Selam!
Ben Rüzgar Sarıca.. Evet yanlış duymadınız adım Rüzgar. Annem hiç kimseye yenilmiyeceğimi düşünerek koymuş. Bilirsiniz rüzgar ne ateşe nede suya itaat eder. Ama bizler insanız ve insan sadece tek başına yaşayamaz hep bir şeye bağlanmak ister kimileri sevdiği insana , kimileri mesleğine veya kitaplara...
Hayatlarımızı bir kitaba benzetiyorum. Kitabın sayfaları bizlerin yaşamları ile dolu mutluluğumuz ,üzüntümüz her şeyimiz orada ama yaşanılan olayları silmek gibi bir lüksümüz yok bir gün o kitap bitecek ve sonsuza kadar rafa kalkacak ve bir defa da olsa o günleri görme gibi bir lüksümüz de yok ama günleri doya doya yaşarsak içimizde her türlü ukte kalmaz.
Her günümü son günüm gibi yaşamak isterim keşkeler beni çok pişman ediyor. Bir gün yaşam bitecek ve kimse kimseyi hatırlamıyor olacak. İnsanlar her yerde ve hep konuşurlar her şeye bir fikirleri vardır.. Ama bizim bir tane hayatımız vardır ve iyi yada kötü yaşamalıyız ne olursa olsun yaşamalıyız..
19 yaşında hayatımın en güzel yaşlarındayım ailem ve kitaplar dolusu bir evde yaşıyorum. Mutlu ve düzenli bir hayatım var. Başka bir deyimle toz pembe bir hayatım var ve bu hayat sadece toz pembe den oluşmuyor sadece ben karanlık tarafın çıkmasını istemiyorum. Kendimi üzecek bir şey yapmaktan hep korkmuşumdur. Çünkü herkes bir gün gidecek hayatlarımızdan tek başımıza kalacağız. O yüzden kendimize iyi bakmalıyız hayat bu üzüleceğiz elbet ,mutlu olacağız, aşık olacağız fakat dozunda olmalı çünkü her şey in fazlası yıpratıyor.
Beyaz duvarlardan , gri perdelerden ,büyük bir çalışma masası ve bütün duvarı kaplayan bir kitaplıkdan oluşan odam da camın önüne oturmuş yağan yağmuru izliyordum. Yavaş yağan yağmur ister istemez huzur veriyordu. Camın üzerinde ki yağmur damlaları ilgimi çekmişti bulutlara veda ediyor yeryüzüne iniyor ve kendilerine benzeyen bir yağmur damlası daha buluyor ve bir araya gelip bir yıldız gibi yok oluyordu. İçimden bir ses insanlar ile bağdaştırıyordu bu durumu bizler bu dünyaya geliyor kendimize benzeyen insanı buluyor ve sonra bir araya gelip yok olmuyor muyduk ? Evet bir nevi doğruydu bence...
Bu düşüncelerim annemin odamın kapısına vurması ile yarım kaldı.
''Rüzgar canım günaydın uyanmışsın neden gelmiyorsun kahvaltıya. ?''
''Tam geliyordum sen geldin anne.''
Yalan söylemiştim düşüncelere dalıp bugün nün hafta sonu olduğunu unutmuştum.
'' Hava da bugün çok güzel yürüyüşe çıkalım mı sen ben ve Nilay ne dersin?''
Bu duruma sevinmiştim..
'' Olur bana uyar.''
'' Tamam canım Nilay a da sorarız kahvaltı da hadi gel.''
''Tamam geliyorum''
Annem önden gitmişti bende hemen iki merdiven gerisindeydim.. Annem hem benim adımı hem de Nilay'ın adının özellikle bir anlam içermesini istemiş benim adımın hikayesini biliyorsunuz zaten Nilay ismini seçmesinin nedeni ise ay gibi parlaması içinmiş.. Çünkü Nilay Ayın parlaklığı demekmiş...
Kahvaltı masasına oturmuş ve yaklaşık 20 dakika da kahvaltı yapmıştık. Nilay resim yapacağını söylemişti annem ise hemen araya girerek ''Rüzgar ile ben yürüyüşe çıkacağız Nilaycım gelmek ister misin canım ?''
Nilay çok güzel resimler çiziyordu. Etrafında gördüğü her şeyi çizer tablolar ve duvarına asardı hatta annem odasının dolduğunu isterse tablolarına ait bir oda ayırabileceklerini söylemişti. Nilay bu teklifi kibar şekilde geri çevirmişti. Odasının duvarın da durması ona huzur verdiğini söylemişti.. Kendince de haklıydı.. İnsan kendine ait olan her şeyi yanlarında isterlerdi.. İster bir tablo veya sevdikleri insanları...
''İkiniz gitseniz olmaz mı ? Aklım da bir çizim var unutmadan çizmek istiyorum.''
Annem tabi ki itiraz etmişti.
'' Belki bir ilham kaynağı bulacaksın neyse sen bilirsin kızım.''
Annem sihirli kelimeyi söylemişti.. sen bilirsin kızım..
''İşini biliyorsun anne üzerimi değiştirip geliyorum.'' demişti Nilay.
''Hadi kızım sen ne duruyorsun çık üzerine bir şey al.''
Ve odama çıkmış siyah bir tayt giymiş ve üzerine bir beyaz bir sweat giymiştim. Yatağımın üzerin de duran telefonumu ve masamın üzerinde ki kulaklığımı da aldım ve hızlıca aşağıya indim. Annem kapının yanında ki ayna da sarı saçlarını düzeltiyordu. Gerçekten annem diye demiyorum güzel kadındı...
Nilay da siyah tayt ve siyah bol bir tshirt giymişti. Annem in hemen dikkatini çekmişti.
''Kızım yağmur yağıyor üzerine neden uzun bir şey giymedin.?'' diye sormuştu.
Nilay üşümediğini söylemişti anneler işte çocukları için en küçük şeyden endişeleniyorlardı..
***********
Ben kulaklığımı takmış ve mükemmel yağmur kokusu eşliğinde tempolu bir şekilde yürümeyi tercih etmiştim. Annem koşmayı Nilay ise sakin bir şekilde yürümeyi tercih etmişti. Yaklaşık 1 saat site nin içinde bulunan sık sık ağaçların olduğu alanda koşmuş ve eve gelmiştik. Artık yavaş yavaş ilk bahar bitiyor ve yaz mevsimine giriyorduk ve ben yaz mevsimini hiç sevmiyordum hem de hiç...
Ama insan işte büyük konuşmamalı ne olursa olsun neden mi ? Hayat bu ve ne olacağı belli olmuyor.
Bir şeyi sevmiyor yada hoşlanmıyorsak bunu değiştirecek tek şey vardı. Aşk ve sevgi .. Emin olun beraber yaşadığımız zaman anlayacaksınız ne demek istediğimi sadece biraz zaman her şeyin yaşanması için evren tarafından ayarlamış bir zaman vardı ve zamanı beklemekten başka da çaremiz yoktu....
YOU ARE READING
PEMBE BULUTLARIN ARDINDAKİ KARANLIK
RomanceEvren'in ve hayatımızın kendine ait değişmeyen kuralları vardır. Bu kurallar bizleri iyi yada kötü etkiler. Her şey bizler için çok önceden planlanmıştı biz sadece yaşayıp doğru ve yanlışı görecektik.
