BÖLÜM 1: ESKİ TANIDIK

37 5 1
                                        

  Sabah alarmımın o rahatsız edici berbat sesi ile uyandım. Kaç gündür zil sesini değişmek istiyorum ama unutuyorum. Ya da üşeniyorum diyelim. Üniversiteyi İstanbul’da okuduğum için ailemle çok sık görüşemiyorum. Kimi zaman canım sıkılınca evde kendi kendime film izlesem de bazen arkadaşlarımın ısrarı ile onlarda kalıyor ve pijama partileri veriyoruz. Aslında pek sosyal birisi değilimdir. Yani çok fazla arkadaşım yoktur. Aslında bu durumdan rahatsız da değilim. Tüm bu düşüncelerden sonra telefonumun sesi ile irkildim. Genelde beni ailem ve arkadaşlarım dışında neredeyse kimse aramaz çünkü. Ekranın üzerinde yazan ismi görünce tepem atıyor. Hiç düşünmeden meşgule alıyorum. İnatla tekrar çalıyor. Ne kadar meşgule alsam da arayacağını bildiğim için mecbur açıyorum. Telefonu mutfak tezgahına bırakıp kahvaltı hazırlıyorum. Çok geçmeden o ses duyuluyor: “Selam! Beni özledin mi?” Hayır, hiç değişmemiş. “ Ne istiyorsun!” diye çıkışıyorum. Onunla görüşmek istemiyorum çünkü. Hayatımdan çıkardığım pek çok kişinin beni bırakması gibi onun da beni bırakması gerekiyordu ama bu öyle bir tip ki tuttuğunu ölene kadar bırakmaz.
“A-a, ben sana selam veriyorum. Verdiğin cevap oluyor mu ama şimdi?”
  Gıcık bir insan olduğu için bu burnu kalkık tavırlarına şaşırmıyorum. Daha fazla katlanamayacağımı bildiğim için yüzüne kapatıyorum. Buzdolabından peynir, zeytin ve yumurta çıkarıyorum. 10 dakika geçmeden bütün sofrayı kurmuş oluyorum. Yanına bir de sıcacık bir çay yaptıktan sonra sonunda sofraya oturuyorum. Kokuları şimdiden her yeri sarmaya başlıyor. Bazen acıktığımı yemeğin kokusundan anlarım. Sizde de böyle oluyor mu? Daha çatalı elime almadan masada duran telefonum yine çalıyor. Ekranda yine onun adı yazıyor: SEMİH... Anlamıyorum. Defalarca kez onunla konuşmak istemediğimi söylememe rağmen yine de arıyor. Nereden geliyor bu cesaret? Beni aramaya nasıl cüret edebilir? Kapatırsam yine arayacağını ve günümü mahvetmeye çalışacağını bildiğim için açıyorum ve Semih’e son bir şans veriyorum. Tam hesap soracakken araya atlıyor. “Artık sakinleşmişsindir. Dinleyecek misin?”
“Senin boş ve yalan yanlış sözlerine ayıracak vaktim yok!” Dinlemek istemiyorum. Onu engelleyeceğim zaten ama bekliyorum. Kim bilir, belki akıllanır bu baş belası.
“YA Bİ DİNLESENE!” Anladım, akıllanamazmış. O zaman karşılık verelim.
“Bana sesini yükseltemezsin! Ne için aradığını ya da ne amaçla aradığını bilmiyorum. Ama aramaya şu kadar hakkı yok! Seninle görüşmüyorum ve sen de benimle görüşmüyorsun. Eski günlerimizi unut ve beni rahat bırak! “ Birinin bana bağırmasından nefret ediyorum ve bunu o da biliyor. Dedim ya gıcık biri diye, inadına yapıyor. Ama artık gerçekten tek kelime daha duymak istemiyorum. Daha fazla bir şey söylemesine müsaade etmedim. En basitinden telefonu kapattım ve onu her yerden engelledim. Daha önce engelleyecek fırsatı bulamamıştım. Yoksa seve seve engellerdim. Biliyor musunuz, size saçma gelebilir ama birini engellemek benim için çok keyifli. Eski hayatımda istemediğim bir çok insan olduğundan engellediğim kişi sayısı da her geçen gün artıyor. Sonunda kahvaltımı bitirip odama geçiyorum. Dolabımda onca kıyafet olmasına rağmen hangisini giyeceğimi bilmediğim için her gün aynı şeyleri giyiyordum. Yine aynılarını giydim. Gri bir sweatshirt ve altıma da en sevdiğim siyah kot pantolon. Pek renkli ve belki sizler gibi cıvıl cıvıl giymeyi sevmediğimden genelde sade bir şeyler giyiyordum. Banyoya geçip yüzüme hafif, hatta hiç belli olmayan bir makyaj yaptıktan sonra hazırdım. Telefonu elime alıp saate baktığımda 11:43 olduğunu gördüm. Zaman hızlı geçmişti. 12.30 da ders başlayacaktı yani şimdi çıkarsam yetişebilirdim. Site kapısından çıktığımda uzun kollu giydiğime pişman olmuştum. Kabullenmem gerekti, yaz geliyordu. Hava aşırı derecede sıcaktı ve soğuk bir su almanın iyi geleceğini düşünmüştüm. Evin aşağısındaki markete girdiğimde rahatladım. Size bir tavsiye:

“Sıcak günlerde markete girin çünkü çok serin oluyorlar.”

Sizi bilmem ama ben her sıcak günde markette oyalanırım ve bu çok hoşuma gider. Suyu alıp marketten çıktım ve metro durağına geldim. Şanslıyım ki geldiğimde 6-7 koltuk boştu. Oturabilme umudu ile kendimi sıkışarak içeri atım ama 2 saniye içerisinde bırak koltuğu, ayakta duracak yer kalmamıştı. Telefonumdan metro uygulamasına baktım. Bir sonraki metro bir buçuk saate gelirdi ve benim beklemeye zamanım yoktu. Ayrıca beklesem ne olurdu ki? Burası İstanbul, gelen her metro illaki dolu dolu gelecekti.  Son durağa kadar azimle ve zorluklarla mücadele ederek ve kulaklıkla müzik dinleyerek ilerledim. Tabi arada sessizce şarkıya eşlik ettim..

Numara HırsızıHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora