one

1K 66 204
                                        

10 yıl önce,

Yarım saattir oynadığı küçük ayıcığını yavaşça yere bıraktı minik. Artık canı sıkılmıştı, farklı bir şeyler yapmak istiyordu. Tek yaptığı şey gün boyu bu boş ve korkutucu odada, onlarca aletin ve koluna takılan serumların altında oturup, ölen annesinin ona son hediyesi olan ayıcıkla oynamaktı.

Buraya geldiğinden beri çok yalnızdı. Konuşacak kimsesi, oynayacak oyun arkadaşı veya sohbet edebileceği, merak ettiği şeyleri sorabileceği bir büyüğü yoktu. Sadece çok sevdiği bir hemşiresi vardı, ona çok iyi davranıyordu.

Aniden aklına gelen fikirle heyecanlandı ve oturduğu yerden kalkıp koşarak kaldığı odanın, hastanenin şirin çocuk parkına bakan penceresine adımlamaya başladı. Pencerenin önüne geldiği zaman, kocaman bir şekilde gülümsedi ve ağzından o kelimeler dökülürken koşarak hemşiresi Jisoo'nun yanına gitti.

"Ben de oraya inmek istiyorum!"

...

"Felix, sakin ol bakalım, nedir bu kadar istediğin şey?" Çok heyecanlı olduğu için sürekli zıplayıp duruyordu.

"Bahçeye inmek istiyorum, diğerleri gibi oynamayı özledim!" Jisoo, aynı isteği günde on kez duymaktan bıktığı için derince bir nefes verdi.

"Hm, şimdi seninle küçük bir oyun oynasak, bu isteğinden vazgeçebilir misin?" Felix, oyun lafını duyduğu gibi kaldığı yerden zıplamaya devam etti.

"Evet!"

Jisoo kazandığı zaferin sevinciyle içinden ufak bir parti verdi ve aklına gelen ilk şeyi, miniğin hayatını değiştireceğini, belki de onu tekrar hayata bağlayabileceğini bilmeden söyleyiverdi.

"Tamam o zaman, şimdi beni dikkatle dinle ufaklık, şu gösterdiğim koridoru görüyor musun?" Eliyle tam karşılarında duran ve iki tarafa ayrılan kocaman koridoru gösterdi. Felix, hızlıca onaylar biçimde kafasını salladı ve onu dinlemeye devam etti. "Evet, işte oradaki koridordan sola döneceksin, sana sağı ve solu öğretmiştim hatırladığını düşünüyorum."

Felix tekrar başını salladı ve arkasında, ona doğru eğilmiş olan hemşiresine döndü. Aynı onun öğrettiği gibi sağını ve solunu başarıyla gösterince Jisoo bir kez daha gülümsedi ve içten içe kendiyle gurur duydu. Çünkü sonuçta Felix'i geldiğinden beri büyüten ve her anında yanında olan oydu. Kendi çocuğu olmadığı için, onu öyle görmüştü.

"Aferin, güzel bir kurabiyeyi hak ettin. Ama önce oyunumuza kaldığımız yerden devam edelim. Şimdi şuradan dediğim gibi sola döneceksin ve orada saklanacaksın, ben de gelip seni bulmaya çalışacağım. Tamam mı?" Jisoo yanında duran miniğe tüm içtenliğiyle gülümsedi.

"Tamam!" Felix hızlıca söyleyip koşmaya hazırlanırken Jisoo onun saçlarını hafifçe karıştırdı ve ayağa kalktı. Miniği koşarken görünce hafifçe kıkırdadı ve kaldığı yerden işine devam etmek için arkasını döndü.

Oraya, Felix'in yanına kötü bir şey olmadığı sürece gitmeyecekti. Çünkü aklında kurduğu güzel bir planı vardı.

...

Hemşiresi gözden kaybolduğunda minik de sol tarafa dönüp, bu katta kalan hasta çocuklar için yapılmış ufak bir oyun alanını gördü. Çok sevindi, çünkü daha önce burayı görmemişti, demek ki yeni yapılmıştı. Hemen küçük adımlarını hızlandırarak o tarafa gitti.

