•1•

24 5 0
                                        

Geçmişi tek kalemde silebilmek mümkün mü?
Yaşanmışlıkları, yaşanamamışlıkları, yaşanmak için can çekişen ama asla yaşanamayanları, yaşanmaması gereken ama yaşanmaya mahkûm olanları, yaşanmaya hakkı dahi olmayanları.. silmek mümkün mü?
Biz, tek bir kötü anı yüzünden beynimizdeki yüzlerce iyi anıyı silmeye razıyken, buna hakkımızın ve olanağımızın olmaması adil mi?
Soruyorum size, adil mi?..

Ben hazırdım.
Çocukluğumu kâbusa çeviren tek bir lanet olası anı yüzünden tüm geçmişimi unutmaya razıydım. Ama ne oldu?
Yapamadım.
İnsanlara karşı zaten sınırlı olan güvenimi yok eden o olayı silmeyi başaramadım.

12 yaşındaydım..12.
Tacize uğradım.
Anlatamadım.
Kimseye anlatamadım.
Utandım.
" Anne,  bana dokundular." diyemedim.
Deseydim, belki kanamakta olan yaralarımla uğraşıyor olmazdım. Hayır, ciddi anlamda kanamakta olan yaralar.
Bıçak kesikleri, sargılı bilekler ve şu anda kanamakta olan küçük jilet kesiği.
Hayır, durdurmaya da çalışmayacağım. Umrunda değil.
Kanayabilir, vücudumdaki tüm kan akabilir.
İznim var. Zaten iznim olmasaydı vücudunda onlarca yara olmazdı.
Hoş, her şey iznime bağlı olamıyor ne yazık ki.

Gözlerimi yağmurlu bir sabaha açmayı beklerken, dünyaya sırıtan bir güneşle karşılaşmak güne -1 ile başlamama sebep oldu.
Ne vardı Norveç'te falan yaşasaydık?
Gidip de Türkiye'nin en nemli, en sıcak, en yağmursuz şehrinde yaşamak zorunda mıydık?
Mersin güzel şehir.
Orasına laf yok ama uyuşmuyoruz biz.
Bence o da beni sevmiyor.
Kendisine her gün söven birini neden sevsin ki?
Ama boşuna da sövmüyoruz yani.
BÜTÜN YAZ BOYUNCA BİR DAMLA YAĞMUR YAĞMADI.
Gel de sövme.
Siktiğimin coronası zaten hayattan soğutuyor (daha ne kadar soğutabilirse artık...).

İstemsizce alarmımı kapatıp yatağımdan kalktım.
Sessizliğin hakim olduğu evde dolanmaya başladım.
Keşke hep sessiz olsa..
Kahve makinasını çalıştırıp banyoya döndüm, morarmış göz altlarıma, dağınık dalgalı saçlarıma ve solgun tenimde gezdirdim gözlerimi.
Saçlarımın uzamış olduğunu fark ettim, kesmeliyim.
Ellerime doldurduğum soğuk suyu yüzüme çarptım.
Buna ihtiyacım vardı.

Mutfağa dönüp kahvemi kulplu bardağıma döktüm.
Türk kahvesini pek sevmiyorum.
Hele köpüklü olunca.. öğk
Sabahları filtre kahve içmeyi seviyorum.

Bardağımla birlikte odama dönüp üstümü değiştirmeye başladım.
Sonbahar yeni yeni geliyordu.
Yarım kollu okul üniformam üzerine kapüşonlu bol ceketimi aldım.
Eh, yeterli olurdu herhalde.
Olmasa da pek önemli değil.
Sağlığımı düşünmeyi uzun zaman önce bıraktım.

Evden çıkmadan önce, odasında uyuyan küçük kıza baktım.
Dışarıda herkesin hayatının içine eden rezil toplumdan habersiz tatlı tatlı uyuyordu.
Odadan çıkarken çarptığım biblonun yere düşüşü ağır çekimde gibiydi.
3...2..1..... birbirinden ayrılan parçalar.

"Abi?"
Uykulu sese çevirdim başımı.
Aha şimdi sıçtık..

"Ne kırıldı?"
Sorusuna cevap vermeden odadan uzaklaştım.
Koridorda ayağıma takılan keskin şeye baktım.
Çok güzel görünüyordu, kusursuz bir şekilde ayrılmış diğer parçalardan.
Onu orada bırakıp dış kapıya ilerledim.
Ardından annemin sesi koridorda yankılandı.

"Tuna? Bir şey mi kırıldı? O ses neydi?"

Aha şimdi sıçtık ×2

Kapıyı çekip kendimi dışarı attım.
17 katlı binanın 2. katında oturuyoruz.
Sayemde.
Asansörleri sevmem.
Aslında olay sevmemek değil, beni hayattan soğutan olay bir asansörde yaşandığı için...neyse.
17. katta olsaydık da merdiven kullanırdım.
Ama annem kıyamadı herhalde.
2. kata taşındık.
17 de boştu aslında..
Keşke 17. kata taşınsaydık.

touchStories to obsess over. Discover now