💥

187 24 117
                                        

Taehyun Beomgyu ile tanıştığında daha çok küçüktü. Mavi boyalı beden eğitimi odasına girdiği anda bir şeylerin değişeceğini biliyordu sanki. Siyah uzun saçları, yüzünden düşmeyen gülümsemesiyle duran çocuğun yüzünden çok hoşlandı. Hatta o kadar hoşlandı ki telefon numarasını, ev adresini öğrendi. Kendi eviyle onunki arasında olan 20 kilometreyi hiçe saydı, her gün okula giderken onun evinin önünden geçti. Ardından sırasına bir şeyler bırakmaya başladı. Gerek küçük bir kutu süt, gerekse bir çikolata. Tam 281 gün geçirdi böyle.

Sonraki sene onunla tanışmaya karar verdi. Onun sınıfına geçti, sıra arkadaşı olmayı başardı. Sanki onda yokmuş gibi telefon numarasını aldı. İlk mesajını atarken ne de heyecanlıydı, oysaki basit bir 'merhaba'ydı bu. Cevap alınca daha da heyecanlandı. İlk günlerinde elleri klavyede titrek titrek gezse bile sonradan alıştı, her gün rutin olarak yapmaya başladı.

Yüzünü sevdiği bu çocuğun yüreğini de sevmek için can attı. Lakin asla acele etmedi, onu yavaş yavaş tanıdı. Yaşayacak bolca senesi vardı daha, birini tam anlamıyla sevmek için de öyle. Yine onunla yazışırken flört etmek istedi, öyle de yaptı. 'Güzelsin.' diye başladı. 'Kalbin de öyle.' diye devam etti. Döktü kalbinden geçenlerin birkaçını, yavaş yavaş işledi satırlarını klavyenin tuşlarıyla o minik ekrana. Asla tüm hislerini söylemedi, kendine de bir şeyler kalsın istedi.

Bir sonraki sene yemek teklif etti. Belki hızlı bir başlangıç olmuştu ama ne yapsındı ki? Randevuya gidecekleri gün onunla karşılaştı mavi odada. Beraber ayrıldılar okuldan, el ele gitmek istediler restorana ama nafile. Yalnızca gözleri birbirlerindeydi, sanırım bu el ele tutuşmaktan çok daha etkiliydi. Yalnızca yemek yemediler o gün, bir yemekten daha fazlasıydı her şey. Bir gün bitmesin istedi Taehyun, ilk kez. Akşamın sonu gelmesin istedi.

Gökyüzündeki yıldızları seyretti, sonra kendininkileri. Karşısındaki bedenin gözlerindeydiler işte, ne zaman istese bakabilirdi. Melekleri düşündü biraz, sonra karşısında gülümseyerek oturan meleğini. Dünya üzerindeki tüm güzel şeyleri düşündü, insanların sahip olmak istediği. Sonra karşısındakine baktı, hepsinden kendinde olduğunu anladı. Tebessüm etti, mutluluktan.

Sonraki gün yine mavi odaya indi, onu gördü orada. Hafifçe bastırdı dudaklarını onun yanağına, gözlerine, kulaklarına, çenesine. Tüm yüzünde dolandırdı öpücüklerini. En son dudaklarına geldi. O kadar narin, o kadar hafif öptü ki kelebekler bile hissedemedi öpüşünü, yalnızca tanık oldular o büyülü ana. Dudaklarından küçük bir 'Seni seviyorum.' çıktı. Karşılık olarak aldığı tek şey gülümseme olsa bile o anı çok sevdi, aklının her bir köşesine kazıdı, asla düşünmekten bıkmadı.

Sonraki sene mezun oldu ikisi de, farklı ülkelere gittiler. Gitmeden önce ailelerine söylemek istediler ilişkilerini. Taehyun'un ailesi anlayışlıydı, kızmadılar, sinirlenmediler, üzülmediler. Beomgyu'nun ailesi ise tam tersiydi, evden bile attılar onu. Biliyordu zaten böyle olacağını Taehyun, sevgilisini koruması gerekiyordu. İtalya'da minik, şirin bir ev tuttu sevdiğine. Onu güzelce yerleştirdi ve ailesinin yanına geri geldi her ne kadar içi rahat etmese de.

Odasında otururken geldi aklına sevgilisi, en karanlık düşüncelerini aydınlattı adeta bir güneş misali. Yağmurun altındayken geldi aklına, onunla ıslanmayı istedi. Kitap okurken geldi aklına, ona kitap sayfalarında çiçek kurutmaya öğretmek istedi. Mavi beden eğitimi odasına girdiğinde geldi aklına, onu tekrar öpmek, tekrar 'Seni seviyorum.' demek istedi. Büyülenmişçesine her şeyi onunla yapmak istedi, ona öğretmek istedi, ondan öğrenmek istedi.

Böyle devirdi yılları, onu düşündü, ona yıllarca dokunamadı, koklayamadı, yalnızca ekrandan gördü yüzünü. Aniden telefonu bozuldu Beomgyu'nun.
Yaklaşık 3 ay telefonsuz kaldı Beomgyu, sevdiğine ulaşamadı Taehyun. Beomgyu'dan gelen o sevgi olmadığı için kafayı yiyormuş gibi hissetti, tüm arkadaşlarından sevgi dilendi. Onlar da verdiler saflarım. Onlara sarıldı, onlarla dışarı çıktı, omuzlarında ağladı. Hatta bir gün birini öptü. Beomgyu'ya olan asıl hislerini anladığı an da o andı işte. Kendi dudaklarını çocuğun dudaklarına bastırdığında kafasında Beomgyu diye bir şey kalmamıştı. Beomgyu'yu aldatma fikri hoşuna gitmiyordu ama Beomgyu onu öptüğünde ne hissettiyse o an da aynı hissetmişti. Sonraki öptükleri de öyleydi. Hepsi Beomgyu'yu öptüğündeki hisle aynıydı. Onların verdiği sevgi ve kucaklaşmaların hissettirdikleri Beomgyu'nunkiler ile aynıydı.

Seni sevmeyi seviyorum//taegyuLa tua prossima ossessione. Scoprilo ora