Ne zaman üzülsem şu anda yaptığımı yapar, kulaklığımı takar müzik beni nereye götürürse oraya giderim. Nefes alamayacak kadar acı çektiğimi hissettiğimde kalabalıktan uzaklaşmayı seçtim hep. Bunu yapmamın en büyük nedeni ; yalnızlığımın, en çok kalabalık ortamlardayken farkına varıyor olmam.
Yalnızlığımın farkına vardığımda ise aslında ne kadar acınası bir durumda olduğumu görüyorum. Ve bu duygu her zaman ilk seferimmiş gibi, beni içten içe bitirip nefesimi kesiyor.
Acılarımı kimseye belli edemem. Beni tanıyan herhangi birine beni sorsanız alacağınız cevap her zaman aynıdır; "Her zaman pozitif, güleryüzlü." ve belki de en önemlisi "O mutlu bir insan!". Böyle söyleyen tüm arkadaşlarım haklı. Çünkü beni gerçekten tanımalarına hiçbir zaman izin vermedim. Veremedim... Acılarımı, hayal kırıklıklarımı kimseye belli edemedim, etmem de... Eğer belli edersem biliyorum ki bana acıyarak bakacaklar. En önemlisi beni 'anladıklarını' söyleyecekler. Fakat kimse beni anlayamaz, bunu çok iyi biliyorum.
Ki benim durumumda iki şekilde dışavurum yapan insan vardır. Birincisi, içine kapanıp kendini soyutlayan, ikincisi ise tıpkı benim gibi üzgün olduğu zamanlarda kahkahalar atan, espriler yapan insan. Bir nevi maske takmak gibi bir şey. Aslında her ikisinde de amaç aynı. Tüm sıkıntılarından kaçmak!
Böylece sesli düşünmemiş olursun. Sanki içindeki tüm acıyı dışa vursan ölecekmişsin gibi, söylediğin son sözler aynı zamanda son nefesin olacakmış gibi... Aynen böyle hissedersin acılarını sesli dile getirirsen.
Dahası bir de o acıyarak bakan o gözler yok mu? Iste onlar en can acıtanı...
Tanıdık sokaklardan geçerken kafamda aynı ses, aynı cümle yankılanıyordu. "Onu çok seviyorum..." Bu üç kelime on beş harf canımı ölesiye yakarken "İnanamıyorum çok mutlu oldum." diyip kahkahalar atmak o kadar zordu ki. Dahası saatlerce bu cümleyi tekrar tekrar duymak....
Yara kabuk bağlar derler ya hani; benim içimdeki yara her gün tekrar takrar kanıyordu işte.
Tam altı yıl. Altı yıl boyunca sevdiğim insan -ki onu sevdiğimi beş sene önce öğrendi- bana tüm aşklarını anlattı ve tüm bunları yaparken gelip benim omzumda ağladı.
Lise birde iken tanıdım onu. Daha doğrusu lise bire başlayacağım yaz tanıdım. Kazandığım lisenin sosyal ağlarda bulunan gruplarına katıldığım sırada gelen bir 'Selam.' mesajı altı yılın sonunda, beni bu hale getirdi. Benden bir yaş büyüktü ve kazandığım lisede ikinci sınıfa geçmişti. Başlarda 'Ne haber?, Nasılsın?' gibi normal konuşmaların önüne geçemedik. Ta ki bana ilk kez sevdiği kızdan bahsedene kadar. İşte ilk kez o gün canım hiç olmadığı kadar yandı ve ben onu sevdiğimi ne kadar inkar edersem edeyim sonunda kabullendim.
Bir çok arkadaşım bu yaptığımın aptallık olduğunu söylese de vazgeçemedim. Sevdiği kız, bizim okuldaydı ve Seçkin'de sürekli o kızın etrafındaydı. Fakat kız, onu zerre umursamıyordu. Ben ise Seçkin'e yakın olmak için tek yolun o kız ile arkadaş olmak olduğunu anladım. Sonuç olarak ne yapıp ettim ve o kızla arkadaş oldum. Fakat kız o kadar uçarı kaçarı bir tipti ki, kimse tarafından -Seçkin hariç- sevilmezdi. Sınıfımdaki arkadaşlarım da bu yüzden aptallık ettiğimi söyleyip bana sırt çevirmişti. Fakat bu durum beni vazgeçirmeye yetmedi çünkü o kıza ne kadar yakın olursam Seçkin'e de o kadar yakın olacağımı biliyordum.
Öyle de olmuştu. Ta ki o kız, benim Seçkin'i sevdiğimi öğrenene kadar...
"Merak etme sana onu ayarlayacağım." dedi ve beni dünyanın en mutlu insanı yaptı. Tabi sadece bir kaç gün sonrasına, en yakın arkadaşlarımdan biri olan Eslem'in bana olanları anlatmasına kadar!
CITEȘTI
DESTİNA
Ficțiune adolescențiAcılarımı kimseye belli edemem. Beni tanıyan herhangi birine beni sorsanız alacağınız cevap her zaman aynıdır; "Her zaman pozitif, güleryüzlü." ve belki de en önemlisi "O mutlu bir insan!". Böyle söyleyen tüm arkadaşlarım haklı. Çünkü beni gerçekten...
