"İşkence eğitimdir!"
Hayatımın her anında, çocukluğumun her gününde duyduğum, gördüğüm tek söz. Beni ben yapan, bugüne ulaştıran, herkese bu denli öfkeli olmamı sağlayan tek söz.
Buz kesmiş duvarların arasında, duvarlarından daha soğuk bedeniyle çırılçıplak oturan bir kız çocuğu. Bugün yapacaklarını bilse şuan ağlıyor olur muydu?
Kanına acı aşılanmış, gözlerinde öfkeden başka duygu olmayan bir çocuk. Çocuk.
En acı şekilde eğitilmiş birini kim yenebilirdi ki?
O zaman bunu düşünemeyen, tek arkadaşı örümcekler olmuş bir kızın, bugün birine ihtiyacı olabilir miydi?
O kızın bedeni kendisinin değildi. O asla kendi olmadı. Ele geçirilmiş, kafes altında tutulan kalbi içindi verdiği savaş. Şimdi ise en büyük savaşı kendisiyle veriyor.
Bu zamana kadar yoluna kimse çıkamadı. Kendisi kadar güçlü biriyle henüz tanışmadı.
Büyüdüğü yerde ona, tek dostunun onlar olduğu öğretildi. Kendisi dahil kimse ona boyun eğmedi. Şimdi ise o öğretiyor. Tek dostlarının kendisi olduğunu.
¤¤¤
Karşımda benim üç katım büyüklüğünde bir adam var. Ellerim, oturduğum sandalyenin arkasında, büyük ihtimal kalın bir halatla sarılmış durumda.
Gözlerim kapalı, çünkü ona göre şuan baygınım. Soğuk denilebilecek derecede bir kova suyu başıma boşalttığında gözlerimi açtım.
Daha önceden getirildiğim bir yerdeydim ve büyük olasılıkla karşımdaki bunu henüz bilmiyor.
Ağzımda kumaştan bir bez olmasına karşılık gülümsedim. Hemen sonrasında ifadesiz bakışlarımı karşımdakine diktim.
Benim hakkımda detaylı bilgiye sahip olduğunu sanıyor. Ama ben onun herşeyini biliyorum. O beni çok iyi tanıdığını, benim kendisini ilk defa gördüğümü düşünüyor. Ama onu asıl tanıyan benim.
Etrafımda yavaşça dolanırken aynı zamanda ıslık çalıyordu. Gerilim yaratmaya çalıştığı ortadaydı.
"Selin Akay, öyle değil mi?"
Kendinden emin, aynı zamanda alaylı sesiyle çok acınası görünüyordu.
"Fazla uzatıp zamanımı seninle harcamak istemiyorum. Sende bizi yorma, olur mu?"dedi önümde durmuş beni izlerken.
O kadar kahkaha atmak istiyordum ki. Yazık.
"Direkt konuya geçiyorum o zaman,"dedi ve tekrar ellerini cebine sokarak etrafımda dolanmaya başladı.
Tam arkamdayken sandalyeyi sertçe tuttu ve beni geriye doğru çekti. Yüzümdeki ifadesizlik devam ederken bunun onu ne kadar delirttiğini gözlerinden görebiliyordum.
"Bize aradığımızı vereceksin." Dedi net bir sesle. Ve hemen sonrasında sandalyeyi bırakarak eski hâlime gelmemi sağladı.
Tekrardan karşıma geldiğinde yüzünde alaylı bir gülümseme vardı.
"Yoksa sana daha önceden yaptırdığımı, bu sefer kendim yaparım." Dedi ve ağzımdaki bezi koparırcasına boynuma indirdi.
YOU ARE READING
Alevlerin Krallığı
ActionKalbine giriş imkansızdı; çıkış dikenli. Ben imkansızı aştım, dikenleri aşamadım.
