan gözleriyle.

KIRMIZIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin