Zaman da yolculuk

15 6 7
                                        

Herkes kalabalığı temsil ederken
      O Yalnızlığı temsil ediyordu ..
☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎

Jungkook  şaraphaneye girip sevdiyi şarapı çıkardı. Servis etmek üzere olan restorandaki özel bölümdeki konukların yanına gitti.Müşteriler bu restoranın asıl sahipleriydi. Amaçları yemek değilde iş oldukları her hallerinden belliydi.  Jungkook şarapları süzerken masadaki konuşmalar daha da şiddetleniyordu.

-Jooyun  restoranın başına geçince onun bu şube de işi bitmiş olucak. Chan bundan sonra hiç bir yer de iş bulamayacam.

Jungkook duyduğu sözlerle hem restoran şefi hem de yakın arkadaşı  Chana komplo kurduklarını öğrenince şarapları doldurmasının ardından arkadaşının yanına koştu. Jooyun olayları Chana anlatmaya gittiğini anlayınca güvenlikle konuşup Jungkooku dışarı attırdı.

Jungkooku yerden kalkıp üstünü silkeleyerek Chanı düşündü. Chan onun biricik arkadaşıydı. Onun kötü olmasını istemesi düşündüğü en son şeydi.

Beyaz gömleği üstüne yapışmıştı. Papyonunu gevşetip yol kenarındaki tavukçuya girip masasına sojuyu söyledikten sonra direk sojuyu kafasına dikdi. Daha sonra elindeki şişesiyle sarhoş bir halde restorana doğru yol aldı. Sürekli sendeliyordu. Ama bu onun umrunda bile değildi . Restoranın önündeki konteynırın yanında oturan tuhaf yüzü belli olmayan adam işaret etti. Yüzü yaşlı ve çok tuhaf görünüyordu.

- Umudunu kaybetme . Unutma evlat benliğin adalet için yaşıyor." Daha sonra duraksayıp gökyüzünü seyretti.

- "Dolunay" ona dikkat et. Senin anahtarın o.

Jungkook yaşlı adamın kafasının kendisininkinden güzel olduğunu varsayarak  restoranın arka kapısı tutmak üzereyken gözlerini kamaştıran bir ışık onu derin bir uykuya daldırdı.

☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎  ☯︎  ☯︎

Jungkook gözlerini açtığında eliyle ağrıyan başını tutup etrafa göz gezdirdi. Çatının tahtaları gevşemiş hatta bazıları yoktu. Küçük harabe bir kulübe gibiydi. Dışarıdan bağırış sesleri yankılanıyordu. Jungkook gözlerini ovuşturup üzerine baktı. Sanki tarihi bir filmden çıkmış gibiydi. Üzerinde eski hep televizyonda geçmiş dizilerde izlediği gibi hanboklar vardı. Yanında çömlek kapıların içinde geçmiş eşyalar, qarip otlar vardı. Hepsi televizyonda izlediyi tarihi dizileri anımsatıyordu.  Sanırım aklımı kaçırıyordu. Kapıdan dışarı göz attığın da gözleri fal taşı gibi açıldı.

Şaşırmasına imkan kalmadan arkadan bir ses geldi. "İnanamıyorum sonunda uyandın Jung , aylar oldu"
Derken Jungkoka sarılıp sarsıyordu. Adam Jungkokun bedenini kontrol etti .

-" Ağrın varmı?! Aylardır uyuyorsun. Şifacı uyanmanın imkansız olduğunu söylemişti. Tanrıya Şükür"

Jungkook olayı anlamaya çalışırcasına
- şey şuan neredeyim ve kaç yılındayız?

- Hyung sen iyimisiz? Şuan Goryeo Hanedanlığındayız. Hiç bir şey hatırlamıyorum? Aman Tanrım"

Şimdi farkına varmıştı. Şuan Kral  Taejou dönemindeydi. Nasıl yani asırlar önceyemi gelmişti. Ama bu nasıl olurdu?

Jungkook hiçbir şey hatırlamıyorum diyerek olaya ayak uydurmaya çalıştı.Aklında sürekli okul zamanlarında tarih dersinde uyuduğu zamanlar ufacıkta olsun bir şeyler canlanıyordu.

-Şu an hangi prens tahta geçti?

- Majesteleri daha hiç kimi tahta uygun görmedi. Hem sen bunları aklına getirme uyu bir az.

İyice donup kalmıştı. Bu nasıl ola bilirdi. Karma ola bilirmiydiki? Chan da onunla birdi. Yanındaydı. Ama bu nasıl olurdu .

Dışarıdan çığlıklar yükseliyordu.  Her kes bir yere kaçıyordu. Olanları merak eden Jungkook kafasını dışarı çıkarmak üzereyken
Chan onu durdurdu.

Kervan boyunca beyaz atıyla geçen kumral saçlı adam etrafı sessizliye boğmuştu. Chan devam etti.

- 7. Prens Kim TAEHYUNGun olduğu yere adım atmak ne cüretimize aklımı yitirdin? Ama bunu da unutmuş olamazsın. Az kalsın senin sayen de ölüyorduk .

* * * * * * * * * * * *
      ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎ ☯︎

ReinoWhere stories live. Discover now