Kulağımda kulaklık, gökyüzünden minicik görünen insanoğluna bakıyordum. Bugün yeni hayatımın ilk günüydü. Dokuz Eylül üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanmıştım. Vee İstanbul'dan İzmir'e gelen uçakta bulutları seyrediyorum.
Gelen iniş anonsuyla birlikte elimdeki Romeo ve juliet kitabını ve kulaklığımı çantama koydum ve kemerimi bağlayıp uçağın iniş yapmasını bekledim.
Şimdiyse elimde valizimle havaalanının önünde durmuş, İzmir'in bundan sonraki hayatıma güzel gelmesini diliyordum. Derken yanımdan biri valiziyle yanımdan geçerken elimdeki valize çarptı ve yere düşmesine sebep oldu. Yanımdan geçip giden mavi kısa saçlı kıza kötücül bakışlarımı göndermiştim bile çoktan.
"Keşke bir özür dilseydin." Bir saniye durup arkasını döndü ve yandan bir bakış attı. Simsiyah irislerinde pek de beni umursuyormus gibi bir hava yoktu.
Önüne döndü ve ben onun beni takmayıp gideceğini düşünürken yanıma gelip valizimi kaldırdı.
"Özür dilerim tatlı kız, oldu mu, tamam mı, memnun musun?" diye yapmacık bir şekilde karşılık verdi.
"Birincisi ben tatlı değilim, ikincisi kendi eşyamı kendim kaldırabilirim ve üçüncüsü sadece özür dilemen yeteriydi."
"Tamam diledim işte özrümü. Daha ne olsun istiyorsun?"
"Bişey olsun istemiyorum, tamam diledim özrünü alabilirim valizimi." deyip hala tutmakta olduğu valizi elinden almaya çalıştım. Ama anında geri çekti. Kaşlarım artık burnuma inecekti çatmaktan.
"Versene şunu kızım bela mısın?"
Hiçbir şey demeden siyah irisleriyle yüzüme baktı birkaç saniye boyunca. Yavaşça uzattı. Ona bakmadan almaya çalıştım valizi ve ellerimiz birbirine değdi. Daima buz gibi soğuk olan ellerim sıcacık elleriyle temas ettiğinde içim titredi, bir anda ısındı sanki ellerim.
Bana göre oldukça uzun ama normal insan zamanına göre bir iki saniye sonra çekti ellerini elimin altından. O ellerini çekince yine buz gibi olmuştu ellerim.
Hiçbir şey söylemeden arkasını döndü ve uzaklaştı benden.
"Teşekkür ederim hayat, anında gösterdin bana feleğini, güya güzel olacaktı yeni hayatım. Sayende ilk günüm berbat başladı." Kafamı kaldırıp gökyüzüne isyan ediyordum. Ve sanırım ben bunları dışımdan söylemişim. Çünkü insanlar bana uzaylı görmüş gibi bakıyordu.
Kafamı önüme çevirip yoluma devam ettim.
Bir taksiye atlayıp öncelikle bir şeyler yemeye gittim. Yaşamak için yemek yiyenlerdenim.
Bu arada ben Nehir. İnsanlara göre oldukça zayıf ve orta boylarda biriyim işte. Ben şöyleyim ben böyleyim diye sıralayabileceğim bir özelliğim yok. Herkes gibi sıradan bir insanım altı üstü.
Yemeğim bittikten sonra yurduma doğru yola koyuldum. Yine bir taksiye binmiştim. Henüz İzmir'in yollarına hakim değildim. Kendim gidebilecek kadar bilmiyorum buraları. Neyse ki yakın bir mesafedeymiş.
Şoför bey amca eşyalarımı indirdi ve ücretini ödeyip yurda girdim. Elimde birden fazla valiz vardı aslında. Sadece bunları nasıl yukarı çıkarabileceğimi düşünüyordum.
Danışmada bir kadın vardı ve yanına gidip adımı soyadımı söyledim. Bana oda numaramı ve katı söyledikten sonra bir anahtar verdi.
Babam öldükten sonra onu seven dostları bana burs ayarlamışlardı ve eğitim masraflarımı karşılıyorlardı sağolsunlar. Buna yurtta dahildi. Evet özel yurtta kalıyorum.
Danışmadaki adının Zeynep olduğunu öğrendiğim kadın valizlerim için bana oğlunun yardımcı olabileceğini söylemişti. O da onunla birlikte burada çalışıyormuş. Aynı zamanda okuyormuş. Sadece boş zamanlarında gelip annesine yardımcı oluyormuş.
Evet bunları oğlunu beklerken konuştuk. Zeynep abla -ona abla demem konusunda ısrar etmişti- çok sempatik biriydi. Bana ayaküstü bunları anlatmıştı ve bir ihtiyacım olduğunda onunla konuşmamı söylemişti.
