Seni bulduğumda, gülümsersen bir yuvam olabilir diye düşünmüştüm.
Seni kaybettiğimde, umut ettiğim tüm sokakları, yolları, kaldırım taşlarını ateşe vermek istedim.
Yağmur yağıyordu.
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
Gökyüzü yırtılırcasına yağmur yağıyordu, her şeyin başladığı yerdeydim. Hiç bitmeyecek sandığım bir kabus bu sokaklarda bitmişti. Bu sokaklarda karanlığa bir ışık çakmıştık, aydınlığa kavuştuğumuzu sanmıştık. Canavarlarla dolu bir dünyada kabusların biteceğine inanmıştık. Yine aynı sokaklardaydım, her şeyin başladığı bu yerde cenneti bulduğumuz yanılgısına kapılmıştık.
Şimdi yine o sokaklardaydım ama cenneti yitirmiştim. Bir rüyaydın ve uyanmıştım. Kabuslar geri dönmüştü ve canavarlar hiç olmadıkları kadar güçlülerdi. Işığa kavuştuğum yerde zifiri karanlıkta oturuyordum şimdi. Damlalar birbiri ardına düşerken kulaklarımı bir ağıt dolduruyordu. Her daim huzurlu gelen yağmur göğüs kafesimi paramparça ediyor, düşen her damlada bir parça daha nefesim kesiliyordu. Yağmur yağıyordu ama cehennemin yakıcılığı sarmıştı kaburgalarımı. Yanar...yanar ama en sonunda geriye yalnızca küller kalır sandım. Oysa yandıkça tekrar dirildi yokluğunun acısı, her seferinde daha çok yandı. Her seferinde daha güçlü döndü.
İnsanın hiç söndüremeyeceği yangınlar varmış meğer. Hiç çaresi olmayan bir hastalık gibi içinden bir türlü çıkamadığı yangınlar varmış. Daha çok bulaştığı, daha çok yandığı, debelendikçe gömüldüğü yangınlar varmış. Hiç kurtulamadığı çıkmazlar varmış insanın ruhunda. İnsanın kendine kurduğu dünyaları varmış. Ve hiç sönmeyen bir yangında, o dünya tepetaklak da olabilirmiş. İnanmazdım ama bulduğumuz cennet yalanmış.
Sırtımı dayadığım metal kirişe saçlarımdan sular damlıyordu. Baştan aşağı yalnızlığa bulanmıştım. Baştan aşağı sensizliğe bulanmıştım ve yağmur ne kadar derine batarsa batsın sensizliği tenimden bir türlü söküp atamıyordu. O gün çok yağmur yağdı ama göğsümün ortasındaki mezarlığa ektiğim çiçekler yine de kuruyup kaldı. O gün kaburgalarıma bir hançer saplandı, yemin ederim hiç kan akmadı.
Bana cehennemi tanımlasana. Hava buz gibiydi. Oysa ben çoktan yanıp tükenmiş gibiydim. Cehennem hiç azalmayan bir acının yakıcılığı. Aklında tut. O gecenin cehennemine canavarlar şahit.
Göğüs kafesimin kırıklarının kalbimi kestiği çok zaman oldu ama canımın o derece yandığı başka bir gece olmadı. Ben çok insan kaybettim, ama kendimi bu denli kaybettiğim başka bir gece olmadı. Çok kez nefesim kesilmişti ama ben hiç aldığım her nefeste ruhumun biraz daha parçalandığını hissetmemiştim, o gece hissettim. Çok kez ağlamıştım ama hiç gözyaşlarımın ruhumda izler bıraktığı olmamıştı, o gece oldu. Çok kez karanlıkta kalmıştım ama hiç ışığı aramayı bırakmamıştım, o gece ne kadar ararsam arayayım ruhuma bulaşmış karanlıktan kurtulamayacağımı anladım.
Varlığım bedenime ağır geliyordu o gece, taşıyacak dirayetim kalmamıştı. Yalnızlık ilk defa sirayet etmemişti ruhuma ama o gece bana hiç göstermediği bir yanını göstermişti. Ben o gece seni ruhumdan kazımak istedim ama en sonunda kendimi avuçlarımın içinde ellerinin izini ararken buldum. Sırtımı yasladığım duvara bile güvenemedim ben o günden sonra. Zihnimden atmak istedim seni o gece, "tek başına savaşmana gerek yok" diyen sesini, ruhumda gezinen ellerinin hayaletini, sadece var olmam bir hazineymiş gibi bakan gözlerini. Oysa hatıraların hiç geçmediğini öğrendim. Umudu parçalamayı öğrendim ben o gece. Sürgün edildiğim cennetin yamacında acının tanımını yapmayı öğrendim. Senin yokluğunun ağırlığında ezilen gövdemi bir yapboz gibi yeniden birleştirmeyi öğrendim o gece.
