Yüreğimdeki burukluk canımı acıtıyordu. Sabahın gögesinde akşamın karanlığına bürünüyorduk. Gözlerimi hep görmek istediğim o karanlığa verdim. Tepede beş elimi geçmeyecek kadar yıldız vardı. Ne diyebilirdim ki istanbulda yaşıyordum.
İçimden sakin bir sitemle telefonda gezinmeye başadım. Her zama ki gibi günüm telefonda storide insanların gülen ifadelerini görmekle geçiyordu. Ya da belkide benim gibi sadece durum atmakla yalan dünyaya girip samimi pozlardan uzak mutsuz bir hayata perde inmiş üzüntümü saklayıp gülenlerdendim.
Evet,kesinlikle öyleydim.
Annem uzak bir zamandır yanımızda değil, babamda kendine yeni bir eş adayı bulunca ipten balık tutarmış gibi evlendi. O günden sonra bir ablam olduğunu öğrendim. Öz ablam değildi ama iyi biri de değildi. Beni sürekli aşalıyan bir yanlışımda beni ortada bıraktıran bir ablaydı.
Hayatımdan çok yorulmuştum. Babam yine evde yoktu, tekrar dayak yemekten korkuyordum.
"Gamze!" diyen üvey annemin sesiyle irkilip kendime çeki düzen verip ayaklandım. Oturma odasında oturmuş vaziyette bana doğru bakıyordu.
"efendim" diyen titriyen sesimle kendime gelmeye çalıştım.
"seni geçen gün yan komşu gülşen hanım görmüş yanında bir erkek oğlanla geziyormuşsun." diyen gözlerle irkildim şaşkın gözlerle üvey annemi dinliyordum. Çünkü öyle bir bir olay olmamıştı.
"ben bir erkekle görüşmedim. Biriyle karıştırmış olmalı."diyen ciddi sesimle bütün bedenine sinir hakim olmuştu.
" sus birde yalan söylüyor utanmıyormusun bana karşı böyle gelmeye terbiyesiz. "diyen sesiyle ayağa kalklıp ani bir hareketle duvara çarptım.
Hiç olmadık şeyle suçlanıyordum. Gözlerim korkuyla etrafa bakınıyordu.Burdan gitmek istiyordum. Uzaklara çok uzaklara..
" ben.. Ben doğru söylü-"
" kes sesini seni utanmaz! Yalanların artık çok oldu. Utanmıyormusun başkalarıyla gezinmeye" diyem sesle kolumdan tutup aniden dış kapının mandalı gibi dışarı çıkarttı. Çırpınmaktan bir şey yapamıyordum.yorgunluğum 'al yükünü git diyiyordu' gerçi gitsem ne olurdu ki, kim fark ederdi beni.. Kim gitme kal derdi bana,
"ceza sana akşama kadar dışarda ne yaparsan yap. Gelmiyorsun eve. Defol" diyen sesle üstüme kapıyı tokat atarmış gibi kapattı.
🥀Ağlıyordum çünkü çok yorulmuştum.
🥀 Ağlıyordum çünkü bu hayatı ben böyle istemememiştim.
Ağlayışımın son hıçkırığını vermemle yere çömeldim. Belki orda daha mutlu olurdum belki bir çiçek gibi filizlenip doğayla iç içe olurdum. Gökler bana göre değildi toprak beni kabul etsin..
Yere çömelmiş haraket dahi edemiyordum. Gözlerim ağlamaktan kurumuş bir halde hemen silmeye başladım. Üvey annem her zaman ki gibi beni asla sevmedi. Gerçi annem de sevseydi beni terk etmezdi. Evde sümsük gibi geziyordum. Gelen geçen canımı acıtıp dışarıya atıyordu.
Çocukluğumdan beri gördüğüm bu psikoloji içerisinde tekrar kalkmak ve sonunda tekrar çöp gibi atılmak hiç bir şeyi değiştirmiyordu.
Belkide ben boş, çelimsiz, işe yaramaz bir aptalın tekiydim.
O eve tekrar girmek istemiyordum. Dışarda olmak evden daha iyiydi. En azından özgür hissedebiliyordum. Bu her şeye bedeldi.
Toparlanıp yavaştan ayağa kalktım. Üstümde uzun kırmızı bir hırka altımda krem renginde bir eşortmanla ortada kalakalmıştım.
Çok iyi değilmi ama, gece gezmelerime hiç doyum olmuyordu. Tabi ailem her zaman en ufak hatamda elamlem ne der diye ceza olarak dışarıya atıyor ama en büyük rezaletin de bu olduklarını bilmiyorlardı.
Evladını herkesin gözü önünde dışarıya atmak..
Bu kez hazırlıklı atılacağımı bildiğimden dışarıdaki kutuya doğru ayaklandım. Ayaklarımda çorap dahi yoktu soğuktan bu kışın ortasında ölebilirdim.
