Player Queen

142 17 8
                                        

*Bu hikaye, William Shakespeare'in, Macbeth ve Romeo & Juliet eserlerinden alıntılar içermektedir.*

Gözlerinin önünde uçuşan toz tanelerini görebiliyordu. Burnuna dolan ve akciğerlerinin sıkışmasına neden olan ahşap kokusuyla sarmalanmış bedeni hafifçe öne doğru sendeledi. Zarif ellerini cansız ışığa doğru uzatıp profesyonel bir dansçı edasıyla, ince ama biçimli bedenini kıvırdı ve çıt bile çıkmayan ortamdaki sessizliği acı dolu bir haykırış gibi kesen sözlerini serbest bıraktı.

"Nedir bu eller? Gözlerimi oyuyor bu eller!
Koca Poseidon'un bütün denizleri
Yıkayabilir mi bu elleri? Yıkayamaz!
Ellerim kana boyar denizleri,
Kızıla çevirir sonsuz yeşil dalgaları."

Tüm salonu dolduran ve sonlara doğru kısılan fısıltılı sözleri bittiğinde göz kapakları usulca kapandı. İşte bugünlük bölüm de, esmer bedenin güzel dudaklarından çıkan sözcüklerle birlikte sona ermişti. İnsanların beğeni dolu nidaları kulaklarını dolduruken rolden çıkmak için perdelerin kapanmasını bekledi. Perdeler kapanmadan rolünden çıkamazdı. Sahne arkadaşları da tıpkı onun gibi duruşlarını bozmadan perdelerin kapanmasını bekliyorlardı.

Jongin burada olmayı seviyordu. Ülkenin ekonomik krizle boğuştuğu bu dönemde en fazla karnını doyurabileceği kadar kazansa da, bu onun için sorun değildi. O bu sahneye aitti. Macbeth olmayı seviyordu. Romeo olmayı seviyordu. Hamlet olmayı seviyordu. Cinsiyet ayrımcılığının acınası bir şekilde üst safhada olduğu bu dönemde bir kadın oyuncu kılığına girmeyi bile seviyordu. Çünkü Jongin'in ruhu onlara aitti ve onlar da tiyatroya.

Kendi elleriyle direklerini diktikleri, tahtalarını cilaladıkları, sahne dekorasyonunu oluşturdukları bu küçük tiyatro salonu onlara aitti. Her hafta ünlü yazarların eserlerini sergilemek için bu emektar sahne üzerine çıkar ve kazandıkları çok bir şey olmasa da aşık oldukları işi yapmaya devam ederlerdi.

Arkadaşlarıyla, üniversitede kimsenin tercih etmediği bir kulüpte karşılaşmışlardı. Shakespeare'in Çocukları kulübünde ünlü tiyatro eserlerini okur ve kendilerince metin incelemesi yaparlardı. Ancak zaman ilerledikçe bu tutkuyu eyleme dökmek isteyerek ellerinden gelen her şeyi yapıp küçük bir tiyatro salonu yarattılar. Oldukça zorlu ve sıkıntılı bir süreç olsa da, halkın her gün artan merakı ve gün geçtikçe genişletmek zorunda kaldıkları seyirci koltuklarıyla birlikte yaşadıkları tüm zor anların karşılığını almışlardı.

Kadınların sahneye çıkması yasaktı. Jongin ülkelerindeki bu cinsiyetçi görüşten nefret ediyordu ancak eğer karşı gelirlerse ya da sahneye bir kadın oyuncu çıkarırlarsa ellerinde olan bu küçücük salonu da kaybederlerdi. Öyle bir zamandaydılar ki, ne ülkenin diktatör yönetimine karşı, ne de halkın fakirlik içinde sürünmesine karşı ağızlarını açıp tek bir şey diyemiyorlardı. Çünkü en ufak bir eleştiride tutuklanacak ve askerler tarafından gece gündüz hiç durmadan işkenceye uğrayacakları hapishaneye atılacaklardı.

Bu yüzden rolleri gereği sık sık kadın oyuncu kılığına giriyorlar ve halk bunu ne kadar yargılasa da asla kendilerinden ödün vermiyorlardı. Hoş, zaten onlar da bu duruma alışmış gibilerdi. Jongin'in vücudu ince ve kıvrımlıydı. Yüz hatları öylesine büyüleyiciydi ki, kadın oyuncu kılığında asla garipsenmiyor ve herkesi kendisine daha da hayran bırakıyordu. Oyunculuk yetenekleri ise soyluların kulağına kadar gitmişti ve onlar, halkın arasına karışıp gizlice kendilerini izlemeye geliyorlardı. Açıkçası Jongin bu durumu biraz trajikomik buluyordu ancak yine de memnundu.

Perdeler tamamen kapanmadan önce göz ucuyla, sahnedeki oyunculara hayranlıkla bakan insanlara baktı. Ülkede yoksulluk ve hastalıklar kol gezerken bile onlarca insanın ilgiyle oyunlarını izlemeleri, bir an olsun sefil hayatlarını unutmaları, genç oyuncuyu mutlu ediyordu. Jongin ününün arttığını biliyordu ve ruhunu adadığı bu işte, sevildiğini bilmek her şeye değerdi.

PLAYER QUEEN Where stories live. Discover now