Geldiğinde onun dışında birkaç küçük çocuk daha olduğunu gördü. Ve içinden belki de burada arkadaş edinebilirim diye geçirdi. Biraz da korkuyordu, çünkü hiçbirini tanımadığı için haliyle ürkmüştü.

Kısa bir süre başlarında dikildi ve onların kendisini davet etmesini bekledi. Belki ondan rahatsız olabilirlerdi, bu yüzden izinleri doğrultusunda hareket etmeye karar verdi.

"Gelsene, orada durma bizimle oyna." Sonunda beklediği teklif gelince neşeyle onlara katıldı. Üç kişilerdi. Biri sarışın, diğer ikisi ise kahverengi saçlıydı. Ve çok tatlı gözüküyorlardı!

Biraz oynadıktan sonra canının sıkıldığını fark etmeye başladı minik. Ellerini arkasına koydu ve biraz esnedi, etrafına bakmaya başladı. Tam yoldan geçen doktorları incelerken koridorun başından gelen yüksek sesler hemen ilgisini çekmişti bile. Yerinde doğrulup neler olduğunu anlamaya çalıştı.

"Neden kaçıp duruyorsun oğlum, bunların hepsi senin iyiliğin için, yalvarırım." Aynı onun yaşlarında ama biraz daha büyük gibi duran, siyah saçlı bir çocuk ve annesini gördü minik. Merakla başını biraz daha kaldırdı olanları görebilmek için.

"Doktorla konuşurken duydum sizi, bunlar zaten hiçbir işe yaramıyormuş. Hepiniz kandırıyorsunuz beni!" Sesini biraz daha yükselterek yanında duran annesine doğru konuşmuştu siyah saçlı. Annesi ise az kalsın çaresizlikten ağlamak üzereydi.

"Oğlum, inan bana o ilaçlar işe yarıyor. Sadece...sadece biraz zaman alması gerekiyor haliyle. Tamam mı? Anne sözü veriyorum sana." Siyah saçlı bıkkınlıkla omuzlarını silkti. Daha sonra ise annesini arkasında bırakarak kendi odasının içine girdi ve kapıyı hızla kapattı.

Bu sırada minik ayağa kalkmıştı bile. Ve Jisoo hava kararmaya başladığı için Felix'i almaya gelmişti. Yavaşça yanına geldi ve elinden tuttu miniğin. Bir yandan odasına doğru yürürlerken dudaklarını araladı hafifçe. "Nasıl geçti? Arkadaş bulabildin mi bakalım?" Felix kafasını salladı.

"Evet buldum! Hepsi çok tatlıydı biliyor musun? Bana iyi davrandılar, güzelce oynadık. Bundan sonra hep yapalım olur mu?" Jisoo gülerek başını aşağı yukarı salladı. "Hep yaparız."

Odasına geldiklerinde hemşiresinin yanağına ufak bir öpücük kondurdu ve vedalaştıktan sonra odasına girdi minik. Ayıcığını eline alıp hiç sevmediği ve nefret ettiği yatağına yerleşti. Odaya giren başka bir hemşire koluna tekrar o serumu bağladıktan sonra çıktı ve minik bu şekilde yine yalnız kalmış oldu.

Aslında yalnız değildi minik. Düşüncelerinin arasında yeni bir yer edinmiş siyah saçlı biri vardı. Onu merak etmişti. Onunla tanışmak istemişti bir şekilde. Nedenini henüz bilemese de ileride kesinlikle anlayacağına emindi.

__

Bindik bi alamete gideyoz gıyamete, nsmsxnns uzun lafın kısası bu ficin yeri ben de çok ayrı olacak sanırım, bir de ilk defa yazdığım bir bölüm içime sindi umarım siz de beğenmişsinizdir.

Mini bir fic olacak elimden geldiğince güzel ve akıcı bir şekilde yazmaya çalışacağım sizi sıkmamak için. O zaman diğer bölümde görüşürüz.

Sizleri seviyorum. <3

letters, hyunlixHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin