Hafifçe bilincim yerine gelirken acıyla biraz yerimde kıpırdanıp zorla gözlerimi araladım. Uyuyakaldığım saçma pozisyonumdan ötürü belim ve boynum tutulmuştu sanırım.. Kaldığım bu saçma pozisyondan kurtulmak için başımı kaldırıp yerimde doğrulmaya çalıştım. Ama yere bir şeyin düşmesiyle irkilip yere eğilip baktım. Defterimi görünce de hızlı davranmaya çalışıp etrafa bakınarak defteri elime aldım. Sanki biri benden almaya çalışacakmış gibi onu sıkıca tutarak sarmaladım. Bu paranoyaklıktan acele bir şekilde kurtulmam gerekiyor cidden! Bu defter beni iyice paranoyak yaptı..
Eski defterimin içinde ailemin ve hatta hiç kimsenin görmemesi gereken şeyler yazıyordu. Aslında düşününce bu durum çok karışık ve anlatması en az inandırması kadar zordu..
Şimdi aslında şöyle ki.. Ben her zaman kitap yazmayı ve okumayı çok sevmişimdir. Bu benim için bir nevi meditasyon gibi bir şeydi. Ve sıradan hayatımı da göz önüne alınca her şey normal gözüküyor.
Bu deftere gelecek olursak.. Aslında bu durum biraz ciddileşti ve her geçen gün daha da karmaşıklaşmaya başladı. 2 sene öncesine kadar sadece doğaüstü varlıkları vs. tarzları konu alan kitaplar okumayı severdim. Varlığına çoğu insanın inanmadığı varlıklar...
Ben, bilmiyorum ya.. Bir şekilde içimde onların var olduklarına karşı bir inanış her zaman vardı. Bir yerlerde bizden, hayvanlardan ve bitkilerden.. Yani aslında bildiğimiz tüm varlıkların dışında kendilerini açığa çıkarmak istemeyen bir çok türün yaşadığını düşünüyorum. Tabi elime bu defter geçene kadar bu sadece basit bir inanıştı.. Şimdi ise buna eminim ve çoğu kişi bundan habersizken ben bunu biliyorum.. Elfler ve benzeri bir kaç daha tür olduğunu biliyorum.
Biliyorum bunu ilk duyduğunda 'Aynen kanka sensin.' diyerek dalga geçecek bir ton insan var. Zaten kanıtlamak istesem de elimde bu defterden başka hiç bir şey yok. Gerçi bunu okuduklarında da benim bir çeşit şizofreni olduğumu, hatta kendi yazdığım hikayeye kendimin inandığımı iddia ederlerdi. Aslında bunu kanıtlama gereği şuanlık duymuyordum da ama aklımda dönüp dolaşan tek şey vardı.. Bu defter neden bana geldi? Hani neden yani? Gerçekten hiç bir vasfı olmayan bana?..
********************
2 YIL ÖNCESİ..
Çoğu boş, yani her günümde yaptığım gibi bugün de kütüphanelerde dolaşarak vakit öldürmeye çalışıyordum. Benim öyle kafede oturacak ya da başka birşeyler yapacak müthiş eğlenceli arkadaşlarım yok ve bende bu şekilde ruhumu dinlendiriyordum. Beni anlayan ve arkadaşlık eden şeyler kitaplar ve içlerindeki karakterlerdi.. Onlar yaşadıklarını anlatırlar bende dinlerdim.
Ve takıldığım saçma konular düzinesinden birisi şuan yine beynimi kemirmeye başlamıştı. Hayır anlamıyorum bu kütüphaneleri neden hep şehrin en merkezi ve kalabalık yerlerine kurarlardı ki? Burası sadece 'Kitap okuyorum! Öyleyse varım!' kafasında takılan insanlarla doluydu. Tek yaptıklarıysa kitap okuyormuş gibi yaparken fotoğraf çekilmek ve tabiki hemen ardından isimlerine bile bakmadıkları kitapları bir köşeye fırlatmaktı. Tabi bir de saçma saçma kıkırtılar çıkartarak etraflarındaki insanları rahatsız etmek dışında bir vasıfları yok gibiydi. Onlara kınayıcı bakışlarımı ve rahatsız edici 'cık cık cık!' larımı yollayıp daha sakin bir yere ilerleyip kitaplara göz atmaya başladım. Aslına bakarsanız amacım bir kitap almak veya okumak değildi şuan da. Sadece iyi hissetmiyordum ve burada kendimi iyi hissettiğim için gelmiştim. Eve dönmek istemiyordum.. En azından şuan için düşüncem kesinlikle buydu. Ailemle saçma denebilecek bir sebepten ötürü kavga ettik ve onlarda bana o an içlerindeki tüm nefreti kusmuşlardı. Her ne kadar karşıdan bakıldığında sakin bir görünüme sahip olsam da kalbim parçalanıyormuş gibi hissedip nefes alamamıştım. O anda da arkama bakmadan evden çıkıp buraya gelmiştim.. Ama burada da bu saçma varlıklar yüzünden rahat edememiştim. Hızlıca tekrar kınayıcı bakışlarımı onlara yönelttim ve kapıdan çıkarak onlardan uzaklaştım. Tabiki gidecek 2. adresim karşımda tüm heybetiyle dikilen arkeoloji müzesiydi. Hızlı sayılabilecek adımlarla oraya ilerlemeye başladım.
Ağzımda maskem, gözümde gözlüğüm ve kafamdaki şapkamla tam olarak iyi hissettiğim bir görünüme sahiptim. Çok insan seven ve sosyal birisi değildim. Etrafımdaki kendilerini moda ikonu sanan insanlardan çok farklı bir düşünceye sahiptim. O an saçma yada harika görünsün umrumda değildi nasıl giyindiğim. Sadece kendimi bulabildiğim şekilde giyiniyordum ve diğer kızların tarzlarından farklı görünüyordum. Kendime has bir tarzım vardı ve bunu seviyordum.