O sırada kapıdan esmer uzun boylu kaslı olduğu oldukça belli olan bir çocuk gelmişti. Ki bu Zeynep ablanın oğlu olmalıydı çünkü yüz hatları ve büyük yeşil gözleri aynı ona benziyordu.
"Hoşgeldin oğlum. Bak seni Nehir ile tanıştırayım. İzmir'e yeni gelmiş artık burada kalacak." deyip beni takdim etmişti oğluna.
"Nehir bu da benim oğlum Selim. Sana eşyalarını taşıması için yardımcı olsun." Tatlı gülümsemesiyle onu da bana takdim etmişti.
"Hoşgeldin Nehir, tanıştığımıza memnun oldum." Elini uzatmıştı. Sert yüz hatları vardı lakin sesi çok naifti. Elini tutup:
"Hoşbuldum Selim, ben de tanıştığımıza memnun oldum." deyip tebessüm ettim.
"Hadi gel sana odanın göstereyim, yoldan geldin yorulmuşsundur, dinlen biraz akşam yemeğine kadar."
Kafamı sallayıp Zeynep ablaya döndüm. "Yardımcı olduğunuz için teşekkür ederim. Akşam yemeğinde görüşürüz Zeynep abla." dedim ve elimi salladım.
"Görüşürüz kızım." deyip işine geri dönmüştü.
Selim eline valizlerimi aldı ben de kalanını aldım. O önde ben arkada merdivenleri çıkmaya başladık. Merdivenleri kullanma nedenimiz hatta Selim'in bana yardım etmesinin sebebi asansörün 1 hafta boyunca bakımda olmasıydı ve bunun da benim gelişime denk gelmesiydi. Tekrar teşekkürlerimi sunuyorum sana hayat.
"Kaçıncı katta odan?"
"5. kat 512 numaralı oda."
Dediğim anda anında bana dönüp baktı cins cins.
"Ne oldu neden öyle bakıyorsun bana?"
Önüne döndü ve devam etti yürümeye ve konuşmaya başladı.
"Senin gibi tatlı ve minnoş bir kızın o odada kalan belalı vampirin yanında kalacak olması üzücü. Eğer ileriki zamanlarda seni rahatsız eder veya hoşlanmazsan odanı değiştirmen konusunda sana yardımcı olacağım."
"Neden öyle dedin ki şimdi. Çok mu belalı biri? Ne olabilir ki en fazla." diyordum ama içten içe Selim'in dediklerinden sonra ufaktan tırsmaya başlamıştım. En fazla ne olabilirdi ki zaten.
Derken 5.kata gelmiş ve odamın önünde durmuştuk. Selim her ne kadar belki etmese de nefes nefese kalmıştı. Valizler oldukça ağırdı çünkü.
"Teşekkür ederim Selim. Sen de yoruldun baya." Mahcup bir şekilde bakıyordum yüzüne.
Sert yüz hatlarına zıt bir şekilde gülümsedi.
"Önemli değil benim görevim bu. Ne zaman ihtiyacın olursa beni bulman yeterli." demiş ve göz kırpmıştı. Gülümseyip kafamla onayladım.
"Benden buraya kadar içerideki belalı vampirle sana kolaylıklar diliyorum. Çünkü senin imtihanın olacak." Gözlerim muhtemelen kocaman açılmıştı çünkü Selim yüzüme bakıp yine gülmüştü.
Selim gittikten sonra biraz bekledim kapının önünde. Daha fazla durmadan elimdeki anahtarla kapıyı açtım. Eşyalarımı yavaşça içeri taşıdım. Allahım Selim bunları nasıl taşımıştı. Eşek ölüsü gibiydi bunlar. Allah sabır versindi. Ama çocuk iyi taşımış yine ha o kolları boşuna yapmamış yani.
Banyodan su seleri geliyordu demek ki belalı vampirimiz duştaydı.
İçeriye göz atarken banyo olduğunu düşündüğüm yerin kapısı açıldı ve içeriden kısa oldukça kısa havlusuyla havaalanındaki elleri sıcacık olan kız çıktı. Ne yani şimdi elleri sıcacık olan kız belalı vampir miymiş?
Neden bu kız benim imtihanım olacakmış gibi hissediyordum ki?
Merhaba arkadaşlar, ilk hikayemle karşınızdayım. Yazım yanlışlarım varsa affola. Bölüm ile ilgili yorumlarınızı bekliyorum.
Teşekkürleeerr.
YOU ARE READING
I Promise
Teen FictionBu hikaye Mecnunlar ve Keremlerin değil, Leylalar ve Aslıların aşkının destanıdır. Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da. Hatta Şirin olup Zühre'nin aşkından dağları delmek de ayıp değil.
