1-Meftun

3K 149 148
                                        

Merhaba Feride,

Son bir yıldır senin gözlerini göremiyorum, bugün tam üç yüz atmış beş gün oldu. Zamanla aram pek iyi değildir bilirsin, lâkin sensiz olduğum günleri saymaya başladım. Rakamlardan ve akıp giden her şeyden nefret eden ben, senin yokluğunda kendimden de nefret eder oldum. Bunun için seni suçlamıyorum yanlış anlama sakın, yazı dili bu yanlış anlaşılmaya mahal verebilir. Keşke izin versen sesimin kulaklarına dolmasına. Neden izin vermiyorsun? Seni görmeme, seni duymama, seni hissetmeme neden izin vermiyorsun? Ne oldu Feride, neden gittin birden? Arkadaşlığımız süresince sana bir yanlışım mı oldu? Hiç istemediğin gibi mi baktım gözlerine? Tüm bu soru işaretleriyle dolu kafam, iğne gibi batıyor her bir düşüncem beynime. Seni merak ediyorum, tüm meraklarım sana çıkıyor.

Hastanenin beyaz duvarlarıyla bakışıyorum ne zamandır, şimdi yanımda olsan duvarların krem renginde olduğunu dikte eder ve beni düzeltirdin. Ha beyaz, ha krem fark eder mi? Birbirine benziyor bu renkler, aynı biz gibi. Bizde seninle birbirimize benzemiyor muyduk? Gözlerimiz aynı renk değil evet, seninkiler çok daha güzel çünkü. Kızıl saçların var senin, benimkiler ise kızıla ihanet eden koyu bir siyah. Yüzünde nefret ettiğin tam elli sekiz tane nokta hâlinde çil var. Özür dilerim, sen yatağında uyurken saymıştım. Amacım nefret ettiğin yerlerinden daha çok sevmekti seni. İkimizde zayıfız, boyum senden uzun. Sözün özü fiziksel olarak çok farklıyız, çünkü bizi benzer yapan şey çektiğimiz acılardı.

Vücudumuza batan iğneler, kanımıza karışan ilaçlar, hastane kokusu değil miydi bizi benzer yapan? Aynı hastanedeyiz yine, her gün daha da yakıyor canımızı bu hastalık. Dayanmak her zamankinden daha zor ama geçecek...Hastalıklarımız bizi değil, biz hastalıklarımızı yeneceğiz. Sendin bana bunları söyleyen, ölmek istediğim günlerde sen destek olmadın mı bana? Şimdi senin fısıltılarında ayakta kalmaya çalışırken, sen yanımda yoksun. Yaşamaya karar vermişken seni kaybettiğimi hissediyorum. Yıllardır bu hastanenin çatısı altında ölüme direnmeye çalışıyoruz seninle, gözlerimizin önünde kimler ölüme yenildi hatırlıyor musun? Ben hepsini hatırlıyorum. Hiçbirini unutmadım, unutamadım. Annem beni yürüyüşe çıkardığında önümden morga giden sedyeler geçiyor, hepsine dikkatle ve büyük bir kokuyla bakıyorum. O beyaz örtüden aşağıya düşen birkaç tutam kızıl saç göreceğim diye ödüm kopuyor Feride. Sen öleceksin diye ödüm kopuyor.

Oysa öleceksin de, ikimizde öleceğiz. Kırklarımızı göremeyeceğiz belki de. Bu gerçekle yüzleştik ikimizde, hayatta olduğumuz anların tadını çıkartma sözümüzü unuttum deme bana Feride. Sen unutmazsın bilirim. Peki beni mi unuttun sen? Unuttum deme Feride, öyle olsa bile ''Seni unuttum Orhan.'' deme bana. Artık bahçeye de çıkmaz oldun, tüm bahçeyi dolaşıyorum tek tek. Bu hastanenin çok büyük olduğunu söylerdim hep, bahçesinde sadece bir yerde oturmaktan keyif aldığımı anlatırdım sana. Yürümekten nefret ettiğim bahçeyi seni bulmak umuduyla adım adım gezdim. Sen yoktun Feride, sen hiç olmadın. İlk tanıştığımızda kaç yaşındaydık hatırlıyor musun? Ben sana dair hiçbir şeyi unutmaz olmuşum, bunu da hatırlıyorum. Sen on dokuz yaşına yeni girmiştin, ben ise yirmi bir yaşındaydım. Seni ilk gördüğümde hastalığından habersiz olduğunu, umutla bakan gözlerinden anlamıştım. Ben ise o zaman tekerlekli sandalyemdeydim şimdi yürüyebiliyorum eskisi kadar yorulmuyor kalbim. Beni gördüğünde baştan aşağıya süzmüştün, lütfen inkâra kalkışma, acır gibi bakmıştın bana. Ben gözlerindeki duyguları anlarım senin.

Sen gittikten sonra çok şey oldu Feride, babamı kaybettik. Yedi ay evvel vefat etti, hastaydı zaten bilirsin. Duymamışsındır, haberin yoktur senin. Çünkü duysan, haberin olsa yanıma gelirdin. Eğer haberin olmuş ve yine de yanıma gelmemişsen bana bundan bahsetme. Bırak ben böyle düşüneyim, öteki türlüsü canımı çok yakar. Seni kaybetmekten korkuyorum Feride. Ölüm olsa bizi ayıran, bu kadar korkmazdım. Ölüm değil ama bizi ayıran, en vahim hâliyle sensin. Kendini hasret kılıyorsun bana.