Müzenin girişine ulaştığımda önce dışarıda kalan tarihi eserlere bakmaya karar vermiştim. İçeride daha nadide ürünler vardı ve içeriye girmek içinde çok pahalı olmasada belli bir ücret ödememi istiyorlardı. Çoğu zaman yaptığım gibi bugün de ödeyecektim ama cimri biri olmasam da param az olduğu için harcamak sinirlerimi bozuyordu. Bu yüzden para ödeme faslını erteleyebilmek için her eserle uzunca bakışıyordum. Her oyuğuna yıllar önce dokunmuş insanlar gözümün önüne geldikçe içimde sanki o tanımadığım insanları özlüyormuşum gibi bir his uyanıyordu. Ve ben bunu seviyordum..
Dışarıdaki her eserle aşk yaşadıktan sonra müzenin önüne gelmiş birazda orada dikelmiştim. Çantamdan paketimi çıkarıp kenara çekildim ve bir sigara çıkarıp yaktım. O anda tekrar düşündüm.. Bu ortamlar bana huzur verici ve doğru hissiyatı veriyordu. Sigaramı söndürüp maskemi geri taktım ve koca cam kapıdan içeri adımladım. Burası çok büyük bir müze değildi ama yine de İzmir'de gidebileceğim tek yer burası olduğu için bu kadarla yetiniyordum. Sonunda para ödeme faslını atlattıktan sonra elime bilet benzeri bir kağıt verip beni huzura erişmem için müzenin içine postalamıştı adam. Haftaiçi olduğu için olsa gerek burası çok boş gelmişti ilk kez bana. Adamlar da olmasa kapalı falan sanabilirdim. Her neyse banane bundan? Böylesi daha iyi..
Eski kokan ve eski görünen her şeye bir çeşit zaafım vardı. Şimdi de 2. katta ki bir odadaydım. Bu oda da eski dönem paraları vardı ama bu odada olan diğer şeyse aşırı hoş bir atmosferinin oluşuydu. Yani loş bir ortamdı ve küçük olduğu için sanırım eski dönemlerde bir evin odasıdaymışım gibi hissediyordum. Her adımım da ayağımın altındaki tahtaların gıcırdamasıysa o kadar hoşuma gitmişti ki kim bilir kaçıncı kez turluyordum odada. Bilmem kaçıncı kez baktığım paraların önünde dikelip incelemeye başladım yeniden. Odanın girişi tam arkamda kalıyordu ve orada ki tahtaların gıcırdamasından odaya birisinin girdiğini anlamıştım. Ama üşendiğim için dönüp bakma gereği bile duymadan bakışlarımı parada daha da keskinleştirdim. Adım sesleri hareketlenince kendimce bir oyun oynayasım gelmişti ve gözlerimi kapatmıştım.Adım seslerinden ezberlediğim bu odada hangi paralara baktığını tahmin etmeye çalışıyordum. Adım sesleri 600 sene öncesine ait olan paraların oraya yöneldi. Ama durmadı ve ilerlemeye devam etti. Yuvarlak bir oda olduğu için adım seslerinin bana yaklaşıyor olmasını umursamadım. Ama adım sesleri yakınıma kadar gelip bir anda durmuştu. Bir an için acaba oyunu mu mu anlamış ve kızmıştı diye korktum. Ama belki de dikkatini bir şey çekmiştir. Ama içimdeki meraklı yanımı susturamamış ve gözlerimi açıp seslerin kesildiği yöne döndüm.
Beklemediğim bir görüntü ile karşılaşmış olmamdan ötürü bir anda kalbim hızlanmış ve korkmuştum. Yaşlı ve öldü ölecek gibi görünen bir adam sinirli ve dikkatli bakışlarını bana yöneltmişti. İki büklüm bastonuna yaslanan amcaya daha fazla bakamayıp kafamı önüme çevirip bir kaç adım kenara kaydım. Acaba oyunumu anlayıp kızmışmıydı? Ama bunda kızılacak bir şey göremiyordum. Beynim haklı olduğumu haykırınca kendimden emin bakışlarımı tekrar amcaya çevirdim.Ama bu hala aynı şekilde istifini bile bozmadan öylece bana bakıyordu. Boğazımı temizleyerek umursamamış gibi yapıp etrafa bakınarak ters tarafa dönüp koşar adım odadan çıktım ve yan odaya daldım. Bu sefer de eski dönemlerde kullanılmış tabak çanakların olduğu bir odadaydım. Fakat bu bunak.. Nasıl ya? Işınlanıyor musun dede dememek için dilimi ısırdım ama bakışlarım gayet herşeyi bağırıyordu bence şuan. Çünkü az önce arkamda bıraktığım dede odanın ilerisinde dikelmiş bana bakıyordu. Durum gittikçe ürpertici bir hal almıştı.. Ondan çok daha hızlı davranmıştım hatta koşturmuştum bu odaya gelirken. O ise arkamda kalmıştı bundan emindim. Fakat şuan da çoktan içerde ileriye ilerlemiş bir şekilde bana bakıyordu. Offf! İki gram beynim var onu da sen al dede! Çekinme al ya..
Gözlerine korkuyla tekrar baktığımda bu sefer bir farklılık dikkatimi çekmişti. Az önce odada bana öldürecekmiş gibi bakan adam gitmiş onun yerine pofuduk bir dede gelmişti. Gözlerinde artık siniri barındırmayan bir ifade vardı. Bu sanki hüzne benziyordu..