Ölmek, bana ne kadar da kolaymış gibi geliyor. Ama ben ölmek istemiyordum. Beni onlar öldürüyordu. Ciğerlerimi söküp kalbimi deşiyorlardı. Sonrasında ise hayat boş geliyordu.
Ailemi belkide karakola vermeliydim. Bu hayatı bana zindan ettikleri için, çok kez denedim gitmek istedim.ama süreki bunun yüzünden tehtidlere mağruz kaldım.Canımdan can olan babam bile bana destek çıkmadı. Hepside o üvey olan annem yüzündendi.
Belkide kendimi bir yere atıp ölmeden önce ailemin bana yaptığı tehtidleri yazmalıydım.
Aklıma gelen bu düşüncelerle ani bir haraket üzerine sarsıldım. Bu acı benim boyumuda geçmişti.
Keskin soğuya karşı kutuyu açıp çantamı çıkardım. İçinde beni azda olsa kalın tutacak montum, kalın çorabım, ve biraz abur Cubur ve biriktirdiğim paralarım vardı.
Montumu aceleyle giyip, yünlü çoraplarımı giydim. Ayağımda hala bir ayakabı yoktu.
Hemen evin kapısının oralarına bakınmaya başladım.Ablamın yeni aldığı beyaz renkli ayakabısı vardı.
Yüzümdeki hafif bir sırıtışla"yazık oldu o kadar istiyordun bu ayakabıyı, ama bana kısmetmiş. "diyen sessiz konuşmamla hemen onları giymeye başladım.
Bu eve geliceğimi düşünmüyordum. Sokakta yatar daha çok mutlu olurdum. Yüzümdeki korku ve kararla ayaklanıp yürümeye başladım. İstanbulun kasvetli ve dar yolları ister istemez insanın ruhuna işliyordu.
Her Derin nefes alışımla soğuk git gide daha çok beni etkisi altına alıyordu. Islanmış kirpiklerim soğuktan dolayı canımı cok acıtıyordu. Ellerimle ne kadar silsemde o acı içimden bir türlü çıkmıyordu. Kendimi ailemin acıları tarafından damgalanmış gibi hissediyordum.
Nereye gidersem gideyim, anılar beni bırakmıyordu. İnsanın bu kadar mı işlerdi acıları yüreğine..
Benim işlemişti.
Dar sokaklardan geçerken insanların istem dışı bana baktıklarını fark ediyordum. Bu beni çok rahatsız ediyordu. Hızlı hızlı yürümemle birinin bana dokunduğunu hissedip koştuğunu fark ettim. Sırf o an içinde çantamın olmadığını fark etmemle şoka uğradım.
Ne yapacağımı bilmiyordum. Benim tek gelir kaynağım o çantaydı. Onu almalıyım derken "hır hırsız, hırsız çantamı aldı lütfen yardım edin." diyerek etrafıma bakındım. Kimse bir şey yapmıyor derken aniden koşmamla çantamı alan çocuğa doğru hızlı adımlarımı sergiledim.
Ayaklarım her koşuşumda daha çok ağrımaya başadı. Hücrelerim soğuya karşı bir şey hissetmiyordu artık. Adam bir an durup nefes alıp vermeye başladı. Hemen arkasından onu gizlice izliyordum.esmer siyah saçlarıyla 20 li yaşlarında sokak çocuklarına benziyordu.
Yavaş adımlarla ilerleyip onu takip etmeye başladım. Dikkatli ve oldukçca sessiz haraketimle çocuğun ilerdeki ateş yakılmış yere gittiğini gördüm. Her adımım beni ister istemez daha da cesaretli hale getiriyordu.
Yavaş adımlarımı atmamla çalıların haraket ettiğini gördüm. Haraketin hızlanmasıyla korkuyla tam bağırmayla ağzımı elleriyle kapatan o ana şahit oldum.
Ne yapacağımı bilmiyordum. Galiba kapana kısılmıştım. Ağzımı kapatan büyük ellere karşı gelmeye başadım. Korkuyordum ama yapacak bir şeyim dahi yoktu.
🥀Ölüyordum, ama kurtaracak kimsem yoktu.
🥀Canım acıyordu, yaramı bantlayacak biri dahi yoktu.
Her cümlemde bir şeyler yoktu. Bende yavaştan yok oluyordum. Hücrelerim varla yok arasında geziniyordu.
"sessiz ol" diyen adamın sesiyle daha çok çırpınmaya başladım. "sessiz ol yoksa sana hiç olmadık şeyler yaparım." diyen adamın ciddi sesiyle çırpınmayı yavaştan bırakmaya başladım.
Çırpınsam ne fark ederdi ki iki türlü faka basmıştım. (Gelde kurtul şimdi gamze)
ESTÁS LEYENDO
Karanlığın Mavisi
Ficción GeneralGenç bir kızın ailesi tarafından görülen şiddetle kovulup başka bir hayata adım atması..
