Bölüm 1

154 6 4
                                        




Öncelikle kitabımı merak eden, şans verip açan herkese teşekkürler. Bu ilk kurgum değil fakat içlerinden yayımlayacağım ilk kurgum. Umarım beğenirsiniz ve kütüphanenizde bana ve kurguma yer verirsiniz.

Burada yeniyim ve beni desteklemenize ihtiyacım var. Oy ve satır arası yorumlarınızı bol tutun :)

Bölüm biriktirmedim. Haftadan haftaya atıyorum bölümleri. Bu yüzden, bölümler gecikmeli olabilir. Lütfen kusuruma bakmayın. Hikayeme şans verip okursanız, pişman olmayacağınızı garanti edebilirim. Kitap hakkında eleştirilere açığım. Eleştirebilirsiniz. Şimdiden herkese teşekkür ederim.

İyi okumalar... 🗝


***


Çocukluğumuz ile ilgili aklımızda bir yerlerde mutlaka birleştiremediğimiz, yarım kalmış anılarımız vardır. Belki günlerce, aylarca düşünsek bile işin içinden çıkamayız.  İşte benim çocukluğumun neredeyse hepsi eksik anılarla dolu. Ne zaman toparlamaya çalışsam da hiçbir şekilde sonuca ulaşamıyorum. Hoş annemi bile hatırlamıyorken, anılarımı hatırlayıp, sonuca nasıl ulaşabilirim ki? Annem hakkında gerçekten hiçbir fikrim yoktu. Bana söylenen yalnızca beni dünyaya getirirken fazla kanamadan dolayı öldüğüydü. Yıllarca, bunun bir yalan olduğunu düşündüm durdum. Fakat sonra kabul etmekten başka çarem kalmamıştı.

Daha dünyaya gelirken birisi benim yüzümden ölmüştü. Bunu bile isteye sebep olmasam da şu an bilerek insanları zehirliyordum. Belki buna mecbur bırakılmasam daha farklı birisi olabilirdim ama mecbur kalmıştım ve her seferinde daha fazlasına zorlanıyordum.

Ben düşüncelerim ile böyle boğuşurken, onlar içeride bir sonraki sevkiyat için detayları tartışıyorlardı. Hiçbir zaman böylesine boktan bir işin parçası olmak istememiştim. Zorunda bırakılmıştım. Hayatımın büyük kısmı zorunda kalışlarımdan ibaretti zaten. Düşüncelerim önemsenmez ne denirse onu yapmam istenirdi. Türlü oyunlardan ve bu saçmalıklardan bıkmış olmam kimsenin umurunda değildi.

"CHIARA!" kulağımın dibinde bağırması ile az evvel yaktığım sigaram çimlerin üzerine düşmüştü. Ters bir bakış atıp, oturduğum yerden kalktım ve ayağımın ucuyla sigarayı ezdim.

"Ne var?" dedim. Ondan nefret ediyordum. Yüzünü bile görmek istemediğim için evin içinde bile köşe bucak kaçıyordum ondan. Belli ki onunda benden aşağı kalır yanı yoktu. Evet, o benim babam olabilirdi ama beni bu dünyaya mecbur bırakan da ondan başkası değildi.

"Canım kızım sana kaç kez, benimle düzgün konuşman gerektiğinin uyarısını yaptığımı bir daha hatırlatmama gerek yoktur umarım." dedi dişlerinin arasından. Sesindeki yapmacıklık, midemi bulandırmıştı.

"Yürü," kolumdan çekiştirmeye başlamıştı. "Kaç dakikadır sesleniyoruz, yine hayaller alemine dalmış!" bir yandan söyleniyordu. Avludan geçip, büyük basamaklara sahip merdivenlerden geçtiğimiz sırada hâlâ kolumu sıkmaya devam ediyordu. Büyük salona geldiğimiz zaman Arturo her zamanki tekli koltuğunda, elinde viski bardağıyla oturuyordu.

Sanki saatler önce kahvaltı sofrasında birlikte değilmişiz gibi başıyla beni selamladı. Babam olacak adi ise beni Arturo'nun karşısındaki üçlü koltuğa fırlattı. Bunca iş benim sayemde oluyorken, bana daha nazik davranmaları gerekmez miydi? Gözlerimi Arturo'ya dikip,

"Farkında mısınız bilmiyorum ama sevkiyatlar benim sayemde gerçekleşiyor. Sizin karşı karşıya gelemediğiniz insanlarla ben bağlantı sağlıyorum. Yerinizde olsam daha nazik davranırdım!" dedim. Söylediklerimin hepsi doğruydu. Arturo her ne kadar büyük bir narkotik baronu olsa bile hiçbir zaman bir korkaktan fazlası olamamıştı. En azından benim gözümde öyleydi.

THE MISSINGHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin