Magna'da havalar her zaman bahar sıcaklığında geçerdi. Ne tam anlamıyla soğuk kendini gösterir, kar taneleri gökyüzünden dökülür ne de yaz güneşi tepede olurdu. Her zaman ılık bir rüzgâr, insanların saçları ile oynar, yüzlerine dokunur, denizi dalgalandırır ve şımarık bir çocuk gibi oradan oraya eser dururdu. Yalnızca, Aralık aylarında sert bir rüzgâr esmeye başlar ve iliklerine kadar titrettiği insanlara ertesi hafta tatlı bir meltem ile özürlülerini sunardı. Rüzgârın yanı sıra, dingin dalgalarıyla deniz tertemiz ve cezbedici bir güzelliğe sahipti. Çok fazla insanı ağırlayan bu şehrin ünü, tatil için burada bulunacakları heyecanlandırır, bazı kibirli insanlar övünerek kendilerinin önemli olduğunu hissederdi.
Lakin, tüm heyecan dolu insanların duygularına tezat bir atmosferi içerisinde bulunduran at arabası, hafif engebeli bir zeminden sarsılarak ilerliyordu. Perdeleri sıkı sıkı kapatılmış, birisinin içeridekilerini görmesinden korkarcasına gizlenmiş, ortamın aydınlığına zıt bir siyahlık ile karamsarlığını sergilemişti. Görenler başlarını ilgiyle o tarafa çeviriyor, gizemli bir havası olan arabaya bir bakış attıktan sonra işine geri dönüyordu. Bu sırada da bu yıl gelen insanların şehrin huzurunu bozacağından söylenip duruyorlardı.
Arabanın içinde, iki uca oturmuş iki genç delikanlılardan birisi perdelerin ardından görebildiği manzaraya meraklı bakışlar atıyor, içinde kalmış gezme isteğini gerçekleştiremediğinden biraz huysuz, sessizce duruyordu. Diğeri ise, dizlerinin üzerine bıraktığı kitapların kapaklarında gezdirdiği parmakları ve tek bir noktaya odaklanmış gözleri ile dalgın görünüyordu. Yüzünde memnuniyetsiz bir ifadenin yanı sıra kararsızlık içerisinde kaldığını belli eden elini kolunu nereye koyacağını bilememe durumu vardı.
Elliot isimli, dışarıyı ilgiyle izleyen kumral genç, parlak gözlerinin gezindiği manzaradan sıkıldığında elini camdan çekti, kumaşı düzeltirken derin bir nefes aldı, gerisingeri verdi. Tüm bu sıkıntısının, stresinin kaynağı arkadaşına çevirdi gözlerini, her daim dik omuzlarının hafiften çöküşünü inceledi sakince. Sessizliğin ağırlaştırdığı ortamı bozmak istiyor ama söyleyeceği bir kelimenin gereksiz kaçmasından korkuyordu. Haberi aldıklarından beridir arkadaşının durumundaki belli belirsiz çöküşü ihtiyatla karşılıyordu, onun düşüncelerindeki tereddütü anlayarak hiçbir şey söylememeye karar verdi.
Nihayet araba durduğundaysa oturmaktan sıkıldığını yeni fark etmişti, sırtında yer edinen rahatsızlık hissi kendisini hareket hâlindeki arabanın duruşu ile belli etti. Yol boyunca sessiz olan arkadaşıysa gözlerini kitaplardan çekti, arabanın daracık içerisinde gezdirdi. Göz göze geldiklerindeyse kapılarını tıklatan uşak ile konuşacakları şey engellenmişti.
"Tarif ettiğiniz kitapçıya geldik, efendim." diyordu duygusuz, her zamanki işini yapan bir insanın alışılmış ses tonuyla.
Kumral olan, Elliot, kapıyı açarak arabadan indi, kitapları kucaklayan arkadaşına da kapıyı tutarak inmesi için yardımcı olduktan sonra, "On dakikaya burada oluruz, bir yere ayrılmayın." dedi. Hafiften esnedikten sonra kitapçıya ilerleyen arkadaşına yetişti.
Kitapçının çıngıraklı kapısının ses çıkararak açılmasının ardından yüzlerine çarpan hoş bir lavanta kokusu ile içeri girdiler, direkt olarak onlara bakan bir adamın olduğu yere ilerlediler. Esmer oğlan, Elliot'un arkadaşı, dükkanın en kalabalık, kitaplardan neredeyse küçük bir kulübeye benzemiş bu köşesindeki satış masasının üzerine kucağındakileri bıraktı. Bir yığın, kalınca üst üste koyulmuş kitaplara kaşlarını kaldırarak bakan adamın bakışlarını yakalayan Elliot, kabalık olmasın diye arkadaşının arkasından gelirken selam verdi.
