Aşkları gözlerinden okunan tüm aşıklara
„I fell in love today,
There aren't any words that you can say
That could ever get my mind to change
He's enough for me, he's in love with me...„
Kalabalığın içinden bir çift göz, sahnedeki sesi hissetti. Dinlemedi müziği. Sadece sahnedeki eski mavi gitara ve ona dokunan parmaklara odaklandı.
Tanıdık ritim ama değişen şarkı sözleri, sahneye tüm dikkatini vermiş Donghyuck'un hoşuna gitti.
"Bu gece tek kusurun ben olacağım." içinden 6 kere tekrarladı Donghyuck. 6 onun uğurlu rakamıydı.
Bu gece sahnedeki oğlan, kusurlarını saklamayacaktı.
"Kusurları saklanmayacak kadar fazla ve güzel."
Şarkının sonuna doğru yavaşladı ritim. Sahnedeki siyah saçlı, elmacık kemikleri belli oğlan, parmaklarını tele son kez vurdu ve ışıkların hepsi sahneden çekildi.
Donghyuck, sürdüğü kırmızı dudak kreminin yer yer iz bıraktığı bardağı tanımadığı birinin masasına bırakıp kalabalığın içinden sıyrılıp sahne arkasına adımladı.
"Gece, en iyi örtüdür. Bu yüzden gündüz gözüyle insan daha az korkar."
Donghyuck heyecanını dindirmeye çalıştı ancak sahnedeki oğlanın sesi daha yakından gelmeye başladıkça bu pek mümkün olmadı.
"Bizim olacak gece de gündüz de..."
Donghyuck, beyaz kapının aralık kısmından sahnede gördüğü çocuğa baktı. Birkaç saniye içeriyi dikizleyip nezaketen kapıyı çaldı ancak kibarlığı bırakıp içeri girdi.
Sahnedeki oğlan, Donghyuck'un karşısındaydı. Aynı sahnede olduğu gibi donuk duruyordu.
Donghyuck, ellerini bacaklarının iki yanına koydu. Odanın içi, kapısı kadar beyaz değildi. Etrafta sarı ışıklar vardı ama onların parlaklığı, tavandaki beyaz ışığa yetmiyordu. İçerisi vanilya kokuyordu ve biraz da eskimiş mobilyaların bıraktığı isimsiz o aura.
Hazır olda bekleyen Donghyuck, gecenin ilk konuşmasını başlattı.
"Sahnede söylediğin şarkıya odaklanamadım. Tekrar söyle." Donghyuck, eski gitarın solunda oturan bedene ithafen konuştu. Ancak O, Donghyuck'u fazla takmış gibi gözükmüyordu.
"Şarkının sözlerini değiştirdin. Bu kötü." dedi bu sefer.
"Hayır, aksine çok beğendim." diye içinden geçirdi. Sadece O'nu kızdırmak istedi. Belki o zaman kendisiyle konuşurdu.
"Benimle iletişime geç." Donghyuck elini, nasır tutmuş parmaklara uzattı. Parmak uçlarına dokunmadan el sıkışmak istedi.
"Ben Donghyuck."
Gitarist, kendisine uzatılan eli geri çevirmedi. Yine de el sıkışmak ona göre değildi.
"Mark." diye kestirip attı siyah saçlı delikanlı.
"Yabancı olduğun aksanından belliydi." Donghyuck, Mark'ın konuşmaya başlamasına sevindi içten içe.
"Şarkıya odaklanamadığını söyleyen birine göre oldukça minik detaylara dikkat etmişsin." dedi Mark. Karşısındaki çocuğun hemen gitmeyeceğini anladı ve yana kayıp ona alan yarattı.
"Şarkıya odaklanamadım. Seni, sesini ve gitarını hissetmekle meşguldüm."
Mark, Donghyuck'un ilginç itirafıyla oldukça keyiflendi.
YOU ARE READING
Sun Kisses † Markhyuck
FanfictionMark, Donghyuck'un açık olan hırkasını ilikledi. Şimdi rüzgâra karşı gelebilirlerdi...