Bir keresinde önemli bir ameliyata girmiştim. Ameliyattan çıkınca beyaz odamda çiçekler açtırmıştın. Benim ölüm döşeğim olan bu odanın duvarlarını süslemiştin. Duvardaki resimlerin boyaları soldu desem gelmez misin Feride? Tükeniyor duvarıma bıraktığın en güzel renkler... Soluyorlar bir bir. Gel Feride, benim için olmasa bile bu renkler için gel. Renk demişken şu an parmaklarımda lâcivert bir mürekkep lekesi var. Hemşireden istediğim kalemin mürekkebi akıtıyormuş, kağıdı boyadığı renk o kadar güzel bir lâcivert ki değiştirmek de gelmiyor içimden. Bembeyaz sayfaya damlayan lâcivert mürekkep lekeleri için kusura bakma şimdiden, umarım okursun bu mektubumu. Sen oku, kusura da bakabilirsin. Yeter ki oku Feride, aylardır sana yazdığım her mektubu geri gönderiyorsun, o mektupları camdan attım bir bir. Bunu oku, çünkü bunu da okumayı reddedersen korkarım ki bir daha yazamayacağım sana.

Mektuplarımı geri gönderdiğin her ân sözler veriyorum kendime, bir daha sana kalem kımıldatmayacağıma dair sözler veriyorum. Okuma yazmayı bile unutmak istiyorum hatta. Yeniliyorum her seferinde, en yazık hâlimle ben sana yeniliyorum. Hastane değiştirmek bile istemişsin duyduğumda çok üzüldüm. Sebebi ben miyim sahiden?

Kemoterapilerin nasıl gidiyor? Bu sorudan nefret ediyorsun ama vaziyetini bilmek istiyorum. Çok zorlanıyorsundur, canın çok acıyordur eminim. Senin tekrar kemoterapiye başladığını hemşirelerin odasını dinleyerek öğrendim. Kızma bana bunun için, biliyorum ayıp ama senin hakkında hiçbir şey söylemez oldular bana Feride. Seni sorduğumda konuyu değiştiriyorlar. İçlerinden bir hemşire, sanıyorum ki yeni başladı işe, 'Feride seni görmek istemiyor, onun için kıymetli değilsin.' dedi bana. İnanmadım tabii, inandığımı düşünüp üzülme buna. Ben senden duymadıkça hiçbir şeye inanmam bilisin.

Artık senden bir şey duymak istiyorum. Üç senedir içimde tutmaktan yorulduğum hisler esiyor yüreğimde. Ben artık o hislere tamamıyla teslim oldum Feride. Arkadaşlığımız benim için daha da özel bir hâl aldı, bunu sana hissettirmekten hep kaçındım ama artık içimde esen o hisler hoyratlaştı iyice. Ben sana âşık olmuşum Feride, ben seni hasta kalbimle çok seviyormuşum. Bunu seni görmediğim ilk günde anladım, geçen sene sevgililer gününde sana vermek için naçizane bir hediye almıştım, her zaman buluştuğumuz yerde yani hastanenin açelya çiçeklerine bakan köşede bekliyordum seni. Sana söyleyeceğim kelimeleri tekrar etmekteydim dışımdan. On dört Şubat'ta söyleyecektim sana olan sevdamı. Sen o gün gelmedin Feride, o günden sonra hiç gelmedin bana.

Son bir yıldır eksik bir şey var hayatımda, hep bir geç kalmışlık hissi var yüreğimin ta en üzerinde. Cesaretimi bağışla, bunları bana yazdıran parmaklarım ama söyleten sana duyduğum ölçüsüz aşktır. Sebebi sensin tüm bu sözlerin. Senin güzelliğin, senin gözlerin, senin aldığı nefes... Sensin bana bunları kâğıda döktüren. Sesinin tonunu unutmaktan korkuyorum Feride, yüzünü asla unutmam ama ses tonun siliniyor sanki kulaklarımdan. Birisi sert bir silgiyle bastıra bastıra siliyor sana dair anılarımı, ve korkarım ki silen senden başkası değil Feride. Seni unutmamı istiyorsun, seni hiç yaşamamış gibi davranmamı belki de. Hayatımın en güzel günlerini nasıl unutabilirim? Bu son sualimin cevabını biliyorsan bile yazma bana. Ben seni unutmak istemiyorum Feride.

Bugün 13 Şubat, kar yağıyor hep sana benzettiğim İstanbul'a. Seninle odamın camından izleyemiyorsam bu mevsimin de bir anlamı yok demektir artık. 13 Şubat 1971, yarın sevgililer günü. Son üç yıldır sevgililer günüm seninle geçiyor, ben sana âşıkken sen beni dostun olarak görüyorsun. Bu mektuba o güzel gözlerin değdiğinde korkarım ki artık dostun olarak da görmeyeceksin. Bu sana son mektubum, umarım diğerleri gibi geriye çevirmez ve kabul edersin lâcivert mürekkebimi. Oku Feride, kütüphanedeki kitaplar gibi gör ve oku beni. Sen tarafından okunmaya ve anlaşılmaya çok ihtiyaç duyuyorum. Seni solmayacak, ve tarihi geçmeyecek büyük bir aşkla seviyorum.

Upuzun saçlarının her telinden, bakmaya doyamadığım güzel gözlerinden öperim.

Feyyaz Orhan Ateş

Mürekkep Kokusu (Tamamlandı)Mga kuwentong kahuhumalingan mo. Tumuklas ngayon