Eski bir radyodan cızırtılar yükseliyordu.
Parazitlerin arasından sıyrılan o mahur beste, karanlığı usulca yararak odanın her köşesine yayıldı.
"Müjgan'la ben ağlaşırız..."
Şarkının her notası, duvarlara sinmiş yıllanmış acıları yeniden uyandırıyordu.
Oda sessizdi.
Öyle bir sessizlikti ki yeni doğmuş bir bebeğin kesik kesik ağlayışı bile o sessizliğin içinde kayboluyordu.
Adam, kollarının arasında küçücük bedeni taşıyordu.
Bebek, üzerine aceleyle sarılmış, yer yer kana bulanmış beyaz bir battaniyenin içinde titriyordu. Dünyaya gözlerini açalı belki birkaç dakika olmuştu. Ağlamaktan yüzü kızarmış, minicik elleri boşluğa uzanıyor, sanki daha ilk nefesinde hayata tutunmaya çalışıyordu.
Adamın yüzüyse bambaşka bir hikâye anlatıyordu.
Çenesi kilitlenmişti.
Bakışları taş kadar sertti.
Sanki tek bir mimik gösterirse içindeki bütün acı dışarı dökülecekti.
Sonra...
Sol gözünden tek bir damla yaş süzüldü.
Ne ikinci damla geldi ne de hıçkırık.
Sadece o tek damla...
Adam, bebeğe uzun uzun baktı.
Öfkeyle...
Acıyla...
Ve affedemediği bir gerçekle.
Titremeyen sesi, odadaki şarkıya karıştı.
"Sen...
Ailemizin günahı oldun."
Bebek daha yüksek sesle ağladı.
Adam gözlerini kapadı.
"Mutluluktan değil...
Kahırdan ağlatansın."
Radyodaki şarkı hâlâ aynı nakaratı söylüyordu.
"Müjgan'la ben ağlaşırız..."
Adam, bebeği göğsüne biraz daha yaklaştırdı.
Dudaklarından dökülen isim, sanki yıllardır verilmiş en ağır hüküm gibiydi.
"Senin adın Müjgan."
Bir an sustu.
Gözlerini hiç ayırmadan yeniden fısıldadı.
"Senin adın Müjgan..."
Ve bu kez sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
"Senin adın...
Müjgan."
"Ben Müjgan...
Mutluluktan değil, kahırdan ağlatan Müjgan.
Şu an içinde bulunduğum arabanın beni kime götürdüğünü bilmiyorum. Bildiğim tek şey Trabzon yolunda olduğum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MÜJGAN
Mystery / Thriller"İhanet, yabancının değil, tanıdığın elinden geldiğinde can yakar."
