1.bölüm

16 1 0
                                        

Sizce insan nasıl bir varlık?   Güzel mi, büyüleyici mi, yoksa bu dünyada rüya görmeyi seven aciz bir aptal mı? Bana göre bir aptalız. Çünkü insan kendini kandırmayı o kadar çok seviyor ki; bu hayellerin gerçekleşebileceğini sanıyor. Aslında hiçbir hayal tam olarak gerçekleşmez. Biz insanlar hayallerimizin çok azını gerçekleştirip, sonra büyük işler başarmış gibi anlatırız sokaklarda. Çoğumuzun hayatı yalanlarla kurulmuş, ihanetlerle süslenmiş, sahtekârlıklarla kazanılmıştır. Düşünsenize hayatımızda aldığımız kararları bile aslında kendimiz için değil, diğer insanların bize bakış açısını değiştirmek için alırız. Yaşantımız diğer insanların yaşantılarına boyun eğdirmek üzere kurulmuş bir tahtıravalli gibi; birinin hayatı yükselişe geçerken, diğerinin ki hep düşüşte kalır...

Aslında bu romanı yazma sebebim anlatacak kimsemin olmaması. Daha doğrusu beni anlayacak kimsenin olmadığını düşünüyor olmam. Açıkçası zaten kimse kimsenin derdini gerçekten anladığını da sanmıyorum. “Boş ver, takma kafana, unut gitsin, hımm” tanıdık geliyor  mu size de?  Sadece anlıyormuş gibi yapan, hatta o sırada sizi dinlemeyi bırakıp, kendiyle alakalı  şeyler de söyleyen zavallılarız. Dinlemedikleri o kadar açık ki.

Nereden başlanır bilmem ama başlaması yaşamasından kolay olacağı da bir gerçek.

O gece uyumadan önce asla yarının da başıma gelecekleri bilemezdim. Ama buna kader de diyebiliriz, hayatın bir oyunu da. Ya da gökyüzünde biraz acı çekmemi isteyen beni sınamak isteyen Allah. Ama yinede yaşandığı için pişman değilim. Bu romanın çoğunluğu gerçeklerden oluşmaktadır. Okuyanların bir çoğu “siktir lan” diyecektir. Ama sadece beni gerçekten tanıyanlar “evet bunlar yaşandı çünkü bende şahit oldum” diyecektir.   Aşk güzel şey, bu hikayemizde aslında biraz aşk biraz acı ve birazda keder dolu olacak. Platonikler burada mısınız?  En çok size umut vereceğini biliyorum.  Sadece aşık olacağınız kişiye bunu söylemeden göstermelisiniz. Emin olun bu daha etkili olacaktır. Ha bu arada aşk ömrünüzde bir kere yaşadığınız bir duygu değildir. Kendimden biliyorum...   Ya da ben  çok ayran gönüllüyüm ve  her hıyarı hayatıma alıp yaşantımı cacığa çeviriyorum. Şu an bile yeni bir aşkın pençesindeyim. Ama tutulmamak için elimden geleni yapıyorum  sebebi herkes için en iyisinin bu olduğunu düşünmem. Hikayenin ilerleyen zamanlarında aslında gerçek konumuz bu olacak. Şimdilik size bir  tüyo olsun bu. Yoksa hikayenin sonunu inanın ben bile bilmiyorum.  Neyse artık başlayalım mı?

Sabahın saat 7’sinde bir ses.  Sanki  kapı kırılacak gibi,  

güm güm güm. “Ezel kalk, okula gideceksin!” Neden okul diye bir şey varki? Her genç okula gidiyor ama sadece çok az kişi iş buluyor diye düşünürken ikinci bir yıkım, güm güm güm. Ya ne var da vuruyor böyle kapıya . Zaten dün geceden kalmayım. ”Beş dakika rahat yok bu evde!” diye mırıldandım ama annemin mükemmel inadını kıramayacağımı bildiğimden “Tamam kalktım tamam.”  Dedim.
Kalkmak mı? Ne kalkması?  Benim daha yarım saat bir oyana  bir bu yana dönmem lazım. Sonra bir yarım saatde hayatın anlamını sorgulamam ve ondan sonra belki kalkıp okula giderim.  Ayağa kalktığımda dün geceden kalma votka şişeleri yataktan düşüp kırıldı. Eyvah! “Bizimkiler görmeden temizlemem gerek,” derken kapı açılmaya çalışıyordu .Yataktan fırladığım gibi kapıyı  hemen kilitledim. 
Annemin “Yine neyi kırdın sen?” diye bağırmasını hâlâ kulaklarımda duyuyormuş gibiyim. 
“Yok anne hiçbi rşey kırılmadı, merak etme.”
“Ses duydum ben? Neydi o, neydi Ezel?”
“Anne vallahi bir şey kırılmadı. gerçekten.”
“Eğer şu kapıyı açarsan bakacağım!”
“Yok yok bakma,  bir şey kırılmadı sadece bardak düştü yere o kırıldı.”
“Hani bir şey kırılmamıştı? Ne karıştırıyorsun sen?”
“Bir şey yok dedim sana!” diye bağırdım.
Annem çok iyi bir insandı. Fakat benim gibi serseri bir oğlu olsun istemezdi, bunu biliyordum.  Bana ve benim yaptıklarıma çok üzülüyor bu sebeple  ruhsal ilaçlar kullanıyordu. Yine alkol aldığımı duyarsa çok üzülür, beni dövmeye kalkar, kriz geçirebilirdi.
Birkaç kitapla birlikte kırılmış votka şişelerinin parçalarını da çantama koydum. Aslında bugün  hangi dersin olduğunu bile bilmiyordum.  Zor bir hayat değil mi? Aslında hikayemiz henüz başlamadı. Okula haftanın neredeyse bir iki günü gidip geri kalan günlerde ayakkabı boyacılığı veya simitçilik yapıyordum.  Zamanı, dünyaya ayak uydurmayı ancak bu şekilde başarabiliyordum. Yapacak pek bir şey yok. Okul benim için cehennem  gibiydi. Öğretmenler ise zebani. Off off neden okul diye bir şey var ki? Sanki okuyup adam olacağıız.  “Benden bir cacık olmaz” diye düşünüyordum. Üzerimi giyip montumu ve ayakkabılarımı da alıp dışarıya çıktım.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Dec 02, 2021 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

AlmadiWhere stories live. Discover now