Yine aynı hissiyat boğuyordu beni. Nefes alırken bile sanki nefes alamıyordum. Veya aldığım nefes boğazımda kalıyordu. Yutkunuyordum. Hem de sayısız kere. Boğazım kurumuştu yutkunmaktan. Kendi tükürüğümde boğacaktım kendimi. Nefes almak istiyordum sadece. Biraz bile olsun yaşadığımı hissedebilmek. Elime aldım kağıdı. Loş ışığın altında sadece bir masa lambasıydı önümü görebilmemi sağlayan. Keşke hayatımdaki bu karanlık boşluğa da böyle bir lamba ışık tutabilseydi. Bir kibrit çöpüne bile razıydım. Yeter ki bu zifiri karanlıktan kurtarsın beni.
Gözlerim dolu dolu kalemimi mürekkebe daldırdım. Ağlarsam kağıt ziyan olacaktı. Kağıt alabilecek param çok azdı. İdareli kullanmalıydım. Usulca dökmeye başladım içimde biriken o çamur gibi hissiyatı.
Bu aslında sana yazdığım bir mektup değildi. Fakat çevremdeki onca kişi arasında sadece sen beni görmek istedin kalben. Bu yüzden bu mektuplar bitince sana vereceğim hepsini. Veya veren ben değil de olacaktı Azrail'in kendisi. Yine de endişelenme hepsi birer birer eline ulaşacak. Tüm hislerimi göstereceğim sana güzel yüzlüm. Neden böyle biri olduğumu öğreneceksin. Belki diğerlerine söylersin okuduktan sonra. Ama eminim ki hem sen hem de onlar yüz çevirecek bana. Benim gibi bir ayyaşın çevresinde kimse olmaz sonuçta. Sen de gideceksin onlar gibi. Hatta belki hiç okumaz yakarsın bunların hepsini. Kim bilebilir ki olasılıkları? Ah çok konuşuyorum değil mi? Gerçi konuşmuyor yazıyorum ama... Güldürebilir miyim seni yine? Eskiden gülerdin aptal sözlerime? Oysa artık ağlatmaktan başka bir şey yapmadım değil mi? Gamzelerinde doğan güneşin yerini fırtınalar aldı benim yüzümden. Zemheri çöktü baharın en güzel gününe. Affetme beni güzel yüzlü dostum. Çünkü ben kendimi asla affedemeyeceğim.
Sevgiler
-Lassitude
YOU ARE READING
Lassitude
General Fiction"Biliyor musun, kimseden bu kadar nefret etmemiştim. Kendimden ettiğim kadar..."
