Herkese merhabaa!! Lütfen keyfini çıkarın))))
Sabahın erken saatleriydi. Şengül Hanım çoktan uyanmış kahvaltıyı hazırlamıştı. Yüzü gülüyordu, nasıl gülmesin Şengül'ün yüzü... Yeğenleri ve çocukları Ataman Koleji'nde bugün ilk günlerini geçireceklerdi, kocası Orhan Bey Ataman Koleji'nde işe başlamıştı, kendisi desen Akif Bey'in şirketinde çalışmaya başlamıştı ve bir anda tabiri caizse hayatları değişmişti. İyi anlamda mı kötü anlamda mı artık orasını da Allah bilirdi. Aklına kötü olan senaryoyu hiç getirmedi Şengül; işte her şey ortadaydı, nasıl kötü bir şey olabilirdi ki...
Aybike'den
Kahvaltı masasında her zamanki gibi yine biricik ağabeyim Oğulcan'la atışmaya başlamıştık... Her zaman aynı şey olur Oğulcan beni sinir etmenin yollarını çok iyi bilirdi ama bugün biraz daha farklıydı tabi:
Ne kadar belli etmemeye çalışsa da asla başarılı olamıyordu. Bugün neredeyse yeni hayat başlangıcı gibi bir şeydi hepimiz için... Ömer, Asiye, Oğulcan ve tabi ki ben Aybike... Bugün yepyeni bir okulda yepyeni kişilerle tanışıp hiç tatmadığımız, daha önce hayal bile edemeyeceğimiz olayların, hislerin içinde bulacaktık kendimizi. Kadir ağabey ve babam da okulda olacaktı yalnız değildik ama ben de içten içe büyük endişeler içindeydim...
Nihayet beklenen an gelmişti işte; buraya bizim için ,Eren ailesi için, yeni başlangıçların okulu desek yanılmış olmazdık. Aradan biraz zaman geçip de bizim hala kapı önünde beklediğimizi gören Kadir ağabey ve babam işe el koydu; neredeyse bizi sürüklemek suretiyle okulun kapısından içeriye soktular. İçeriye bir göz attığımda Ankara'daki okulumuzdan pek farkı yoktu. Evet biz Ankara'dan İstanbul'a geçtiğimiz hafta taşınmıştık. Amcamı ve yengemi kaybettikten sonra babam Ankara'da yaşayamayacağımızı düşünmüştü. Amcam ve babam çok iyi anlaşırlardı. Onların ölümüne kuzenlerimizden sonra en çok babam üzülmüştü tabi... Annem desen oldu olası İstanbul'da yaşamak istiyordu zaten... Olaylar böyle gelişince biz 7 kişi birden İstanbul'da bulduk kendimizi. Hep beraber aynı evde yaşıyorduk, durumumuz iyiydi. Annem ve Kadir ağabey amcamın eski arkadaşı olan Akif Bey'in şirketinde babam da yine Akif Bey'in okulunda çalışmaya başlamıştı.
Kayıt işlemleri falan bittikten sonra Kadir ağabey hepimize şans dileyip okuldan gitmişti. Aslında bizden sadece 4 yaş büyüktü ama neredeyse hepimizin ikinci babası gibiydi. Hepimiz aynı sınıfa nasıl düştük bilmiyordum ama bu beni biraz olsun rahatlatmıştı. Babam bizi sınıfımıza getirip ''iyi dersler'' dedikten sonra odasına geçmişti. Okulda bir nevi .'memurluk' görevi yapacaktı babam: okulun eksiklerini tespit edip tamamlamaya çalışacaktı.