Her gece sensizliğin ellerinden kurtarıp yeniden kırıklarını birleştirdiğim ruhumun, her sabah yeni bir umutla dirileceğinden ve gece yeniden sensizliğin ellerinde paramparça olacağından henüz haberim yoktu. Senin de hiç olmayacak. Çünkü çok sonra, bir yazıyla karşılaştım geçtiğim bir sokakta, kimsenin fotoğrafını çekmek istemeyeceği çirkin bir duvarda; giden herkesin, gidecek bir yeri vardır yazıyordu. Ben o gece, tek yuvamı yitirdim, sonra senin gidecek bir yerinin olduğunu öğrendim. Söylesene, bana nefes alacak hiçbir yer bırakmadan başka bir yolu nasıl adımlayabildin sahiden? Ben o gece çok şey öğrendim ama bu soruyla baş etmeyi hiç öğrenemedim. Hiç beceremedim.
Ben o geceden sonra, seni özlediğim her an için kendimden nefret ettim. Gittiğinde ruhumun büyük bir parçasını kaybetmişim gibi eksik hissetmekten nefret ettim. Yanımda yürüyemediğin tüm yollardan, sensiz seçtiğim tüm yol ayrımlarından nefret ettim. Olmadığını bildiğim halde kalabalıkların arasında yüzünü aramaktan nefret ettim. Her canım acıdığında zihnimde yankılanan sözlerinin, dindirdiği sızılardan nefret ettim. Neden gittiğini bile bilmezken seni affetmek için bahaneler aramaktan nefret ettim. O geceden sonra, tek bir gün bile senden vazgeçemediğim için kendimden tüm varlığımla nefret ettim.
O gece, senin artık olmadığın gerçeğiyle yüzleşmekten nefret ettim. Hiç olmayacağın gerçeğiyle. Kurgu bir dünyaya kapı aralayıp terk etmek istedim bildiğim gerçekliği. Çünkü hep bir yalana tercih ettiğim gerçeklerden, ilk defa o gece nefret ettim. Bir yalanı seçmek istedim o gece. Senin olduğun bir sonsuza dek mutlu yaşadılar masalının başrolü olmak istedim. Kaçıp gitmek istedim o gecenin gerçekliğinden, sırtımı dönmek ve en baştan başlamak istedim her şeye. Anne karnına kadar geriye gitmek istedim o gece. Ben o gece, yeniden doğmak istedim. Seni silebilmek için ancak yeniden doğmam gerekirdi çünkü. Ama yalnızca başımı dayadığım bir kiriş, arkamda asla o kapıyı açmayacak bir anahtar ve hiç durmayacak bir yağmurun ortasında öylece kaldım. O gece bir çok şeyden nefret ettim. Sensizlikten. Kendimden. Bizden. Yalanlardan. Gerçeklerden. Yağmurdan. Senden nefret etmekten. Senden hiç nefret edememekten.
O gece yokluğuna akıp, kalbime dolan gözyaşlarımın çaresizliğinden nefret ettim. Geriye kalan tüm hayatımı senin hayaletinle geçirecek olduğum gerçeğinden nefret ettim. Bende hiç azalmamandan o kadar nefret ettim ki. O gecenin sonunda, her şeyin başladığı ve her şeyin bittiği o yerde, kalbimin külleriyle bir yağmurun altında yenilmişken, öylece, bir söz verdim kendime. Hıçkırıklarımın arasında, cehenneme dönen cennetin yamacında, bir söz verdim, canavarlar şahit. O gece avazım çıktığı kadar ağladıktan sonra, kapkaranlık geceyi aydınlatmak için uğraşmayan sönük sokak lambalarının arasında, kısılan sesimi hiçe sayarak bağırdım, bize şahitlik eden tüm kaldırım taşları duysun diye, yalnızlığımı kucaklayıp, sensizliğe ağlayan kalbimi söküp atıp bağırdım.
"Sana yemin ederim," dedim. O gece için seni hiçbir zaman affetmeyeceğim.
Sen tutmadın ama, endişelenme. Ben sana verdiğim tüm sözleri tutarım.