"Hoş geldiniz beyfendi," dedi yaşlıca adam selamı aldıktan sonra. "Nasıl yardımcı olabilirim."
"Bu kitapları satmak istiyoruz."
Kendisine emir verildiğini hisseden adam kaşlarını çatarak önündeki kitaplara baktı, üzerinde yazan kişiye dair bir isim göremediğinden bir tanesini kendine doğru çekerek içini açtı. Oldukça güzel çizimler ile hazırlanmış bir tıp kitabı olduğunu görünce hafiften şaşırdı.
"Kitap sizin kitabınız mı? Üzerinde herhangi bir yazar adı göremiyorum." dedi kafasını kaldırarak, selamı aldığındaki kibar adam yerini mesafeli bir satıcıya bırakmıştı. Muhataplarının tavrından hoşlanmadığını belli ediyordu apaçık bir şekilde.
Elliot sessizliğini korurken, diğeri "Babamın." dedi kısaca.
Yersiz ve tatmin edici bir cevap veremeyen arkadaşından dolayı gerilen Elliot, söze karışma ihtiyacı hissetti. "Aslında babasının adı Arthur Petrow. Belki tanıyorsunuzdur, burada doktorluk yapıyordu."
Yaşlı adam aniden aydınlanır gibi oldu, yüzüne hüzünlü bir ifade ile birlikte belli belirsiz tebessüm yayıldı. "Ah, evet." dedi üzüntüyle. "Gerçekten sevilen bir insandı."
Karşısındaki gence bakışları aniden değişti, babasının ardından böyle soğuk duruşunu anlayabilmiş gibiydi. Adamın acıma dolu bakışlarından iğrenen genç adam, "Kitapları satın almak istiyor musunuz?" dedi tekrardan amacını belirterek.
"Pekâlâ," babasının böylesine detayla hazırlanmış kitaplarını satıyor olmasına duyduğu hayreti saklayarak, "Bunları satın alıyorum fakat başkente gönderip çoğaltacağım. Üzerine de babanın adını yazdırırım." dedikten sonra elindeki kitabı kapatarak diğerlerinin üzerine bıraktı.
Sessizce orada duran Elliot, fiyat üzerine yapılan araştırmaları elleri önünde bağlı bir şekilde dinledi. Ticaret işlerini sevmezdi ve orada bulunduğu süre boyunca arkadaşının iletişimsizliğinden dolayı anlamakta güçlük çeken adamı sıkılarak izliyordu.
'acele davranıyorsun' bakışlarını kendisine bakmayan arkadaşına sunarak, sessizce arkasını döndü, kitapları incelemeye başladı, burası oldukça eski fakat değerli kitaplarla dolu bir yere benziyordu. Çoğu kitabın ikinci el olduğunu duyum almışlardı fakat tertemiz kapakları ile rafalara dizilmiş kitaplar, yenilerinden daha sağlam duruyordu. Eline geçen kitapları tamir ettikten sonra kitaplıklara yerleştirdiğini tahmin etti. Adamın bundan elde ettiği çıkarın ne olduğunu düşünürken zevk meselesi olduğuna kanaat getirdi. Bu sırada eline aldığı kitabı incelerken kapıdan gelen sesler ile odağı istemsizce oraya kaydı.
Genç bir adamın koluna yaslanan, muhtemelen hasta bir hanımefendi görünüşlü kız içeriye giriyordu. Kendilerine bakan Elliot'a ikilinin karşılık vermesi ile genç adam gözlerini çekti, elindeki kitabı yerleştirerek satıcı, ya da alıcı, ile el sıkışan arkadaşına döndü.
"Babanız için taziyelerimi sunarım, Bay Henry Petrow." dedi samimi bir gülümseme ile elini çeken ihtiyar adam. Soğuk bir teşekkür ile karşılık alıncaysa bozulduğunu belli etmedi, onların kitapçıdan çıkışını izledikten sonra yeni gelen müşterileri ile ilgilenmeye koyuldu.
Henry, mutlu gözükmüyordu. Arabaya bindiklerinde ise hâlâ karamsar bir ruh hâli içerisindeydi ve yüzü tamamen huysuz bakan gözlerini taşıyordu. Elliot, sessiz kalmayı tercih ederek yol boyunca sustu.
~~~~
YOU ARE READING
Beyaz Karanfiller
Historical FictionKarşısındakine her bir sayfası kuru çiçeklerle doldurulmuş bir kitap hediye etmek istedi, içine şiirler yazılmış bir defter, çizilmiş resimler ve küçük bir saksıya dikilmis karanfiller... Lakin onun uzaktan gelen gülümsemesi buz dikitleri ile bezenm...