Zil çalınca sonradan edebiyat öğretmeni olduğunu anladığımız öğretmenle beraber sınıfa girdiğimizde biraz şaşırmıştım doğrusu kimse kadını takmamıştı ta ki sesini yükseltip sınıfa geldiğini belirtene kadar:
'' Günaydın arkadaşlar. Bugün gördüğünüz gibi sınıfımıza yeni katılan arkadaşlarımız var bundan sonra bizimle birlikte bu sınıfta olacaklar ve derslerimizi beraber işleyeceğiz.'' dedi. Sonra bize döndü ve isimlerimizi söylememizi rica etti. Teker teker isimlerimizi söyledikten sonra bize arkadaki iki boş sırayı gösterip oraya oturabileceğimizi söyledi. Asiye ve ben öndekine Ömer ve Oğulcan da arkamıza oturduktan sonra ders başlamıştı.
Yeni okulumuzda dersler sırayla ve hızla akıp giderken neredeyse sınıftaki herkesle tanışıp sınıfa alışmaya başlamıştık ama benim dikkatimi çeken birisi vardı. Henüz adını bilmiyordum ama değişik birisi olduğunu saçlarından bile anlayabilirdiniz. Zaten şu an sadece saçını görebiliyordum çünkü başını masaya koymuştu ve edebiyat dersi bittiğinden beri uyuyordu. Kızıl saçlı ve bacaklarının sıraya sığmamasından anladığım kadarıyla uzun boylu biriydi. Bu çocuk ya edebiyat dersini çok seviyor sadece onu dinliyordu ya da ilk derste uyunmaması gerektiğini bilecek kadar tecrübeliydi. Ben kendi kendime kıkırdarken Asiye dönüp:
''Aybike iyi misin?'' diye sordu. Şaşırmış bir şekilde ona doğru döndüm:
''İyiyim, iyiyim. Neden sordun ki?'' dedi.
'' E kendi kendine gülüyorsun da ondan soruyorum.''
Sonunda gün bitmişti. Genel olarak iyi geçmişti. Sınıftan hep birlikte çıkacakken telefonumu sıranın altında unuttuğum aklıma geldi ve bizimkilerden ayrılıp aceleyle geri döndüm. Tam telefonumu alıp sınıftan ayrılacakken onu gördüm. Hala aynı pozisyonda uyuyordu. Uyurken çok masumdu acaba uyanıkken de bu kadar masum mu diye düşünürken içimden kendime sövdüm ve onu uyandırmaya çalıştım:
''Hey, uyanır mısın acaba?'' diye seslendim ama pek işe yaramamıştı. Ben de biraz tereddüt edip yavaşça omzuna dokundum. Benim dokunmamla irkilerek kafasını kaldırması bir olmuştu:
Bembeyaz teni ve kızarmış gözleriyle masum değil de yakışıklı görünüyordu. Böyle düşündüğüm için içten içe kendime kızarken o da bir şey söylememi ister gibi bakıyordu. Kendimi toparlayıp bir şeyler saçmaladım:
''Şey uykunu alamadın galiba ben de düşündüm ki...'' diye konuşurken aniden sözümü kesti:
''Sağol uyandırdığın için. Aslında gerek de yoktu ama olsun. Gerek olmayan bir şey daha varsa o da senin benim için düşünmüş olman.'' deyip arkasına bile bakmadan sınıftan çıktı.
Olduğum yerde birkaç dakikadan fazla bekledikten sonra kendime gelip sinirle sınıftan çıkmıştım. Oğulcanlar gitmiş olmalıydı. İçimden iyi ki gitmişler dedikten sonra sinirimi sadece deniz yatıştırır diye düşünüp deniz kenarına gitmek için yola koyuldum. Henüz adını bilmediğim çocuğa türlü hakaretler ederken bu çocukla işim var diye düşünmeden de edemedim.
YOU ARE READING
Farklı Dünya
General Fiction" Hadi söyle lütfen o taktiği de bir dahaki sefere aynı hataya düşmeyeyim. " dedim gözlerimi devirirken. " Sır, söyleyemem tatlım kusura bakmayacaksın artık. " " Hani arkadaştık biz... İnsan saklar mı arkadaşından sırrını? " dedim. Bana bir adım...
