Odamın kapısı kapalı olmasına rağmen annemin sesi sanki yanı başımdaymış gibi geliyordu. Yine Suzan Teyze’yle balkondan balkona konuşuyorlardı. Bu mahallede hiçbir haber sessiz kalmazdı zaten; bir balkondan diğerine atlar, sonra bütün sokağa yayılırdı.
Tam gözlerimi yeniden kapatacakken üst kattan Sevgi Teyze’nin sesi yankılandı:
“Suzan, gözün aydın! Demek Anıl geldi!”
Bir anda gözlerimi açtım. Yatakta doğruldum. Camı araladım; konuşulanları daha net duymak istiyordum. Suzan Teyze heyecanla teşekkür ediyor, mahalle de sırayla tebrik ediyordu. Camı kapattım. Odamın sessizliği geri geldi ama içimdeki sessizlik kaybolmuştu.
Kalbim hızlanmıştı.
Yıllar sonra aynı çatı altındaydık. Bu düşünce bile yetmişti. Gittiği gün hâlâ dün gibi aklımdaydı. Üniversiteyi başka şehirde okuyacağını duyduğumda üzülmüştüm ama beklerdim ben. Her tatilde gelir sanmıştım. Dört yıl geçmişti. Hiç gelmemişti.
Ama şimdi buradaydı.
Gelmemesinin ne önemi vardı ki? O zaten hep buradaydı. Kalbimde.
Düşüncelerimin arasında kapı açıldı. Annem içeri girdi.
“Kız sen uyandın mı?” dedi şaşkınlıkla.
“Anne, gerçekten şaşırıyor musun? Mahalle yine ayakta.” dedim hafif bir gülümsemeyle.
Heyecanla yanıma oturdu.
“Kızım kim geldi biliyor musun?”
Hiç duymamış gibi yaptım. “Kim?”
“Anıl geldi, Anıl! Suzan nasıl mutlu anlatamam.”
Bir an için içimde yükselen şeyi bastırmak zorunda kaldım. Yüzümü ifadesiz tutmak düşündüğümden zordu.
“İyi ne güzel. Suzan teyze adına sevindim.” dedim ve yataktan kalktım.
Mutfağa geçip çaydanlığı ocağa koydum. Annem arkamdan geldi.
“Ne yapacaksın bugün?”
“Kütüphaneye gideceğim. Yarın sınavım var. Sonra da Sude’yle buluşacağız.”
“İyi, geç kalma. Ben de Suzanlara uğrarım.”
Kaynar suyun sesi mutfağı doldururken içimdeki karmaşayı bastırmaya çalışıyordum. Kahvaltıyı annemle sohbet ederek bitirdim. Hazırlandım, evden çıktım.
Gözlerim istemsizce etrafta geziniyordu. Her an onu görebilirdim. Bu heyecanı yaşamayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki. Aynı mahalledeydik artık. Aynı havayı soluyorduk.
Gözlerim doldu. Derin bir nefes aldım. Ayakkabılarımı giyip merdivenlerden indim.
Kütüphanede geçirdiğim dört saatin ardından Sude’yle her zamanki kafemize gittim. İçeri girerken Emre’ye selam verdim, bir masaya oturdum. Çok geçmeden Sude geldi.
Siparişleri verdikten sonra yüzüme dikkatle baktı.
“Sen iyi misin?”
“O geldi.” dedim sadece.
Bir an düşündü. Sonra gözleri büyüdü.
“Gerçekten mi? Gördün mü? Konuştunuz mu?”
Gülümsedim. Sude hep böyleydi; duygularımı en az benim kadar yaşardı.
“Hayır. Görmedim. Annemler balkonda konuşurken duydum. Annem de söyledi zaten.”
Bana dikkatle bakmaya devam etti.
“Nasıl hissediyorsun?”
Nasıl hissediyordum?
“Bilmiyorum. Mutlu gibiyim ama değilim de. Geldi… evet. Ama ne olacak şimdi? Ben yine onu uzaktan mı seveceğim? O gelmeden önce onu unutmam gerekiyordu.”
Kahvemden bir yudum aldım.
“Sürekli stalk yaparken kimi unutuyorsun sen?” dedi Sude.
Hüzünlü bir gülümseme yerleşti yüzüme. “Aptalım işte.”
“Saçmalama!” diye çıkıştı. “Asıl o aptal. Dört sene gelmedi. Notu okumadı mı? Hiç mi merak etmedi seni?”
O gün gözümün önüne geldi.
Gitmeden önce kapısına bir not bırakmıştım. Evde yalnız olduğunu biliyordum. Zile basmış, kapının açılmasını beklemiştim. Açtığında notu ve küçük hediye kutusunu almıştı. Tek kelime etmeden kapıyı kapatmıştı.
Notu okuyunca ne düşündü?
Çöpe mi attı?
Hiç mi önemsemedi?
Dört yıl boyunca cevabını asla öğrenemeyeceğim bir soruyu düşündüm.
“Boşver.” dedim Sude’ye. “Dört sene geçti. Öyle bir not aldığını bile unutmuştur.”
Sude sinirle bardağını masaya bıraktı.
“Sen beni deli edeceksin. Bana boşver diyorsun ama içinden neler geçtiğini bilmiyorum sanıyorsun.”
“Okuma be içimi.” dedim hafif bir sitemle.
“Canım kardeşim, sen sussan da biliyorum.”
Gülümsedim. “Sanırım hayattaki tüm şansımı seni bulmakla harcadım.”
Kahkaha attı. “Daha şansımız var. Çok mutlu olacağız biz.”
“Olacağız.” dedim.
Eve dönerken kalbim yeniden hızlanmaya başladı. Mahalleye yaklaştıkça bakma isteği artıyordu. Önüme bakarak yürüdüm.
Bizim sokağın başından bir ses yükseldi.
“Anıl nerede kaldın be kardeşim, ağaç olduk!”
Adını duyar duymaz olduğum yerde kaldım.
“Biliyorum çok özledin beni de bu ne sabırsızlık, geldim işte.”
O sesti. Dört yıldır özlediğim ses.
Köşeyi dönsem görecektim. Nefesim düzensizleşti. Derin derin nefes almaya çalıştım.
Tam karar vermiştim ki onlar köşeyi döndü.
Gözlerim onu buldu.
Onun gözleri bana dokunmadı bile.
Can beni fark etti.
“Gonca! Nasılsın?”
Kendimi toparladım. “İyiyim Can. Sen?”
“İyiyim. Bizim kaçak gelmiş de aldım bunu.” dedi gülerek.
O an Anıl’a döndüm.
“Hoş geldin Anıl.”
İçimde fırtına koparken yüzüm sakindi. Bunu öğrenmiştim. Duygularımı saklamayı. Bunu bana o öğretmişti.
“Hoş buldum, Gonca.”
Sesi sakindi. Mesafeli.
“Biz geçelim,” dedi Can. “Efeler bekliyor.”
“Görüşürüz.”
Gittiler.
Olduğum yerde kaldım. Derin bir nefes daha aldım. Arkalarından baktım.
Gözyaşlarımı tutmaya çalıştım.
Bu sefer dinlemediler.
Bölüm Sonu
